ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Siyonist Naziler

Mehdi Çetinbaş

15 Mart 2013 Cuma 10:04
  • A
  • A

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa’da yaptığı bir konuşma sırasında ırkçılıkla mücadele çerçevesinde, Nazizm ile Siyonizm’i aynı kefeye koyması Yahudi lobisini adeta çıldırttı. ABD Kongresi başta olmak üzere, dünyanın çeşitli yerlerinden güdümlü tepkiler gelmeye başladı.

Gerçeği söylemek gerekirse, Türk toplumunun Siyonizm algısının aslında Başbakan’ın söylemlerinden pek de farklı olduğu söylenemez.

Bizim jenerasyonumuzun bilhassa sağ kesimi, Yahudi, Mason ve Siyonizm düşmanlığı üzerine kurulmuş bir felsefe ile yetişmiştir.

1960’lı yıllarda başlayıp, 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar devam eden sürede, bütün sağ gurupların ortak paydaları, Yahudi, Mason ve Siyonist aleyhtarlığı üzerine kurulmuştu.

1967 yılıydı, o zamanlar Adapazarı’nda ortaokul öğrencisiydim. Gazeteci yazar Mehmet Şevket Eygi BUGÜN gazetesini yayınlıyordu. (Günümüzde yayınlanan aynı adlı gazete ile ilgisi yok) Gazete İslami bir çizgide ve sansasyonel bir yayın politikası vardı. Attığı birbirinden ilginç manşetlerle, Müslüman cemaati galeyana getiriyordu.

Bir gün manşette komünistler yer alıyor, diğer gün masonlar, öbür gün Siyonistler, sosyalistler, Marksistler ve daha akla gelebilecek her türlü farklı gruplar yer alıyor, bunların hepsi, şer odakları olarak ifade ediliyordu.
Bilhassa bu yayınlarda, masonluk özel bir yer işgal ediyordu. 14-15 yaşlarında olmamıza rağmen, biz çocuklar da bu yayınlardan etkilenirdik.

Rahmetli amcam gazeteyi düzenli olarak alır, hatta katkı olsun diye bir kaç gazete birden alır, kahvehane masalarına bırakırdı. Bana da, her gün Şevket Eygi’nin kaleme aldığı başyazıyı sesli olarak okuturdu.
Bir gün başyazının konusu “Mason Kimdir ve Nasıl Tanınır” idi. Geçmiş gün, masonların özellikleri ile ilgili birçok şey sayılıyor; ard arda sıralanıyordu. Şevket Eygi, yazıda kendine göre bir mason fizyolojisi de çiziyordu.

Eygi’ye göre mason; şiş göbekli, fötr şapkalı, keçisakallı ve ağzında puro ya da pipo olan bir adamdı. Bunların dışında da, zengin tabakaya mensup, üst düzey biri olması da çabasıydı. Bu tarifi okuduktan sonra, çevremde bu tarife uyan özelliklerden bir kaçını ya da birini taşıyanı görünce mason olduğuna hükmederdim.
Hatta birini de kendime göre kesin olarak bulmuştum. Yerli üretim yapan bir gazoz fabrikası vardı Adapazarı’nda. Sahibi, altında chevrolet arabası ve keçisakalıyla benim gözümde tam bir masondu.
Ortaokul bitti; İzmit’te liseye başladık. Yine de aynı hareketlerin içinde tüm hızıyla devam ediyorduk. Bu sefer biraz kademe atlayıp, üstat Necip Fazıl’ın eserlerini okuyarak büyüyorduk. Yahudi, mason ve Siyonizm baş düşmanımız olmaya devam ediyordu.

Hele üstadın Siyonizm ile ilgili düşüncesini öğrenmek, bizim için ona düşman olmaya yeterli bir ölçü idi.
Ne diyordu Üstat?

“Siyonist mi? Onlar yumurta pişirmek için dünyayı ateşe veren lanetlilerdir.”

Daha sonra, bu gün elli yaşın altındakilerin adını bile duyduklarından emin olmadığım, General Cevat Rıfat Atilhan kitaplarını okumaya başladık.

Atilhan’ı okuyunca, dünyada cereyan eden bütün olayların izahını Siyonizm’e göre izah etmeye başlamıştık. Dünyada her ne oluyorsa, mutlaka bunların ardında mason ya da Siyonistlerin parmağı vardı.

Buna delil bulmak çok kolay oluyordu. Komünizmin öncülerinden Troçki, Stalin (bildiğim kadarıyla Gürcü) ve daha birçok ismi sayarak bunların Yahudi olduğunu söyler, bu sistemin bilinçli olarak Yahudiler tarafından kurulduğunu iddia ederdik. Darvin’in Yahudi olduğunu söyler ve bu nazariyenin de kasıtlı olarak Yahudiler tarafından ortaya atıldığını iddia ederdik.

Dünyada ne kadar moda ve müzik akımı varsa, mesela hippiliğin Yahudiler tarafından insanların beynini uyuşturmak için oluşturulduğunu iddia ederdik. Kısacası her taşın altında mutlaka Siyonizm arardık.
Bir de kim tarafından yazıldığı belli olmayan, ancak baskı üstüne baskı yapan “Siyon Protokolleri” adlı bir el kitabımız vardı. Bu kitabı okuyunca Siyonizm’in nasıl da bütün dünyayı kuşattığına hayret eder, ağzımız açık kalırdı.

Aslında bunları okurken Yahudilik, masonluk ve Siyonizm’i abartarak psikolojik bir savaşta kendi kendimizi mağlup ettiğimizin farkına bile varmazdık.

Protokollerin temel yaklaşımı, bir grup Yahudi önderinin çok gizli olarak yaptıkları bir toplantıda dünyayı ele geçirmek ve tek dünya hükümeti biçiminde kendi evrensel krallıklarını kurmak için harekete geçmekti.
Güya bu kitapta ele geçirilen toplantı tutanakları yayınlanıyordu. Burada okuduklarımız akla ziyandı. Bu protokolleri okuyup da Siyonizm düşmanı olmamak mümkün değildi.

Örnek olması açısından aşağıda protokollerden sadece bir madde örneği veriyorum. Dileyenler internet ortamında daha geniş bilgi sahibi de olabilirler.

14. Protokol

" Diğer bütün inanç sistemlerini dünya üzerinden kaldırmalıyız.

" Elimize geçen her fırsatta yayınlayacağımız makalelerle, kendi lütufkâr yönetimimiz ile öncekileri karşılaştıracağız. Yahudi olmayan hükümetlerin hatalarını en belirgin bir biçimde vurgulayacağız. Onlara karşı çok büyük bir nefret aşılayacağız. Yahudi olmayanların devlet yapılarını çökertmek için el altından onları kışkırtıp, verdiğimiz faydasız yönetim şekilleri ile halkı bıktıracak ve yeniden huzursuzluklara, sefaletlere düşmektense, yönetimimiz altına girmeyi tercih ettireceğiz.

" Filozoflarımız, Yahudi olmayanların değişik inançlarının hatalı yönlerini tartışacaklardır. Fakat bizim inancımız, bizden başka kimse tarafından öğrenilemeyeceği ve sırlarımız açığa vurulmaya cesaret edilemeyeceği için, inancımızın bakış açısı asla tartışma konusu yapılamayacaktır.

" İlerici ve aydın olarak tanınan ülkelerde anlamsız, iğrenç ve nefret uyandıran bir edebiyat türü yarattık. Bu edebiyat türü hazırlayacağımız söylevler, projeler, anılar, makaleler ile bizden olmayanların düşüncelerini etkilemek ve onları, belirlediğimiz bilim anlayışı doğrultusunda biçimlendirmek için kullanılacaktır.”

Bizler yukarıda örneklerini verdiğim maddeler gibi sayısız protokolleri okuyarak büyüdük. Protokoller her ne kadar düzmece dense de İsrail’in günümüzde izlediği politika ile uyum göstermektedir.

Siyonizm’i sadece idealist bir Yahudi milliyetçiliği gibi göstererek masumlaştırma çabaları da artık geçerliliğini yitirmiştir.

Tayyip Erdoğan’ın Nazizm ile Siyonizm’i eşitleyen söylemi Yahudi lobisinin huzurunu kaçırmıştır. ABD senatosundan 89 senatörün imzalayarak Başbakanımıza gönderdikleri mektup bu açıdan çok önemlidir.
Başbakan son dönemlerde İsrail lobisinin fiyakasını fena halde bozmuştur. Artık bazı çevreler eskisi gibi İsrail lobisinden korkmaz hale gelmişlerdir.

Geçmiş dönemlerde gözümüzde büyüttüğümüz her taşın altında aradığımız, adeta bütün dünyaya yön verdiğine kendimizi inandırdığımız İsrail’in aslında pek öyle olmadığını da Erdoğan sayesinde öğrenmiş oluyoruz.

Başbakan aslında dil sürçmesi şeklinde bile olsa şuur altındaki bir gerçeği dile getirmiştir. Yahudi lobisi özür diletmek için elinden gelen gayreti gösterecektir.

Başbakan son söylemiyle surda önemli bir gedik açmıştır.

Bakalım önümüzdeki süreçte bu söyleminin arkasında durabilecek mi?


 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.