ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Ne pahasına olursa olsun, yeter ki silahlar sussun!

Mehdi Çetinbaş

15 Nisan 2013 Pazartesi 18:28
  • A
  • A

     Akil insanlardan oluşan heyetler,  geçtiğimiz hafta çalışmaya başladı. Bu çalışmalardan ilginç görüntüler ortaya çıkıyor. Ülkemizin bazı kesimlerinde yapılan, ülke bölünecek propagandasının  az da olsa etkili olduğu anlaşılıyor.

     Ege, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde, milliyetçilik söylemlerinin etkisinde kalan bir gurup vatandaşımızın, çözüm konusunda kafalarının karışık olduğunu anlıyoruz.

     Ben kendim de bizzat değişik söylemlerle karşılaşıyorum. Akan kanın durması ve terörün sona ermesi noktasında, hemen hemen herkes hemfikir durumda. Peki  terör nasıl sona erdirilecek konusuna sıra gelince, herkes farklı ağızdan konuşmaya başlıyor.

     Klasik olarak kullanılan söylem “Bu kadar Mehmetçik boşuna mı can verdi. Örgütle yapılan bu pazarlık devletin zaafı değil mi? PKK bunu bir zafer olarak görüp, olayı daha da ileri taşımaya çalışmayacak mı?” gibi ve daha birçok farklı soru ard arda sıralanıyor.

     Dünyanın her yerinde, teröre karşı verilen mücadeleler ve terörün sona erdirilmesi için yürütülen müzakereler ola gelmiştir. Kitlesel bir tabana dayanan ve siyasileşen terör örgütleri ile mücadele etmek son derece güçtür.

     PKK terör örgütü ile verilen mücadelede yapılan taktik hatalar, bizi bu günlere getirmiştir. Geçmişte son derece sınırlı bir tabana dayanan ve kitle desteğinden yoksun olan örgütle mücadele stratejisinde yapılan en büyük hata, tabiri caizse kurunun yanında yaşın da yakılması şeklinde tezahür etmiştir.

     Terörle mücadele etmek için oluşturulan koruculuk sistemi, kısmen fayda getirmiş gibi görünse de, bu durum uzun vadede bölge halkı arasında güvensizliğe sebep olmuştur. Devlet desteğini arkasına alan eğitimsiz korucu kadroları ,bazı yerlerde adeta kendi devletlerini oluşturmuşlardır.

     Terör sebebiyle güvenlik zafiyeti oluşan bölgede, kötü niyetli olan herkes durumdan istifade etmeye çalışmıştır. Kaçakçılık başta olmak üzere (Buna bazı güvenlik mensupları da dahil) her türlü yasa dışılık başını almış yürümüştür.

     PKK ile mücadele adı altında bölgede masum siviller büyük zarar görmüşlerdir. Can korkusundan, dağdan gelen teröristlere ekmek vermek zorunda kalan insanlar, yardım ve yataklık suçlamasıyla yıllarca ceza evlerinde çürütülmüştür.

     Örgütün istediği şekilde bölge halkı üzerine kurulan baskılar, terörü bitirmek bir yana, tam tersine örgütün yeni militanlar kazanmasına sebep olmuştur. Sonuç olarak başlangıçta çok rahat bir şekilde çözülebilecek olan problemler, kangren hale getirilerek bu günlere varılmıştır.

     Bu gün geldiğimiz çözüm arayışı ilk de değildir. Öcalan’ın yakalandığı 1999 şubatından bu yana, kendisiyle  asker , Mit ve farklı kaynaklar muhtemeldir ki, defalarca görüşmüşlerdir. Bu görüşmeler, yine ihtimaldir ki; sayın Devlet Bahçeli’nin iktidar ortağı olduğu koalisyon hükümetleri döneminde de devam etmişti .

     AK Parti hükümetini terör örgütü ile müzakere yapmakla suçlayanlar, ucuz politikanın esiri olmuşlardır. Bu söylemle, kitlelerde var olan PKK düşmanlığını oya tahvil etmek için ellerini ovuşturanlar yanlış hesap peşindedirler.

     Dünyanın her yerinde İstihbarat örgütleri, yasadışı oluşum ve örgütlerle dolaylı ya da dolaysız bir şekilde iletişim halindedirler. Bazen aralarına ajan sokarak yönlendirmede bulunurlar, bazen de direkt temas halinde olarak faaliyet yürütürler.

     MİT tarafından yürütülen görüşmeleri, Recep Tayyip Erdoğan’ın Öcalan ile yaptığı görüşme şeklinde halka lanse eden Kılçtaroğlu ve Bahçeli, anlaşıldığı kadarıyla bu söylemden büyük oy devşirmeyi bekliyorlar.

     Bu sayın liderlere bir tavsiyemiz var. Türkiye artık eski Türkiye değil. Bir zamanlar, Demirel ve Ecevit arasındaki polemiklere göre oy kullanan halkın yerine , bilinçlenmiş yepyeni bir seçmen kitlesi yetişmiş durumdadır. Seçim ekonomisi uygulamayan, fındık taban fiyatlarına beklentinin altında fiyat veren bir hükümete dahi, bu halk yine desteğini esirgememiştir.

     Popülist politikalarla oy devşirilemeyeceğini anlayamayan bu muhalefet, Ak Partinin en büyük şansıdır.

     Geçmişte yaşanan hatalardan ders alan hükümet, çözüm sürecinde kendi tabiriyle gövdesini taşın altına koymuştur. Böylesine riskli bir alanda hareket eden hükümet, kanaatimizce süreci şimdilik iyi yönetmektedir.

     Muhalefetin bütün kışkırtıcı söylemlerinin aksine, hükümet susarak anlamlı bir karşılık vermiştir. Sadece halkı süreç ile ilgili aydınlatma çalışmalarına hız verilmesi, bölge toplantıları yapılması yöntemi, başarılı olacağa benziyor.

     Yaklaşık dört aydır çatışma olmaması, şehit cenazelerinin ocaklara ateş düşürmemesi olumlu bir sonuç değil midir? Sürekli olarak, bu çatışmazlık neyin karşılığı olarak sağlandı diyerek, imalı sözlerle iktidarı ülkeyi satmakla suçlayanlar, eğer biliyorlarsa kendileri neyin karşılığı bu çatışmazlık ortamının sağlandığını açıklamak durumundadırlar.

     Silahların sustuğu, herkesin hakkını siyasi zeminde aradığı, bütün meselelerin açık yüreklilikle konuşulabildiği bir Türkiye’den kimse korkmamalıdır. Demokratik ortamda en aykırı fikirleri bile rahatlıkla tartışabilmemiz gerekir.

     Çözüme olan inancın zirve yaptığı, barış umutlarının alabildiğine yeşerdiği bu ortamda, çıkan ve çıkacak olan bütün aykırı seslerin tahriklerine kapılarak iş yapmamalıyız.  Hem BDP içinde, hem de diğer cenahlarda, bu süreçten oy derleme hesabi içinde olacak olanlar mutlaka vardır.

     Her gün çözüme bir adım daha yaklaştığımızı hissediyorum. Ne pahasına olursa olsun, önünü  arkasını  araştırmadan, işin altında bir çapanoğlu aramadan öncelikle silahlar sussun diyorum.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.