ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Seçimlerde Son Düzlük

Mehdi Çetinbaş

07 Haziran 2011 Salı 22:19
  • A
  • A
12 Haziran seçimlerinde artık son düzlüğe girildi. İddialı olan partiler son deparlarını atarak ipi göğüslemek isteyecekler.

Bütün kamuoyu araştırma şirketleri AKP oylarını en az %45-47 bandında gösteriyor. Bu oranı % 52 oranında gösteren araştırmalar da var.

Siyasi partilerin yaptıkları seçim propagandalarını ve mitingleri izliyorum. Meydanlar tıklım tıklım ağzına kadar dolu. Herkes meydanlara bakarak kendisinin oy oranını belirliyor. Bilhassa muhalefet, kamu oyu araştırma şirketlerinin kendi oylarını düşük, AKP oylarını yüksek gösterdiğini ifade ediyor. Velhasıl bir kavgadır sürüp gidiyor.

Son on yıldır, Türkiye’de çok ilginç bir seçmen profilinin geliştiğini söyleyebilirim. Bunu yakın örneğini çevremden de gözlemliyorum. AKP seçmeninin büyük bir kısmı, kavgaya ve militanlığa çok uzak bir seçmen kitlesi. Yanında oy verdiği partisi hakkında çok olumsuz görüşler yüksek sesle dillendirilirken bile sessiz kalmayı yeğleyen bir seçmen.

Geçenlerde bir taziye için bulunduğum bir ortamda, kendi tanımına göre Atatürkçü, laik ve demokrat bir bayan, oturanları adeta esir almış, başbakan hakkında demediğini bırakmıyordu. En az otuz kişinin bulunduğu bahçede kimsenin sesi çıkmıyordu.

Baktım olmuyor ben sesimi yükselttim “ Bayan burası bir taziye evi, karşındaki insanlar gelenekleri gereği sana tahammül ediyorlar, yoksa burada sana haddini bildirecek çok sayıda insan var” dedim. Bayan yine iktidar partisi için ağzına geleni söylemeye devam etti. Bir anda topluluk arasında bir dalgalanma oldu. Partili olduğu anlaşılan kadına karşı tepki sesleri yükselmeye başladı. Hatta yaşlıca bir amca, nezaket kurallarını da aşarak, Kılıçtaroğlu için galiz bir küfür savurdu.

CHP halkın yüzde yetmişini dışlayarak, zaten iktidara aday olmadığını peşinen kabul ediyor.

Taziye evi bir anda siyasi bir kavganın odağı haline geldi. Ben de yaptığım çıkıştan dolayı pişman olmuştum. Birkaç kişi, bayanı oradan uzaklaştırdılar. Bu sefer de AKP yandaşları susmuyordu. Ben de bu kavgayı başlatma suçunu işlemiş olmaktan dolayı çok mahcup olmuştum. Herkesten özür diledim.

Orada bulunanlardan biri” gerek yok özüre” dedi. “ Bunlar hep böyle, hem milleti tanımazlar, hem de onu yönetmeye talip olurlar. Daha bunların çok fırın ekmek yemeleri lazım” diye beni teselli etti.

CHP gerçekten de ilginç bir parti. Yönetim kademesiyle ve söylemleriyle, halkın neredeyse yüzde yetmişini dışlıyor ve sonra da onlardan oy almaya çalışıyor. Cenaze törenine katılıyorlar, cemaat cenaze namazı kılarken, kenara çekilip seyrediyorlar, sonra onlardan oy bekliyorlar. Bütün Türk halkına deklere edecekleri seçim beyannamelerini, tam da Cuma namazı saatinde basın toplantısı ile açıklıyorlar.

Aralarından bir Allahın kulu çıkıp da “beyler bugün Cuma, bu saatte erkeklerin neredeyse yüzde yetmişi camidedir. Bu toplantıyı bir saat sonra yapalım” demiyor. Demiyor çünkü partinin üst yönetiminin o taraklarda bezi yok. Hatırlatan gazetecilere de genel başkan yardımcısının cevabı tam bir ibret vesikası “ne olacak Cuma namazı bir kere de kazaya kalsın!”

Yukarıda örneklerini verdiğim diyalogların ve kararların sahipleri olan yöneticiler tarafından idare edilen CHP, bu milletle kucaklaşacakmış! Güldürmeyin beni!

En iyi Türkiye fotoğrafını çekenler, yurt dışında yaşayan Türklerdir.

Siyasi parti liderleri bir gelenek çerçevesinde seçim mitinglerini yapmaya devam ediyorlar. Bu mitinglerin ve alanda toplanan kalabalıkların seçim tahminlerinde çok etkili olduklarını sanmıyorum. Halk arasında yaygın olarak anlatılan bir anektod vardır. 1965-70 yılları arasında çok popüler olan bir politikacı vardı. Osman Bölükbaşı. Gerçekten de en kalabalık mitingleri o yapardı. Hitabetiyle bütün kitleyi etkilerdi. Fakat sandıklar açıldığında millet oyunu başka partilere vermiş olurdu. Bölükbaşı da bu durumu bildiği için toplanan kalabalıklar için “ başak çok ama içinde dane yok” derdi.

Aynı şeyi, ne yalan söyleyeyim, Kemal Kılıçtaroğlu’nu dinlerken hatırlıyorum. Hiçbir temele dayanmayan, soyut projelerle, popülist bir politikayla Kılıçtaroğlu 1980 öncesi politikacıları andırıyor. Belediye başkanlığı seçimlerinde, halim selim bir insan portresi çizen Kılıçtaroğlu, Genel başkan olarak girdiği bu seçimde gerçek yüzünü ortaya koymuştur. Kendi deyimiyle; Başbakan’ın “dişlerini sökecek” kadar vahşileşen bir portre çiziyor.

Türkiye’nin görüntü fotoğrafını en iyi çekenler, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarıdır. Karşılaştığım bütün gurbetçilerin istisnasız yüzde doksanı, Türkiye’nin son sekiz yılda büyük bir gelişme kaydettiğini söylüyorlar. Eskiden Türk olduklarını söylemekten çekinenler, şimdi göğüslerini gere gere ben Türküm diyebildiklerini söylüyorlar.

Etrafındaki, Yunanistan dahil; bütün ülkelerin ateş çemberi içinde olduğu bir dönemde, Türkiye’nin istikrarlı büyümesini elbette çekemeyenler var. Bütün dünyada global ekonomik krizin yaşandığı bir ortamda, Türkiye’deki işsizliği diline dolayanların, bu ülkeye ne tür bir ufuk açabilecekleri konusunda somut hiçbir veri yoktur.

Uğraşarak, didinerek, hükümetin kontrol altına aldığı enflasyon artık durağan hale gelmiştir. Asıl gelişme ve iyileşme bundan sonra yaşanabilir. Hiç bir zaman seçim ekonomisi uygulamayan bir hükümet sayesinde bu istikrarı yakaladık.

Muhalefetin gözü yüz milyar dolara ulaşan merkez bankası rezervlerindedir. Geçmişte olduğu gibi bunu yine yağmalayarak, bu milleti elli sent’e muhtaç hale getireceklerdir. AKP yönetiminin beş milyar dolar civarına indirdiği İMF borçlarını, yeniden hortlatmak isteyen güçlerin ittifakı yurt dışında da destekçiler bulmuştur. Türkiye’yi yeniden faiz sarmalına almak isteyen dış ekonomi çevreleri CHP’ye açıktan desten vermeye başlamışlardır.

Yalnız başına büyük bir mücadelenin içine giren AKP yönetimi, anlaşıldığı kadarıyla uluslar arası destek konusunda bu seçimde yalnız kalacaktır. Geçmişte AKP’ye 2007 seçimlerinde destek verdiği söylenen uluslar arası sermaye çevrelerinin bu seçimde AKP aleyhtarı yayınlar yapmaları, kanaatimce AKP’ye puan kaybettirmeyecektir.

Tam tersine bu yayınlar AKP için artı puan anlamındadır. Geçmişte Türkiye’yi kendi para politikaları ile sömüren ve borç sarmalında kıvrandıran örgütler, AKP’ye istediklerini yaptıramamışlardır. IMF ile anlaşmayan, başka kaynaklardan para temin eden AKP yönetimi, Yahudi destekli uluslar arası sermaye çevreleri tarafından kara listeye alınmıştır.

Muhalefetin tek amacı, AKP’yi 330 sayısının altına çekmektir

12 Haziran 2011 seçimleri, Türk demokrasi tarihi açısından çok önemlidir. Seçimleri şayet AKP kazanırsa, Türk demokrasi tarihinde, Demokrat Partiden sonra üçüncü kez seçim kazanan bir parti olacaktır. AKP aynı zamanda Demokrat partiye ait olan en fazla iktidarda kalma (on yıl) rekorunu da kıracaktır.

Seçimlerde son düzlüğe girilirken, seçimleri kimin kazanacağı konusunda pek farklı görüşler yok. Bazı muhalefet temsilcilerinin, avcı palavralarından bile daha az inandırıcılığı olan söylemlerini bir kenara bırakırsak, seçimlerin tek favori partisinin AKP olduğu aşikardır.

Muhalefetin iktidara gelmek gibi bir iddiası zaten yok. Tek hedef, AKP’yi 330 sayısının altında bırakma savaşı. İktidar olmak için 276 sayısının yeterli olduğu bir ortamda, bu sayıyı çok rahat tutturması beklenen AKP, 330 sayısının altında kalırsa neredeyse seçimi kaybetmiş olarak ilan edilecek.

İçimden “nereden nereye geldik” diyorum. Zamanında 12 Eylül anayasasını yerden yere vuranlar, şimdi ona sıkı sıkıya sarılıyorlar.

AKP de muhalefet e uyum sağlamış; onlar da öyle şartlanmışlar ki, 330 sayısının altında kalırlarsa neredeyse matem ilan edecekler.

Bu satırları yazdığım sırada son beş güne girmiş durumdayız. Türkiye belki de tarihinin en önemli seçimlerinden birini yapıyor. Bu seçimler 12 Eylül anayasasının ortadan kaldırılması için son şanstır. Bundan sonra böyle bir fırsatın yakalanması çok zordur.

Muhalefetin iç ve dış desteklerle birlikte statükoyu koruma uğruna bu derece ayak diretmesini ibretle izliyorum. Çok değil bundan sadece dört yıl önce, 2007 yılı nisanında bu ülkede yaşanan utanç dolu günleri biz unutmadık. Demokrasinin ırzına tasallut etmek isteyen güçlerin, sabırla nasıl da püskürtüldüğünü hatırlatmak istedim.

27 Nisan kalıntılarına listelerinde yer vererek onları meclise taşıyanlara, bu milletin pirim vereceğini sanmıyorum.

12 haziran bu millet için büyük bir fırsattır. Bu fırsatın heba edilmemesi için çok dikkatli olmalıyız. Oyumuzu kullanırken çok ama çok hassas davranmalıyız.

Oyumuzu çok ses veren boş teneke misali politikacılara değil, ayakları yere sağlam basan, gelecek on yılların projesini üreten politikacılara vermeliyiz.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.