ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Siyasi İrade Halkın İradesidir

Mehdi Çetinbaş

08 Ağustos 2010 Pazar 18:59
  • A
  • A
27 Mayıs darbesi siyasetçilerin kimyasını öylesine bozmuş ki ,asker fobisini üzerlerinden kolay kolay atabileceğe benzemiyorlar. 27 Mayıs ile başlayan iktidarlar üzerindeki asker baskısı, beceriksiz ve korkak siyasetçiler yüzünden bu günlere kadar devam etmiştir.

Demokrasimiz üzerindeki asker vesayeti, Demirel’den yadigar kalan genetik bir mirastır. Askerin her diklenişinde “şapkasını alarak” gitmesi ve mizah dergilerine kapak olan davranışlarıyla Demirel bir devre damgasını vurmuştur.

Önce 12 Mart muhtırasına muhatap olarak iktidarı terk eden Süleyman Demirel, bağıra bağıra gelen 12 Eylül darbesi karşısında da bir şey yapamamış; sadece olayları seyretmekle yetinmiştir .Demirel, sürekli olarak idam sehpasında can veren Adnan Menderes’in akıbetini düşünerek politikada kararlı bir tutum izleyememiş, can korkusu, kararlı adımlar atmasını engellemiştir.

Bir devre damgasını vuran Demirel’in asker karşısındaki tutum ve davranışları, daha sonraki iktidarlar tarafından da devam ettirilmiştir. 12 Eylül sonrası Turgut Özal dönemi, bir geçiş dönemi olmasına rağmen, demokrasi üzerindeki asker vesayetinin kırılması için önemli çabaların gösterildiği bir dönem olarak hatırlanır.

Erbakan döneminde politikacılar, asker tarafından paspas gibi çiğnenmiştir

Özal’dan sonra gelen Başbakanlar, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller askerler ile bir problem yaşamamışlardır. Yılmaz ve Çiller yönetimleri, askerlerin dilediklerini özgürce yaptıkları, hatta uygulamanın önce, kararların sonra alındığı garip bir dönem olarak da hatırlanır.

Erbakan dönemi ise siyasetçinin askerler tarafından adeta bir paspas gibi ezildiği, itibarının sıfıra indirildiği bir dönemdir. Rakip politikacıların asker vasıtasıyla birbirlerine alicengiz oyunları oynadıkları günleri de unutmuyoruz. Askerlerin işlerini güçlerini bırakarak bütün enerjilerini iç politikaya yönelttikleri dönemi nasıl unuturuz.

Ülke savunması için planlar yapması ve stratejiler geliştirmesi gereken askerimizin, kimin karısının örtülü, kimin babasının sakallı, kimin namaz kıldığını araştırarak enerjisini tüketmesi sonucu yıpranması,bu günlere gelinmesine sebep olmuştur.

Üzerine vazife olmayan işlerle uğraşmaya alışan TSK personeli, bu işleri rutin haline getirmiş, zayıf iktidarlar döneminde sürekli olarak suç işlemiş, ancak kendisine yaptığı filler dolayısıyla hesap soran da olmamıştır.

Hele 28 Şubat kararları demokrasimiz açısından tam bir yüz karasıdır. Hem asker, hem de o dönemin (Cumhurbaşkanı dahil) muhalefet partileri açısından çok kötü bir demokrasi sınavıdır. Halkın oyları ile seçilen bir yönetimi; bu gün daha iyi anlaşılan, kurulu tezgahlarla yönetimden düşüren askerin sicili bu tarihte en bozuk seviyeye inmiştir. Asparagas haberlerle, güdümlü internet siteleri ile koparılan yaygaralarla alaşağı edilen siyasi iktidarlar, askerin ülkeyi dışarıdan yönetme arzusunu doruk noktaya çıkarmıştır. Gücün dayanılmaz cazibesine kapılan en düşük rütbeli subay bile, kendisini politikacıları azarlayacak makamda görmüştür.

Kurulur kurulmaz halk tarafından iktidara getirilen AKP, aslında halkın askeri vesayete duyduğu tepki ve öfkenin bir sonucudur. Halk AKP’den Türk demokrasisini rayına oturtma talebinde bulunmuştur. İktidara gelirken iş, aş ve ucuzluk gibi propagandalar yapmayan bir partiye bu kadar büyük teveccühün gösterilmesinin başka bir izahı da yoktur.

Cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğinden beslenen Cumhuriyet mitingcileri neredeler?

AKP iktidarını TSK’nın çok kolay hazmettiğini elbette söyleyemeyiz. İktidara gelişinden itibaren TSK başta olmak üzere çeşitli anayasal kurumların adeta muhalefet partisi gibi AKP’ye karşı tavırlarını unutabilir miyiz? Belli bir siyasi görüşe göre dizayn edilen anayasal kurumlar ve sözde sivil toplum kuruluşları kanalıyla yapılanları, bu milletin kolay unutacağını mı sanıyorsunuz.

Cumhurbaşkanı’nın örtülü ödeneğinden, ya da kuvvet komutanlıklarının ödeneklerinden nemalanan sözde sivil toplum kuruluşları, bugün neden aktif değiller. Devletin parası ile halkın iktidarını alaşağı etmek için kampanya yürütenler, yem boruları kesilince suskunluğa büründüler.

Nerede Atatürkçü düşünce dernekleri? Atatürk sevgisi ile yanıp tutuşan (!) bu derneklerimizin büyük çoğunluğu dernek binalarının masraflarını bile karşılamaktan acizler. Gönüllülük esasına dayanan dernekçilik faaliyetleri bile bu ülkede güdümlü olarak yürütüldü. Atatürk sevgisi en son limitine kadar sömürüldü. Asker gırtlağına kadar politikanın içine bulaştırıldı. Yüksek yargı başta olmak üzere,Genelkurmay Karargahı’na koşan, hazır ol vaziyetine geçen sivil askerler yüzünden bu ülke çok büyük sıkıntılar çekti.

2010 YAŞ kararları sırasında yaşanan olaylar, geçmişte yapılan hataların, teamül adı altında uygulanan garip kuralların bir sonucudur. Teamül adı altında oluşturulan, adeta anayasa ve kanunların da üstünde farz edilen, hatta neredeyse ilahilik vasfı kazandırılmaya çalışılan kurallar manzumesi ile, siyasi irade sürekli olarak yok farz edilmiştir.

Sivil bürokraside, birlikte çalışacağı bürokratı seçebilen iktidarlara, askeri cenahta bu hak tanınmamıştır. Daha doğrusu elinde olan hak kullandırılmamıştır.

Bugün gelinen noktada yaşanan olaylar, uzun yılların bir birikimi olarak ortaya çıkmıştır. Sivil kesimde yargılanan ya da tutuklanan bürokratlar hemen açığa alınırken, aynı durum asker için farklı uygulanmıştır. Genelkurmay Başkanlığı ,Türk yargısını hiçe sayarak yargılanan, hatta bir yıldır tutuklu olan muvazzaflarını bile görevden almamıştır. Hukukun üstünlüğü kuralı sivil için ayrı,asker için ayrı işletilmeye çalışılmıştır.

Siyasi iktidar bugün olması gereken yerdedir. Geçmişte olanlar yanlıştı. Elinde silah olan güçten, sürekli olarak darbe yapabilir diyerek korkan iktidarlar ile ülkede doğru dürüst bir yönetim gösterememişlerdir. Kendilerini La Yüs’el (dokunulmaz-kutsal) olarak gören TSK üst kademesinin hizaya sokulması ve kral çıplak denmesi için 2010 YAŞ zirvesi bir fırsat oluşturmuştur.

Haklarında tutuklama kararı bulunan muvazzaf ve emekli askerlerin, ordu evlerinde gizlenmeleri hukuki bir skandaldır

Daha önceleri teamül (!) gereği hazırlanan listelerin hükümete sunulması, sorgusuz sualsiz onaylanması TSK’yı denetimsiz bir başıboşluğun içine sokmuştur. Denetlenemeyen ve hesap verme sorumluluğu taşımayan görevlilerin neler yaptıkları ve yapabileceklerinin örnekleri önümüzde duruyor. Unutmayalım! Bu ordu anayasa gereği kendisinin baş komutanı olan Cumhurbaşkanlığı yemin törenini boykot ederek buna katılmamıştır. Geçmişte bu ve buna benzer bir çok siyasi tavır sergileyen komutanlara hiç kimse ne yapıyorsunuz diyemediği için bu günlere gelinmiştir.

YAŞ zirvesinde yaşananların ülkede bir gerilim olarak sunulması son derece yanlıştır. Ülkeyi yöneten, halktan onay alan siyasi otoritenin, askeri bürokraside de söz sahibi olmasından daha doğal ne olabilir. Aynı ocaktan aynı eğitim sisteminden geçerek yetişen komutanlar arasında, hükümetin meşrep olarak daha uyumlu çalışabileceği yönetimi belirlemesinde ne gibi sakıncalar olabilir.

Geçmişte internet andıcı olarak bilinen, güdümlü internet siteleri oluşturarak hükümet aleyhine yayın yaptırdığı tescil edilen bir paşayı görevden alması gerekirken, bırakın görevden almayı, Kara Kuvvetleri Komutanı yapmaya kalkan bir anlayışa hükümetin geçit vermesini nasıl isteyebilirsiniz.

Bağımsız yargı tarafından çeşitli suçlarla itham edilen insanları, sırf general unvanı taşıdıkları için kayırmak ve farklı muamele görmelerini istemek hukukun neresinde vardır. Türkiye bugüne kadar sürekli olarak üstünlerin hukukuna göre idare edilmiştir. Artık hukukun üstünlüğünün ikame edilmesi zamanı gelmiştir.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararlarına rağmen, polisin giremediği ordu evlerinde saklanan sanıkların TSK’ya verdiği zarar hiçbir şey ile ölçülemez. Haklarında tutuklama kararı bulunan sanıkların ordu evlerinde rahatça gizlenebilmeleri kamu vicdanında derin yaralar açmaktadır. TSK fazla zaman kaybetmeden bu sanıkları tez elden adalete teslim etmelidir.

2010 YAŞ kararları umarız Türkiye’de bir değişimin ve dönüşümün başlangıcı olur. AKP yönetiminin kararlı ve sabırlı tutumu sayesinde askeri vesayet kırılmış, demokrasinin önündeki en büyük engellerden biri yıkılmıştır. Bundan sonra iktidara gelebilecek olan yeni yönetimler de,hiç şüpheniz olmasın bu yolu takip edeceklerdir.

Bu son YAŞ kararları vesilesi ile TSK’nın yıprandığı şeklinde basında çıkan bazı yorumlara da katılmıyoruz. Aksine TSK bu zirveden güçlenerek çıkacaktır. En azından üzerine vazife olmayan bir çok işi gündeminden çıkararak ,görevine daha iyi adapte olacaktır.

TSK bundan böyle görev tanımını yenileyerek, ülkenin iç politikasından kendisini uzak tutacaktır. Siyasi iradenin, halkın iradesi olduğu gerçeğini kabul etmesi, TSK ile halkın kucaklaşmasını da sağlayacaktır. İşte bundan sonra gerçek TSK’yı, yapabildiklerini ve başarılarını hep birlikte görecek ve alkışlayacağız.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.