ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Padişah-Şehzade-Lala

Mehdi Çetinbaş

06 Kasım 2013 Çarşamba 17:34
  • A
  • A

    Zamanın birinde bir ülkenin padişahı, veliahtı olan oğlunu en iyi şekilde yetiştirmek için seferber olmuş.

     Ülkenin en iyi hocaları emrinde, her istediği yerine getirilir, ne isterse anında olurmuş.

     Nasıl olmuşsa genç şehzade, okuduğu bazı kitaplar sayesinde ava merak sarmış. Lalası da şehzade için özel av partileri düzenler, kurmuş olduğu özel ekiple şehzadeyi eğlendirir, av merakını gidermeye çalışırmış.

     Av partileri bazen günlerce devam eder, akşamları da klasik avcı muhabbetleri olurmuş. Bazı avcılar başlarından geçen abartılı av hikayelerini anlatıp eğlenirlermiş.

     Bir akşam yine böyle muhabbet devam ederken, şehzade hazretleri de aşka gelip, bir geyik avı macerasını anlatmaya başlamış. En sonunda da “geyiğe bir ok attım geyik kebap oldu” diye bitirmiş.

     Diğer avcılar şaşkın şaşkın bakmaya başlamışlar.

     Durumu fark eden lala, hemen söze girip anlatmaya başlamış.

     “Niye öyle şaşkın şaşkın bakıyorsunuz! Şehzadem geyiğe ok atınca, ok geyiğin böğrünü deldi, oradan çıkıp bir taşa çarptı, taştan sıçrayan kıvılcım yandaki çalıları tutuşturdu. Geyik bu ateşin içine düşüp pişti; bizde afiyetle yedik” diye sözlerini bağlamış.

     Şehzade mağrur bir şekilde lalasına bakmış.

     Yine av partileri devam etmiş. Bir başka akşam şehzademiz işi biraz daha abartarak “bir ok attım göl oldu “ deyivermiş.

     Diğer avcılar alaylı ifadelerle lalaya bakarak “hadi bakalım bu sefer işin içinden nasıl çıkacaksın” der gibi sırıtırlarken, lala hemen söze girmiş.

    “ Evet evet çok iyi hatırladım”  demiş.

   “ Şehzadem bir yaban keçisine ok atmıştı. Ok keçiyi vurduktan sonra bir taşa çarpmış o taşı parçalamıştı. Taş bir su gözesini kapatıyormuş. Taş parçalanınca su fışkırmaya başladı. Oradaki çukuru doldurup göle dönüştü. Biz de o gölde bir güzel yıkanmıştık”diye güzel bir kılıf bulmuş.

     Şehzade ağzı kulaklarında, başıyla tasdik ederek lalasını hayran hayran dinlemiş.

     Mutad olduğu üzere, av partileri devam etmiş.

     Yine böyle bir akşam, muhabbet sırasında şehzade aşka gelerek “bir ok attım zerde oldu “ deyivermiş.

     Tabi ki doğal olarak gözler hemen lalaya çevrilmiş. Bakalım bu sefer lala ne anlatacak diye merakla beklenirken.

     Lala kendisinden beklenmeyen bir tepkiyle şehzadeye dönerek:

-       A şehzadem öncekilerde pek problem olmadı ama… Şimdi ben dağ başında pirinci, şekeri, sütü, safranı, yumurtayı bin bir çeşit malzemeyi nerden bulayım  demiş.  

                                       **********************

     Başbakanımız bazen durup dururken, yok yere gereksiz gündemler oluşturur.

     Son olarak ”üniversiteli kızlar ve erkekler aynı evlerde kalıyorlar; bu konuya el atacağız, gerekli şeyleri yapacağız” ifadeleri tabiri caizse gündeme bomba gibi düştü.

     Bu konudaki görüşümü açıklamaya bile gerek duymuyorum. Böyle bir duruma razı olabilecek ana baba sayısının yok denebilecek kadar az olduğunu da biliyorum.

     O zaman problem nerede diyeceksiniz?

     Problem şurada:

     Siz Avrupa birliği uyum yasaları çerçevesinde, reşit olan insanların kendi rızalarıyla olan nikahsız birlikteliklerini zina olmaktan çıkarmışsınız. Kişinin kendi şikayeti olmadıkça, kanunların yaptırımlarını ortadan kaldırmışsınız.

     Tut ki böyle bir durum var. 19 yaşındaki bir üniversiteli kız, erkek arkadaşı ile aynı evde kalıyor. Buna nasıl bir yaptırım uygulayacaksınız. Şu anki yasalarda buna engel bir durumun olmadığı bilinmiyor mu?

     Başbakan, mizacı gereği kendisine iletilen konular üzerinde bazen hiç düşünüp tartmadan fikirler serdediyor.

     Kanaatimiz odur ki; bu konunun yasalarla çözülmesi mümkün değildir. Problem aile kavramının ve aile temelinin sağlam bir yapıya kavuşturulmasıdır. Bu konu eğitim temelinde çözüme kavuşturulmalıdır.

     Birbirleriyle yakınlık bağı olmayan kız ve erkeklerin aynı evi paylaşması konusunda bir anket yapsanız, eminim ki toplumun yüzde doksan dokuzu buna karşı çıkacaktır.

     Bütün bunlara rağmen, az da olsa dünyanın her yerinde rastlanabilecek olan bu duruma, elbette ülkemizde de örnekler çıkacaktır.

     Bu durumu genelleyerek, üniversite gençliğini töhmet altında bırakmak hoş bir davranış, ya da söylem değildir

     Başbakanımızın bize göre maksadını aşan sözler olarak söylediğini sandığımız ifadelerini, Bülent Arınç ve Yalçın Akdoğan’ı yalancı çıkarmak pahasına sürdürmesi  de hoş olmamıştır.

      Başbakan’ı, çoğu icraatlarında açıkça destekledik, ileride doğru yaptığı şeylerde de desteğimizi yine sürdüreceğimizi  ifade ederken, bu konuda yaptığı açıklamanın yersiz olduğunu söylemeden geçemeyeceğiz.

     Bunları ifade ederken, bahsedilen konudan da rahatsız olduğumuzu elbette ifade edebiliriz. Anadolu’dan gelip, maddi imkansızlıklar sebebiyle çeşitli tuzaklara düşen kızlarımız ile ilgili zaman zaman basına yansıyan haberler de okuyoruz

     Başbakan’ın gündeme getirdiği konunun birinci muhatapları, öğrenci aileleridir. Konunun bu şekilde dile getirilmesinden ziyade, aileler bazında bir uyarı yapılmış olsaydı daha iyi olurdu kanaatindeyim.

     Yasal olarak yapılabilecek hiçbir şey yokken, bu konunun bu şekilde gündeme gelmesi bize göre AKP hanesine yazılan bir eksi puandır.

     Reşit insanların, evlilik dışı bir arada kendi rızalarıyla yaşamalarını suç olmaktan çıkaran  bir hükümetin, aynı konudan şikayet etmesi yanlıştır.

     Başbakan zaman zaman öfkeyle bir takım şeyler söylüyor. Sözcüler ve danışmanlar bu sözleri ellerinden geldiğince tevil etme yoluna giriyorlar.         

     Son olayda tevil de pek işe yaramadı.

     Yukarıdaki fıkrayı bunun için sizlere sundum.

     Allah kimseyi Bülent Arınç’ın durumuna düşürmesin. 

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Murad ALEMDAR:09 Kasım 2013, Cumartesi 19:28