ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Rahmet ve merhamet gülü

Mehdi Çetinbaş

18 Nisan 2013 Perşembe 07:21
  • A
  • A

    Ol Rebiülevvel ayı nicesi
    On ikinci gice isneyn gecesi
    Ol gice kim doğdu ol hayrü’l-beşer
    Anesi anda neler gördü neler

     İçinde bulunduğumuz hafta  “Kutlu Doğum Haftası”. Diyanet İşleri  Başkanlığı 1989 yılından itibaren, nisan ayının genellikle üçüncü haftasını kapsayan günlerde, büyük törenlerle Peygamber efendimiz S.A.V’in doğum gününü  kutlama törenleri düzenliyor.

     Kavmiyetçilikten imtina ederim ancak, Peygamber sevgisinde Türk toplumuna bir ayrıcalık tanınması konusundaki düşüncelerim de sabittir. Allahın Rasulünü  sevme  ve onu yüceltme konusunda , birinci sırada olduğumuzu söyleyerek övünmekte de bir beis görmüyorum.

     1409 yılında Süleyman Çelebi tarafından kaleme alınan, Peygamberimizin hayatını anlatan manzum bir eser olan Vesilet ün Necat, (Kurtulus Vesilesi) halkımız tarafından öylesine benimsenmiş ki, adı değiştirilerek MEVLİD adını almış ve sosyal hayatımızın bir parçası haline gelmiştir.

     Bu gün Türk toplumu, bir gelenek formuna soktuğu Mevlid’i, ölüm,doğum,nişan, nikah ve aklınıza gelebilecek her türlü törende okuyarak, Peygamber sevgisini dile getirmektedir.

     Peygamber sevgisinin bir tezahürü olan Mevlid,tüm Osmanlı coğrafyasına yayılmıştır. Süleyman Çelebi’nin mevlidi, Osmanlı coğrafyası etki alanında yaşayan, Çerkes, Arnavut, Boşnak,Gürcü ve Kürt  toplumları tarafından da kendi dillerine aktarılarak okunur hale gelmiştir.

     Yazımızın başına aldığımız Süleyman Çelebi mevlidinden yapılan alıntıda, doğum tarihi olarak verilen Rebbiülevvel ayının on ikinci gecesi , miladi takvimde 20 Nisan tarihine denk düşmektedir. Peygamberimizin doğum tarihi ,yapılan uzun araştırmalar sonucu 20 Nisan 571 tarihi olarak tescil edilmiştir.

     20 Nisan gününü içine alacak şekilde düzenlenen kutlu doğum etkinlikleri ,her yıl artan bir düzeyde bütün topluma mal olmuş ve devlet töreniyle de kutlanır hale gelmiştir. 14 Nisanda İstanbul Sinan Erdem Kapalı Spor Salonunda yapılan program gerçekten de görülmeye değerdi.

     Kardeşlik temasının bu yıl öne çıkarıldığı programda, tam anlamıyla bir duygu yoğunluğu yaşandı. Solunu hınca hınç dolduran,  farklı etnik kimliğe mensup, farklı farklı düşüncelere sahip insanlar, aynı sevgi halesi çerçevesinde, görmeden aşık oldukları Allahın Habibi için gözyaşı döküyorlardı.

     Bu program sırasında gördüğüm insanların akıttığı göz yaşları, öylesine gerçekti ki; bunu ilk bakışta anlayabiliyordunuz. O Habibin hasretiyle, katıla katıla ağlayan yaşlı bir teyzeye gözüm ilişti. O teyzem eminim ki kaybettiği birinci derece yakınları için o kadar gözyaşı dökmemiştir. Ağlamanın en tabi karşılandığı bu programı ,ben de göz yaşları içinde izledim.

     Bizim toplumumuzdaki peygamber sevgisi o derece yücedir ki, hayatımızın her safhasında ona yer vermişizdir. En güzel şiirlerimizi onun için yazmışızdır. Evlerimizde, ofislerimizde arabalarımızda, kısacası her yerde; Allahın adıyla birlikte O Resul-Ü Zişan’ın adını sürekli olarak yan yana kullanmışızdır.

    Osmanlı divan şiiri geleneği içinde yetişen binlerce divan şairi vardır. Peygamber sevgisi Divan Şiirinde öylesine istisna bir yere konulmuştur ki; içinde peygamberimiz için yazılmış bir Naat olmayan divan, mürettep divan olarak kabul edilmez.

     Baştan sona bir sanat edebiyatı olarak kabul edilen Divan Şiiri, çeşitli benzetmeler, mazmunlar kullanarak, dolaylı anlatımı tercih etmiştir.  Divan Şiir,i en güzel  mazmunu peygamberimiz için kullanmıştır. O’nun remzi (sembolü) Gül’dür. Edebiyat ve sanatta gül kelimesi, asırlar boyu Peygamberimizi temsil etmiştir. Halen de temsil etmeye devam etmektedir.

     Divan şiirimizin tartışmasız zirvesi Fuzuli; Allah Habibi’nin ehlibeytinin Kerbela’da çektiği susuzluğu dile getiren, ona izafeten yazılan muhteşem eseri olan ” SU “ kasidesinde, hem Resul , hem de ehlibeyt sevgisini öyle anlatır ki; sanatın zirvelerinde dolaşır.

     Aşağıda, Fuzuli’nin su kasidesinden alınan beyitlerdeki Peygamber sevgisi ve övgüsünün muhteşemliğine bakar mısınız. Bu benzetmeler, normal şartlarda bir insanın aklına ,yüz yıl düşünse ihtimaldir ki  gelmez.

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile
doyursun), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine
su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)

     Peygamber öyle bir güldür ki, dünyadaki bütün gül bahçelerini sulayan bahçıvanlar bir araya gelse, itinayla gülleri sulasalar, O Habibin yüzünün güzelliğinde bir gül elde etmeleri mümkün değildir. Şu ifadenin mükemmelliğine bakar mısınız! Ya şu aşağıdaki beyit!

Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n'ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim
ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek
dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)

     Peygamberin güzelliğinden bahsederken, onu sağlığında göremeyen insanlar hasret gözyaşları dökerler. Kirpiklerden süzülen gözyaşları  sel olur. O güzelliğe bir an önce kavuşmak isterler. O dökülen gözyaşları bir gül fidanını sulamaya benzer. Güzel bir gül elde etmek için dökülen su (gözyaşı) hiç boşa gider mi? (Çünkü o gözyaşı sizi peygambere götürecek.)

     Kutlu doğum haftasında katıldığım programda bol bol gözyaşı döken insanlar gördüm. O akan gözyaşları öylesine tabi, öylesine doğaldı ki; ben o gözyaşlarını çok sevdim. Bir edebiyat öğretmeni olarak, meslek hayatım boyunca SU kasidesini ,kim bilir kaç kez öğrencilerime okuttum ve anlattım.

     Fuzuli’nin kasidesini gerçek anlamıyla kavramak için,program sırasında katıla katıla ağlayan teyzemizi görmemiz gerekiyormuş.

     Siz de Peygamberimiz için bol bol göz yaşı dökün ve ağlayın. Sakın ola ki kimseden utanmayın.

      O döktüğünüz gözyaşları, rahmet ve merhamet gülüne can suyu oluyor bilesiniz.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.