ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Politikada aşk ve nefret

Mehdi Çetinbaş

25 Haziran 2013 Salı 15:47
  • A
  • A

Sosyal medyadan mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışıyorum. Günlük takip süremi neredeyse dörtte bire düşürdüm diyebilirim. Bir köşe yazarı için bunun bir eksiklik olacağını söyleyebilirsiniz. Emin olun bir eksiklik değil. Birkaç gündür kafam çok rahat.

İnsanların birbirleriyle olan ilişkilerinin bozulduğunu duyuyorum. Bir arkadaşım, bazı yeğenlerinin kendisini facebook hesabından sildiklerini anlatıyor. Bir başkasından da, buna benzer sanal dünya kavgaları duyuyorum.

Benim profilimde de, daha önce söylediğim gibi çok farklı görüşten insanlar var. Bir kısmı gezi olaylarına tamamen kendini kaptırıp başbakana lanetler okurken, bir başkası da,onu ölesiye savunuyor. Eskilerin deyimiyle, tam anlamıyla ifrat ve tefrit arası bir durum .

Çok farklı görüşler savunmalarına ve fikirlerine iştirak etmememe rağmen, herkesi seviyor ve saygı duyuyorum. Onlar beni silmedikleri sürece, kimseyi de profilimden silmeye niyetim yok.

Ben bir yazar olarak görüşlerimi özgürce yazıyorum. Aynı şeyin başkaları tarafından da yapılmasını büyük bir saygıyla karşılıyorum.Eleştiriye de aynı saygı çerçevesinde tamamen açığım. İnsanların hepsinin aynı düşüncede ve aynı yapıda olmaları insan yaradılışına aykırıdır.

Hem felsefede, hem de tasavvufta bir kural vardır; “ her şey zıddıyla kaimdir” derler. Mesela güzel tasavvurunu bizde oluşturan şey, çirkin kavramıdır. Bu durum bütün sıfatlar için geçerlidir. İyi-Kötü, Az-Çok,Varlık-Yokluk, Uzun-Kısa ve aklınıza gelebilecek her sıfatta bu durum mevcuttur.

Sıfatlar sonuçta tasavvur olarak oluşur. Böyle olunca, her ferdin kendi tasavvuruna göre zihninde oluşan bir sıfat vardır. Bu sıfat sadece o fert, ya da tasavvurla sınırlı olur. Bunun en iyi örneği güzellik kavramıdır.

Buna örnek olacak Leyla ile Mecnun mesnevisinde Fuzuli güzel bir hikaye anlatır.

Mecnun, Leyla’nın aşkından çöller düşmüş, insanlardan kopmuş, hayatını sahralarda geçirmektedir. Bu arada, halk arasında şöhreti de iyiden iyiye yayılmıştır.

Bir gün, zengin bir kabile reisi kervanıyla giderken , çölde perişan vaziyette dolaşan Mecnunu uzaktan görür. Kim olduğunu merak eder. Adamları hikayesini kabile reisine anlatırlar. Kabile reisi çok merak eder ve Mecnun’un aklını başından alan Leyla’yı görmek ister.

Leyla’yı gören adam, büyük bir hayal kırıklığı içindedir. Ona göre; kara, kuru, çelimsiz hatta yüzüne bakılamayacak derecede çirkin olan bu kızı, ailesi neden Mecnun’a vermemiş ve onu çöllere düşürmüş diye söylenir. 

Hemen adamlarına haber verip, Mecnun’u çölde buldurup getirtir. Aklınca Mecnun’a büyük bir iyilik yapacaktır. Kabilesinin önde gelen seçme ve güzel kızlarını sıraya dizer, Mecnun’a “beğen, hangisini seçersen seni onunla evlendireceğim ve kırk gün kırk gece düğün yapacağım” der.

Mecnun kafasını kaldırıp hiç birinin yüzüne bakmaz. Adam sinirlenir; “Ben o Leyla denen kadını da gördüm. Çirkin kara, kuru ve çelimsiz biri, o kızda ne buldun” der

Mecnun’un cevabı tokat gibidir. “Siz ona benim gözlerimle bakmadınız ki.”

İşte değerli dostlar, insanlar akıl ve mantık sınırlarını aşarak, aşk ve nefret gibi iki uç noktada bulundukları sürece, birbirleriyle anlaşamazlar ve orta yolu bulamazlar.

Bir gurubun gözü, Tayyip Erdoğan nefretiyle kör olmuş. Ne yaparsanız yapın; hangi delilleri sunarsanız sunun, bir şey anlatmanız mümkün değildir. Yine bunun tersi, diğer tarafta da Erdoğan aşkı ve fanatizmi oluşmuş, aynı şeyler burada da söz konusudur.

Akıl ve mantığın hakim olması gereken siyaset alanına, daha çok duyguların ön plana çıktığı aşk ve nefret karışırsa ,buradan sağlıklı bir sonuç elde edilemez.

Herkes, kendi doğrularına inanıp onu söylüyor. Duymak istediği şeyleri söyleyen televizyonları izliyor, okumak istediği şeyleri yazan gazeteleri okuyor. Böyle bir ortamdan sağlıklı bir sonuç çıkmasını bekleyebilir misiniz?

Bu eylemlerin başladığı andan bu yana, işin gerçeği ben ne istendiğini tam olarak anlamış değilim. Her kafadan bir ses çıkıyor. Tayyip Erdoğan nefreti ortak paydasında birleşen, birbirine benzemez taleplerin olduğu bir ortamdan nasıl bir sonuç çıkar.

Mesela o eylemlerde ön saflarda rol alan TKP’lilerin söylemlerinde görülen, “Mahallenizdeki Kürt esnaftan alışveriş yapmayın” söylemi herkesin ortak paydası mıdır?

Yine o eylemlerde yer alan, Gay ve Lezbiyenlerin talepleri olan, ayni cinslerin evlenmesine onay verilmesi herkesin ortak talebi midir?

Üçüncü köprü ve Arnavutköy havaalanının yapılmasına karşı olmak, gezi parkı protestocularının ortak bir paydası mıdır?

Bu ve buna benzer sayısız örnekleri çoğaltmam mümkündür. Kısacası Saadet Partili bir Tayyip Erdoğan karşıtı ile oradaki herhangi bir karşıt aynı şeyleri mi düşünüyorlar.

Bütün bu saydıklarımızın yanı sıra, başta Erdoğan olmak üzere, AKP yönetimi de oluşan bu nefretin sebebini mutlaka bulmak zorundadır.

Sanal ortamda öfkesine yenik düşüp, ”benden sonra tufan” mantığıyla , sırf Erdoğan düşmanlığı sebebiyle farkında olmadan Türkiye düşmanlığı yapanlar çok dikkatli olmalıdırlar.

Dünyanın her yerinde eksiği ve gediği ile birlikte, demokrasi ile yönetilen tüm ülkelerde, yönetimin değişme şekli sandıktır. Bunun başka bir yolu yoktur. 

Liderlerin hepsi gelip geçicidir. Baki olan millettir. Bu gerçeği hepimiz çok iyi kavramalıyız. 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.