ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Sabır ve susma orucuna devam

Mehdi Çetinbaş

10 Nisan 2013 Çarşamba 13:15
  • A
  • A

     Uzun zamandır Silivri konusuna girmiyorum. Aslında girmek de istemiyordum. Hatasıyla sevabıyla devam eden bir yargı süreci var. Bunun sonucunu beklememiz gerek. Ancak gelişen olaylar bu konuya girmemize sebep oldu.

     Hatasıyla sevabıyla sözünü bilinçli olarak kullandığımı ifade etmek istiyorum. Silivri’de gerçekten de suçu olmadığı halde yatanların bulunduğuna da inanıyorum. TSK’nın geçmişteki yapısı içinde, emir ve komuta kademesi çerçevesinde hareket eden subayların mağdur oldukları muhakkak.

     Aleni olarak darbe teşebbüsüne katılan insanları, emir komuta zinciri çerçevesinde hareket etti diyerek aklamak ne derece hukuka uygundur. Hukuk bilmeyen bir çobanı , nasıl ki işlediği suçtan dolayı mahkum ediyorsak, amirlerinin hukuksuz talimatlarını uygulayan askerleri de cezalandırmak gerekir.

     Silivri yargılamaları, en azından ordumuz içinde geçmişte var olan ast üst uygulamalarındaki hukuk dışılığı ortadan kaldıracaktır. Eminin ki bundan sonra , ordu komutanı bile olsa ; hiçbir üst rütbeli, emrindeki alt kademeye kanunsuz bir talimat vermeyecektir. Verse bile, bu talimat bundan sonra yerine getirilmeyecektir.

     Silivri’de bu gün yargılanan zihniyet, darbenin neredeyse askerin doğal bir hakkı olduğu  düşüncesinin meşru sayıldığı bir dönemden kalmadır. Devletin en üst bürokratik kademelerinin, Genel Kurmay Başkanlığı’ndaki Fevzi Çakmak Salonu’na davet edilerek, oradaki  üsteğmenlerden birifing alışlarını hala unutmadık .

   “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” derler. Gerçekten de insan hafızası unutma özürlüdür. AK Parti’nin iktidara gelişinin ilk dönemlerinde yapılanları ne çabuk unutuyoruz. Halkın yüzde kırkının oylarını alan bir parti, anayasa mahkemesinde nasıl da kapanmanın eşiğinden döndü.  Bunları ne çabuk unutuyoruz.

     Kartel basınında her gün yayınlanan çarşaf çarşaf irtica haberleri halen gazete arşivlerinde duruyor. Ha geldi ha gelecek denen irtica, AK Parti, gücünün zirvesinde olmasına rağmen nedense hala gelmedi.

     YÖK toplantılarını hatırlayanlarınız var mı? Bütün canlı yayın araçları kapıda bekler ve toplantıdan sonra canlı yayına geçerlerdi.  Küçük dağları ben yarattım havasındaki rektörler, asli işlerini bir kenara bırakıp, hükümeti eleştirmeyi birinci görev addederlerdi.

     Bu örnekleri neden sayıyorum. ? Türkiye’nin yakın geçmişi bile çok çabuk unutuluyor. Şayet anayasa mahkemesi, AK Parti'yi kapatmış olsaydı bu gün bunları konuşuyor olabilir miydik?

     Geçmişte yurt dışında yaşayan ve tatile gelen insanların anlattıklarını dinler ve imrenirdik. Onlar Avrupa’da Genelkurmay Başkanı dahil olmak üzere, hiçbir komutanın adını bilmediklerini, çünkü bunların hiç televizyonlarda görünmediklerini söylerlerdi.

     Bu gün biz de yavaş yavaş oralara gidiyoruz. Şu anda emin olun, Genelkurmay Başkanı'nın dışında ben de hiçbir komutanın adını bilmiyorum. Aslında bilmem de gerekmiyor. Askerin  pozisyonu, popüler olup halkın karşısına çıkmayı gerektirmiyor. Asker kışlasında vazifesini yapmakla görevlidir. Bu gün asker gerçek görevine dönmüştür.

     Türkiye geçmişte gerçekten de çok anormal bir süreç yaşamıştır. İnsanımızın zihnine kazınan, Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi uhdesinde olan askerin, gerektiğinde darbe yapma hakkına sahip olduğu anlayışı, bizi uzun süre demokrasiden uzak tutmuştur.

     Aslında anayasada olmayan bir hakkı kullanan TSK, psikolojik bir baskı sonucu bütün siyasi iktidarları sindirmeyi ve gölgesinde bırakmayı başarmıştır. 27 Nisan bildirgesine karşı hükümetin gösterdiği tepkiye karşın, askerin darbeyle karşılık verememesi sonucu, TSK mevzi kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştır.

     Bu gün TSK üst düzey komuta kademesinin Silivri’de yatmasını anormal görenler, geçmişte ordunun darbe yapma hakkının olduğuna inanan ve bunu meşru gören çevrelerdir. Aynı çevreleri geçmişte biz, Cumhuriyet mitinglerinde “Ordu Göreve” pankartı altında yürürken de görmüştük.

     CHP ve MHP’nin Silivri politikasını anlamak çok güç. MHP’yi  kısmen anlayabiliriz, onun savunması  olan Engin Alan Paşa’nın milletvekili olarak orada tutulmasına karşı çıkmayı elbette anlayabiliriz. CHP ise tam bir çelişkiler yumağı.

     Ergenekon davasındaki uzun tutukluluk süresine karşı çıkmayı herkes anlayabilir. Anlaşılamayan şey ise orada yatanların peşinen suçsuz olduklarını savunarak yapılan hukuk dışı eylemlerdir.

     Dünyanın neresine giderseniz gidin, mahkeme salonunu basarak oradaki yargıçlarla tartışamaz ve hakaret edemezsiniz. Sürekli olarak kaldırılmasını talep ettikleri dokunulmazlık zırhının arkasına sığınarak görülmekte olan bir davanın bir gün ertelenmesine sebep olan CHP milletvekillerinin bu ülkede demokrasi olmadığını söylemeye hakları yoktur.

     CHP’liler bu davranışlarıyla ne yapacaklardır? Mahkeme önüne götürdükleri binlerce kişiyle cezaevini basarak içerdeki mahkumları dışarı mı çıkaracaklardır? Böylesine hukuksuzluklara çanak tutan bir parti, ülkeyi yönetmeye talip olabilir mi.? Olsa bile halktan istediği desteği alabilir mi?

     Kimse kusura bakmasın. Türkiye bu gün her zamankinden daha fazla demokrasinin yaşandığı bir dönemin içindedir. Geçmişte anormal olduğu halde normal gibi yaşanan süreç bu gün tam olarak yerine oturmuştur.

     Türk milletinin göz bebeği olan Türk ordusunu, kendi çirkin emelleri için baskı unsuru olarak kullanan derin güçler, büyük bir hayal kırıklığı ve travma yaşamaktadırlar. Hayatlarının hiçbir dönemlerinde akıllarına gelmeyen milliyetçilik zırhını kuşanarak, bu süreci geriletebileceklerini sanan zavallılar, bundan da bir şey elde edemeyeceklerdir.

     Sürekli olarak yazıyorum. Önümüzdeki süreç çok sancılı geçecek. Türkiye iç organlarındaki bütün pislikleri temizliyor. Bu iş büyük bir sabrı ve perhizi gerektiriyor.

     Bir müddet daha sabır ve susma orucuna devam!

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - sergen:10 Nisan 2013, Çarşamba 17:46