ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Siyasi fanatizm

Mehdi Çetinbaş

06 Mayıs 2013 Pazartesi 16:37
  • A
  • A

     Geçtiğimiz gün karşılaştığım bir arkadaşım, yazılarını okuyorum bayağı fanatik AKP’li olmuşsun diyerek şaka yollu takıldı.

     Kendisi de sıkı bir AKP yandaşı olan arkadaşımın latife olarak söylediği sözler beni gerçekten düşündürdü. Yazmış olduğum yazıları altı ay geriye doğru gözden geçirdim. Gerçekten de kahir ekseriyetinde AKP icraatlarını övücü yazıların bulunduğunu fark ettim.

     Görüntü böyle olsa da, acaba benim kendi vicdanımda durum böyle mi? Ben fanatik bir AKP destekçisi miyim? Kesinlikle hayır diye cevap verebilirim. Yazarken asla bir taraftar saikiyle yazmadığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

     Bunları düşünürken, politik geçmişimi gözden geçirmek geldi aklıma. Makarayı geri sararak, particilikte fanatik olup olmadığımızın ispatı için, farklı dönemlerde nasıl oy kullandığımızı açıklayalım istedik.

     Seçmen olarak ilk defa, 1977 yılında oy kullandım. O dönemde, bizzat gençlik kollarında yönetici olarak faaliyet gösterdiğim Adalet Partisine oy verdim. 1980 ihtilali sonrası, ilk seçimde 1983 yılında ANAP’a oy verdim. Bu seçimde, gönlümün partisi olan AP’nin devamı olarak kurulan DYP yasaklıydı.

     1987 ve 1991 seçimlerinde DYP’ye oy verdim.  Bu arada 1994 yerel seçimlerinde de, doğduğum yer olan, İzmit’in Uzuntarla Beldesi belediye başkanlığı için, DYP adayı olarak seçimlere katıldım ve kaybettim.

     1995 genel seçimlerinde Refah Prtisi, 1999 seçimlerinde ise MHP’ye oy vermişim.2002 yılından bu yana da oylarımı AKP’ye vermişim. Bu tablodan Allah aşkına, fanatik bir partili tablosu çıkıyor mu?

     Yine de kendimi denetleme ihtiyacı hissetim. Ey Mehdi; gerçekten de fanatikleşiyor musun sorusunu kendime sorma ihtiyacı duydum.

     Oturdum bilgisayarın başına, CHP’nin politikalarında olumlu olarak niteleyebileceğim bir şey bulmak için kafa yormaya başladım. Sonuçta oy vermesem de, mutlaka iyi düşündüğü,  ya da benim fark etmediğim bir şeyler mutlaka vardır diye saatlerce düşündüm.

     Ekonomi ve gidişat ile ilgili söylediği, ya da vaad ettiği aklıma yatan somut bir şey hatırlayamadım. Tam tersine,1994 yılında kırk milyar dolar değer biçilen Türk Telekom ihalesini, Mümtaz Soysal’ın uğraşarak Anayasa Mahkemesinde iptal ettirişi aklıma geldi ve kan beynime sıçradı.

     On sene sonra, zar zor altı buçuk milyar dolara satılabilen Telekom da uğranılan zararın vebali CHP’ye aittir. Kimse bana o dönemde, CHP yoktu SHP vardı gibi şark kurnazlığı yapıp cevap vermesin. Bu günkü CHP kadrolarının o dönemde SHP adıyla mecliste olduğunu unutmasın.

     1994 yılında iç borcun 16 milyar dolar olduğunu hatırlarsak, durumun ciddiyetini daha iyi kavrarız.Eğer o dönemde Telekom satılabilmiş olsaydı, bu gün şikayetçi olduğunuz,ülkeyi parselleyip satmakla itham ettiğiniz AKP belki de olmayacaktı.

     CHP’nin olumlu olarak yaptığı şeyler bulmaya çalıştıkça, baktım ki bulmak bir yana, sinirlerim tahrip olmaya başlıyor hemen düşünmekten vazgeçtim. Her defasında anayasa mahkemesine baş vurarak, kemikleşmiş bir ideolojik yapıya bürünmüş bu kurumdan çıkardıkları 367 kuralı aklıma geldi, yeniden sinirlerim bozuldu.

     Üniversitelerde bin bir zorlukla okumaya çalışan, Anadolu’nun farklı şehirlerinden gelen genç kızlarımızın, üniversite kapılarında zorla başını açtıran rektörler ve idareciler aklıma geldi. Antep istilası sırasında, Fransız askerleri el uzattığı için namus sayılan ve Sütçü İmam öncülüğünde kurtuluş mücadelesine vesile olan baş örtüsünün, CHP militanları tarafından kızlarımızın başından zorla çıkarılışı aklıma geldi ve bütün gece boyunca uykularım kaçtı.

     Baş örtüsü düşmanlığı ile adı yan yana anılan Fatma Nur Serter Hanımefendinin,CHP tarafından meclise taşındığını hatırladım.  Yine CHP’nin yumurta ikizi, DSP başkanı Bülent Ecevit’in, Merve Kavakçı’nın yemin merasimi sırasında, boyun damarlarını şişirerek avazı çıktığı kadar “Bu kadına haddini bildirin” diye bağıran sesi kulaklarımda çınladı.

      Bütün bu olumsuzluklara rağmen,CHP’nin dış politikası ile ilgili, acaba olumlu bir şeyler bulabilir miyim diyerek yeniden kafamı zorlamaya başladım. İnanın aklıma hiçbir şey gelmedi. AB,Orta Doğu,Kafkaslar, Balkanlar,ABD,NATO,İslam Teşkilatı  kısaca aklınıza gelebilecek her konuyu tarttım, dişe dokunacak bir şey bulamadım. Sonra da kendi kendime sordum. Sahi CHP’nin gerçekten de bir dış politika görüşü var mı?

     Sadece diplomasi adı altında, bir gazetecimizi kurtarıyoruz görüntüsüyle, halkını katleden ESED’in propagandalarına alet olan birkaç CHP milletvekilinin Şam’da çekilmiş boy boy fotoğraflarını gazetelerde gördük.

     Daha fazla sinirlerimi yıpratmamak için, CHP konusunu düşünmemek ve zihnimin arka planına atmak noktasında karar kıldım.

     MHP konusunda ise, çok fazla konuşmak istemiyorum. Devlet Bahçeli’nin uyguladığı ilkesizlik politikası sonucu,partinin içine düştüğü durum malum. İçindeki muhafazakarları büyük ölçüde tasfiye eden MHP,kendisini yüzde on beşlik bir oy bandına hapsetmiştir.

     Son söylemleriyle Türkiye partisi olmaktan ziyade, sadece Türk etnik kökeninden gelenlere seslenmeyi yeğleyen MHP, seçmen kitlesini de böylece sınırlandırmıştır. Bu kitlenin de büyük bir kısmından tasvip görmeyen MHP, baştaki yöneticilerin ,” küçük olsun benim olsun” politikasıyla idare edildiği müddetçe yerinde sayacaktır.

     Değerli okurlar, on bir yıldır iktidarda olup ta yıpranmayan ve istatistiklerde halen yüzde elli oy bandında bulunan bir partiyi eleştirmenin zorluklarını yaşadığımı ifade etmeliyim.

     Her siyasi iktidara rahatlıkla yöneltilen ve somut verilere dayanmayan, yolsuzluk iddiaları dışında söyleyeceği bir şeyi olan varsa buyursun. Yolsuzluk iddialarının muhatabı ise mahkemelerdir. Elinde delili olanlar, bunları mahkemeye sunar ve neticesine göre biz de bir şeyler söyleriz.

     Tekrar söylüyorum; kesinlikle ön yargılı değilim. Çözüm sürecine desteğim de, ülkenin birlik ve beraberliği çerçevesindedir. Sizden tek farkım; dereyi görmeden paçayı sıvamamamdır. Bu sürecin devamı ve desteklenmesi ile kaybedilecek bir şey olmadığını defalarca yazdım.

     Eğer savaşa devam diyorsak, nerede kalmıştık diyerek bunu yeniden başlatmak hiç te zor değil. Ben otuz yıldır devam eden bu kirli savaşta, yeterince ailenin ağladığına inanıyorum. Bundan sonra kimse ağlamasın diyorum.  

     Siyaseti hiçbir zaman bir futbol fanatiği zaviyesinde görmedim.                                                                       

     Soruyorum; acaba beni eleştirenler kendi geçmişlerini ne derece kurcalayabilirler?

     Önce şu iğneyi kendimize bir batıralım bakalım! Ondan sonra çuvaldızı düşünelim!

YORUM YAZ
TOPLAM 2 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - GÖKTÜRK:20 Mayıs 2013, Pazartesi 00:12

    Kısacası mehdi bey ben durumu özetliyeyim bu nasıl bir çelişkidir onlardan değilim diyorsunuz onların sitesinde yazarlık yapıyorsunuz yanılıyormuyuz yoksa bu bir çelişkimi?

  • - tokat60:06 Mayıs 2013, Pazartesi 23:54

    yani her zaman güclünün yaninda oldugunuzu dogrulamis oldunuz.. güce tapiyorsunuz!