ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Neye Evet, Neye Hayır

Mehdi Çetinbaş

04 Ağustos 2010 Çarşamba 18:15
  • A
  • A
Türkiye gerçekten de çok garip bir ülke.12 Eylül 2010 tarihinde anayasa değişikliği için halk oylaması yapılacak. Muhalefet partileri ülke sathına dağılmışlar, şehir şehir dolaşıp, propaganda çalışmaları yapıyorlar.
Gariplik bu işin neresinde diyeceksiniz. Ben de onu anlatmak istiyorum. Anayasaya hayır oyu isteyen bir muhalefet, bu yasaları tek tek sayarak neden bunlara karşı olduğunu halka izah etmez mi? Ne gezer efendim; meydanlarda anayasadan tek kelime ile bahseden bile yok. Varsa yoksa iktidara yüklenmek ve onun icraatlarını eleştirmek yoluyla kampanya yürütüyorlar.
Halk, bu anayasa oylaması ile nelere evet ya da hayır diyecek, maalesef bu hay huy içinde gürültüye gidiyor. İktidar partisi bu değişiklikleri elden geldiğince halka anlatmaya çalışıyor ancak, onlar da muhalefete cevap vereceğiz diyerek konuyu yeterince dile getiremiyorlar.
Anayasa değişiklik paketi sanki üç maddeye endekslenmiş gibi görünüyor. Anayasa Mahkemesine üye seçimi ve üye sayısının değişimi ile ilgili madde, HSYK ile ilgili Madde ve 12 eylül darbesini yapanlara yargı yolunun açılması ile ilgili maddeler sürekli öne çıkıyor. Oysa anayasa değişikliği paketi, vatandaşı birinci derecede ilgilendiren çok önemli konuları anayasa teminatı altına alıyor.
Bilinen maddelerin aksine ilk beş maddeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Birinci madde çocuklar, yaşlılar ve engellilerin özel olarak korunmasını amaçlıyor. Bunun ile ilgili zaten çeşitli yasal düzenlemelerin olduğunu söyleyebilirsiniz. Ancak bu konunun anayasaya girerek teminat altına alınması sayesinde, sosyal devlet olarak bu konuda yeni yasaların devreye gireceğini hatırlatmamız gerekir. Devlet anayasal bir zorunluluk olarak, bu konuları çözme durumunda olacaktır.

Bundan sonra ailenin korunması konusunda gevşek davranan iktidarlar, anayasa suçu işlemiş olacaklar.

İkinci madde, insanların kişisel bilgilerinin korunması konusunu kapsıyor. Geçmişte aklına esenin insanları fişlediği, andıç adında bilgi fişlerinin tutulduğu, devlet kademesinde görev yapacak olan memurlar ile ilgili yapılan soruşturmalarda bu bilgilerin hoyratça kullanıldığı halen hafızalarımızda taptaze olarak durmaktadır. Artık bu işlere son verilecektir. Bu işleri yapanlar, anayasa karşısında suç işlemiş olacaklardır. Velev ki bu işi asker bile yapmış olsa…
Üçüncü madde seyahat özgürlüğü konusunu kapsıyor. Ne yani insanlar daha önce dilediği yere gitmede özgür değil miydiler dediğinizi duyar gibi oluyorum. Maalesef değildi. Vergi dairesine olan üç kuruşluk borcunuz yüzünden, bilgisayar ağına verilen yurt dışına çıkışınızın engellenmesi kararı, sizi hava alanından çeviriyordu. Sıradan bir memurun bilgisayar ağına yazdığı borç yazısı, seyahat hürriyetinizi engelliyordu.
Bu durum hem öylesine dramatik sonuçlar ve maddi kayıplara sebep oluyordu ki, telafisi mümkün değildi. Borcunuzu o anda ödeyip çıkmanız da mümkün değildi. Paranızı vergi dairesine ödedikten sonra ,birkaç gün yasağınızın kalkmasının bilgisayar ağına düşmesini beklemek zorunda kalıyordunuz. Şimdi ise durum değişiyor. Yurt dışına çıkış yasağı koymak için hakim kararı gerekiyor.
Dördüncü madde ailenin korunması ve çocuk haklarını anayasal teminat altına alıyor. Sık sık gazetelerde okuduğumuz aile dramlarının ortadan kaldırılması için hükümetlere anayasal görev veriliyor. Artık aile ve çocuk haklarını korumada gevşek davranan iktidarlar anayasa suçu işlemiş olacaklar.
Beşinci madde ise memurlara toplu sözleşme hakkının tanınmasını anayasal teminat altına alıyor. Bugün kurulu olan memur sendikalarının anayasal teminatları yoktu. Artık memur sendikaları hükümetlerin karşısına daha sağlam, tüzel kişilikleri ve yapıları ile çıkacaklar. Yasanın grev konusunu kapsamadığı söylenebilir, ancak başlangıç için bunun bile bir devrim olduğu unutulmamalıdır.
Ekonomik-Sosyal Konsey kurulmasından tutun, anayasa mahkemesine bireysel başvuru hakkının tanınmasına varıncaya kadar bir çok yasal düzenlemenin yer aldığı yeni anayasa değişikliği, muhalefetin çarpıtmalarından dolayı yeterince tartışılamamaktadır.

Kılıçtaroğlu, kayısıyı, fındığı, pamuğu nasıl anayasaya sokacak hep birlikte göreceğiz.

CHP lideri Kemal Kılıçtaroğlu’nun seçim propagandaları esnasındaki halka hitabı, adeta 12 Eylül öncesi Demirel-Ecevit kavgalarını andırıyor. Tam anlamıyla kayıkçı kavgası olarak nitelenebilecek bu propaganda ile, Kılıçtaroğlu’nun ne elde edeceğini hep birlikte göreceğiz.
Pek yakın bir ihtimal olarak görünmese de, şayet kendisi iktidara gelirse, kayısıyı, fındığı, çayı, pamuğu, kavunu, karpuzu, patatesi, soğanı, sarımsağı ve bil umum sebze ve meyveleri nasıl anayasa maddeleri kapsamına alacağını hep birlikte göreceğiz. Seçmeni sadece hayata midesinden bağlı bir varlık olarak gören bu anlayış bakalım ne kadar pirim yapacak.
Referandum oylamasını, AKP iktidarı için bir güven oylaması şekline dönüştüren muhalefet partileri, ateşle oynadıklarının farkında değiller. Referanduma sunulan anayasa değişiklikleri ile ilgili en ufak bir söz dahi söylemeyen, konuşmalarının tamamına yakınını hükümet ve icraatlarını eleştirmeye ayıran muhalefet, sonuçlar açıklandığında şayet evet çıkarsa, bunun sonuçlarına da katlanmak durumundadır.
Propagandasının omurgasını 12 Eylül darbesinin üzerine oturtan AKP de buradan pek fazla bir sonuç çıkmayacağını çok iyi kavramalıdır. Darbenin üzerinden otuz yıl geçti. Darbe sırasında on dört ya da on beş yaşının altında olanların, bundan direkt etkilendiklerini söyleyemeyiz. Bu durum bizi şöyle bir sonuca götürür. Şu anda kırk beş yaş ve altındaki seçmenler için, 12 Eylül pek fazla bir anlam ifade etmez.
Bu olayı dramatize ederken, bizzat olayları yaşamayan insanlar üzerinde nasıl bir etki yaratabileceğinizi iyi düşünmeniz gerekir. Kırk beş yaş ve altı seçmen kitlesinin, seçmen sayısının çoğunluğunu oluşturduğunu bilirsek, kampanyamızı daha doğru temeller üzerine oturtabiliriz. Bireysel özgürlükleri ön plana çıkaran değişimlerin vurgulanması, kitle üzerinde daha etkili olacaktır.
Gerek CHP, gerekse MHP, bu kampanya sırasında kendi stratejileri gereği, herhalde gerginlik politikası yürütüyorlar. CHP, referandumda evet diyeceğini açıklayan kendi milletvekili Eşref Erdem’i ihraç istemi ile disiplin kuruluna verirken, MHP lideri Bahçeli ise, 12 eylülün çilesini çeken ülkücülere “Ülkücü Müsveddesi” demekten bile çekinmiyor.
Referanduma sayılı günler kaldı. Her lider kalabalık topluluklara hitap ediyor. Birileri fena halde yanılacak. Çok az zaman kaldı, hep birlikte göreceğiz.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.