ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Orduda Genaral mi Yok?

Mehdi Çetinbaş

31 Temmuz 2011 Pazar 10:56
  • A
  • A
Yüksek Askeri Şura toplantıları öncesi,Genel Kurmay Başkanı başta olmak üzere, üç kuvvet komutanının görev süreleri bitmeden emekliliklerini istemeleri, Türkiye’de beklenildiği gibi bir kaos meydana getirmedi. Doğrusunu söylemek gerekirse, hiç kimse bu olayı hayretle de karşılamadı.

Balyoz davası ve onu takip eden internet andıcı davaları sebebiyle tutuklu bulunan, emekli ya da muvazzaf 400 civarındaki TSK personelinin, üst komuta kademesinde büyük rahatsızlıklara sebep olduğu zaten biliniyordu.

AKP iktidarından önce hiçbir sorgulamaya tabi tutulamayan, adeta La Yüsel bir konumda olan TSK, yıllardır teamüllerle yönetmeye alıştığı kurumun, artık kanunlarla yönetilmeye başlanmasından rahatsız olmuşa benziyor.

Bizim ülkemizde bir anayasal kurum olma özelliğindeki TSK’ya, nedense ilahi bazı özellikler yakıştırılmıştır. Halk arasında peygamber ocağı olarak tanımlanan bu kurum, acaba bu tanıma yakışır bir davranış içinde olmuş mudur? Ne gezer! Tam tersine, bu ülkede ordu ve üst kademe denince, din düşmanlığı ve dindarlara karşı baskı akla gelmiştir.

Bu ülkede, yıllarca irtica ve şeriat geliyor propagandası ile halk kitleleri arasına korku salınmıştır. Dininin gereklerini özgürce yerine getirmekten başka bir muradı olmayan insanlar, çeşitli yaftalarla suçlanarak, adeta dünya zindanına mahkum edilmişlerdir.

Başbakanlık konutunda, toplantı sırasında rakı içmeyi marifet sayan komutanlar gördük.

TSK bu ülkede, kendi bünyesindeki dindar insanlara tahammül edememiştir. Her sene YAŞ toplantılarında, yüzlerce subay namaz kıldığı, ya da oruç tuttuğu için görevden uzaklaştırılmıştır. Bu subaylar hakkında tutulan bilgi notları, tam anlamıyla bir rezalet ve hukuksuzluk örneğidir.

Bu ülkede askeri üst kademe, kanunen amirleri olan siyasileri, sürekli olarak aşağı görmüş, emir almak şöyle dursun, tam tersine, siyasileri oyuncağa çevirmişlerdir. Dönemin başbakanlarına en ağır hakaretleri yapmışlar, sokaklarda tankları yürüterek sözüm ona balans ayarı çekmişlerdir.

Başbakanlık konutunda yapılan toplantılarda, ikramda bulunan garsona “Evladım bana rakı getir” diyerek konutu meyhane olarak algılayan, bunu da övünerek gazetecilere anlatan komutanlar sayesinde bu ülke yıllarca yerinde saymıştır.

Bir çok akademik unvanı isimlerinin önünde taşıyan devletin üst düzey bürokratları (Yüksek yargı mensupları başta olmak üzere), kendilerine gönderilen zorunlu davetlere tıpış tıpış giderek, Genel Kurmay karargahında üsteğmenlerden Atatürkçülük dersi alırken hiç mi utanmamışlardır.

Geçmiş dönemlerde yapılan askeri şura toplantıları ile, şimdikiler arasında acaba ne tür bir yapısal bir fark vardır? Çok fazla bir fark olduğunu söyleyemeyiz. Toplantılar, yine aynı kadrolarla yapılmaktadır. Arada bir fark vardır. Hükümet, toplantıların eskiden olduğu gibi teamüllerle değil, yasalarla yürütülmesini sağlamaktadır. Eskiden olduğu gibi,komutanların önünde bulunan, siyasilerin incelemesine izin verilmeyen, sadece imzalamaları istenen dosyalarla yürütülen YAŞ toplantıları artık gerilerde kalmıştır.

Hiç unutmam ; 1990’lı yıllarda parlamentoda bulunan ve Milli Savunma Komisyonu’nda görev yapan bir milletvekili arkadaşım anlatmıştı. ”Generaller,Genel Kurmay Başkanlığı bütçesi görüşülürken, ellerinde kalın kalın klasörlerle toplantıya gelirler. Başkan oturumu açar, çok kısa süren nezaket konuşmaları ve iyi dilek temennilerinden sonra, komisyon üyelerinin kabul imzalarının bulunduğu sayfayı imzalar ve geri verirdik. Hiç birimiz o dosyanın içindeki bütçe talebine bakmaya cesaret edemezdik.”
Sonuçta o dosyada bulunan, Genel Kurmay için talep edilen para miktarının gizli kalması diye bir şey mevzubahis olamazdı. Burada önemli olan, milletvekillerinin kendilerini bir baskı altında hissetmeleri hadisesine vurgu yapmaktır.

Emekliliklerini isteyen komutanların davranışı tam anlamıyla bir şovdur.

29 temmuz 2011, Türk siyasi tarihinde çok önemli bir gün olarak yerini alacaktır. Geçmişte siyasileri sindiren, onları baskı altına alan, yeri geldiğinde darbe ile alaşağı eden TSK üst kademesi, siyaset karşısında ilk defa olması gerekeni yapmışlardır. Ülkeyi yöneten ve sorumluluk alan, halka hesap veren siyasi irade karşısında boyun eğmişlerdir. Olması gereken de budur.

Genel Kurmay başkanı ile birlikte emekliliklerini isteyen kuvvet komutanlarının davranışı, tam anlamıyla bir şovdur. Bu komutanlar emekliliklerini istemeselerdi, yasa gereği zorunlu olarak 30 Ağustos 2011 tarihinde zaten emekli olacaklardı. Sizin anlayacağınız komutanlar sadece emekliliklerini bir ay öne çekmişlerdir.

Bu memlekette yıllarca politika yapan, politika yapmaktan askerliğe fırsat bulamayan kadroların yavaş yavaş tasfiye olduğunu söyleyebiliriz. Son zamanlarda ortaya çıkan, çuval çuval fişleme belgeleri ile bu komutanların ne ile uğraştıkları daha net olarak anlaşılmış oldu.

Hele “İnternet andıcı” adıyla yargıya intikal eden dosya, tam anlamıyla bir fecaat. Bir ordu düşünün! Paravan isimlerle internet siteleri kurduruyor. Bu siteler kanalıyla halkı yönlendirmeye çalışıyor. Bununla yetinmiyor, bu sitelerde hükümet aleyhine kampanyalar yürütüyor, kamuoyu yaratmaya çalışıyor. Siz olsanız ne yaparsınız.

Milletten toplanan vergilerle oluşan bütçeden alınan paralarla, milletin temsilcilerine provokasyon düzenleyen insanları sorgulamak ne zamandan beri haksız yargılama oldu. Tabi geçmişte bu tür olaylar sıradan, vaka-i adiyeden sayıldığı için , hazretler bu durumu içlerine sindiremiyorlar.

Geçmişte sürekli olarak hukuku çiğneyen, karşılığında da hiçbir müeyyide ile karşılaşmayan insanlar, yaptıkları fiillerin hesabını vermeye başlayınca rahatsız olmuşa benziyorlar. Unutmayalım, sivil irade halktan oy alarak o makamlara gelmesine rağmen, sürekli olarak hesap verme durumunda olmuştur.

Unutmayalım bu ordu, 27 Mayısta darbeyle bütün generallerini görevden almıştı.

Son yaşanan durumu bir kriz olarak lanse edip, ellerini ovuşturarak ülkede kaos meydana gelmesini bekleyenler, fena halde yanıldıklarını göreceklerdir. TSK’yı, başta bulunan üç beş general ile özdeşleştirmek son derece yanlıştır. Türkiye,binlerce yıllık devlet geleneğine sahip bir ülkedir. Sistemi ve yönetimi asla şahıslarla kaim değildir.

Unutmayalım bu gün adından bahsettiğimiz TSK, 27Mayıs 1960 tarihinde, albaylar seviyesinde darbe yaparak, neredeyse bütün generallerini ya tutuklamış, ya da görevden uzaklaştırmıştı. O zaman zaafa uğramayan otorite, şimdi mi zaafa uğrayacak. 1960 yılında generali kalmayan ordu dağılmadı da, şimdi 14 general ya da amirali tutuklu olan ordunun morali bozulacak, ya da iş yapamaz hale gelecek. Güldürmeyin insanı!

Kim ne derse desin Türkiye iyi yöne doğru ilerliyor. Demokrasi hızla bu ülke topraklarında kök salıyor. Eskiden, siyasi otorite ile ters düşen askerler, siyasi otoriteyi istifaya zorlarlardı şayet bunu başaramazlarsa darbe yaparak yönetime el koyarlardı.

Şu anda ise normal olaylar cereyan ediyor. Siyasi otorite ile ters düşen bürokratın yapması gereken şey ne ise o yapılıyor. En doğrusu istifa etmek, ya da emekliliğini istemektir. Bu gün olan şeylerin anormal gözükmesi, geçmişte yaşananların bir yansımasıdır.

Muhalefet partilerinin bu durumdan nemalanmaya çalışmaları, beyhude bir çabadır. Geçmişte kendilerinin yapamadığını yapan bir iktidara saygı duymaları gerekirken, verdikleri abuk sabuk demeçlerin faturasını, bu milletin en kısa zamanda önlerine koyduğunu göreceklerdir.

Bize göre Türkiye’nin hızla demokratikleşmesinin en büyük amili, Türk halkının kullandığı oylardır. Türk halkı, seçilmişlere karşı kurulan komploların hepsini bozarak, hatta son on yılda verdiği desteği arttırarak komplocuları çaresiz duruma düşürmüştür.

Milleti aldatmayan, millet ile iyi diyaloglar kuran politikacılara bu millet her zaman sahip çıkmıştır. Korkak ve pısırık politikacılardan bu ülke çok çekti. Artık buradan geriye dönülmesi mümkün değildir. Milletle kavga edenler, eninde sonunda mağlup olurlar.

Sözlerimizi ; bu durumu çok güzel anlatan Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi’nden alınan bir beyit ile sonlandıralım.

Civânmerdân-ı milletle hazer gavgâdan ey bidâd
Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetten

(Ey adaletsiz kişi; milletin yiğit evlatları ile kavga etmekten kaçın
Senin zulmünün kılıcı, onun dökülen kanının ateşi karşısında erir gider)
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.