ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Ne Güzel Bir Ölüm

Mehdi Çetinbaş

28 Şubat 2011 Pazartesi 15:41
  • A
  • A
Erbakan Hoca da Hakka yürüdü. “Her nefis (can) ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz”
(Ankebut-57) ayet-i kerimesinin hükmüne uyarak gelmiş olduğu ebedi aleme geri döndü.
Ölüm konusunda en güzel beyitleri yazan şair, şüphesiz ki Yahya Kemal’dir. Bir beyitinde Yahya Kemal diyor ki;

Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi
Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi


Geçekten de öyle değil midir? Politika, sanat, siyaset, askerlik ve aklınıza gelebilecek bir çok dalda sivrilen, daha doğrusu bulunduğu makamdan güç alan insanları, altlarından makamları gittikten sonra kim hatırlar. Hiç kimse…
Bunun canlı şahidiyim. Bir zamanlar esip gürleyen, bütün politikacıları aşağılayan, meclisi bastırarak o zamanki DEP milletvekillerini tutuklattıran bir DGM Baş Savcısı vardı. Aklıma takıldı. Öldür Allah adını hatırlayamıyorum. MHP’ye üye olduğunu, kafası kıyakken okuduğu Türklük şiirini, ezanın yeniden Türkçe okunması isteğini, rahmetli Türkeş tarafından partiden kovuluşunu hep hatırladım. Adını bir türlü hatırlayamadım.
Telefon açıp bazı arkadaşlara sordum. Onlar benim hatırladığım ayrıntıları bile hatırlamıyorlar. Sonunda google imdadıma yetişti. Birkaç denemeden sonra adını bulabildim. Nusret Demiral. Evet. Kim hatırlıyor onun adını. Aynı şey, merhum Menderes, Polatkan ve Zorlu için de geçerlidir. Her 27 Mayısta onların ismi hatırlanacak ve dualarla yad edilecekler.
Darbeyi yapanları, yargılayanları kim hatırlıyor. Özel ilgililer ve araştırmacılar dışında, Yassıada yargıcı Salim Başol, savcı Ömer Altay Egesel’i kim hatırlıyor. Çok az kimse… Bu insanlar hatırlandıkları anlarda bile, ihtimaldir ki nefretle hatırlanmaktadırlar.

Türkiye, Hoca sayesinde gerçek sivil toplum kuruluşlarıyla tanıştı.


Erbakan Hoca da, Türk siyaset dünyasının en çilekeş neferlerinden biriydi. 1969 yılında siyasete soyunduğunda, İstanbul Teknik Üniversitesinde, beş yıl sınıf arkadaşlığı yaptığı Süleyman Demirel’in Adalet Partisi’ne müracaat etti. Demirel muhtemeldir ki, Hocayı potansiyel rakip olarak gördü ve adaylığını veto etti. Bunun üzerine Hoca, Konya’dan bağımsız olarak seçimlere katıldı. Türk siyasi hayatının bağımsız aday oy rekorunu kırarak meclise girdi.
Hoca’nın 1969 yılında başlayan serüveni, Türkiye’ye yeni bir çığır açtı. 1970 yılının ocak ayında kurduğu Milli Nizam Partisi ile Türk siyasi hayatına renk getirdi. Kurduğu partiler dört kez kapatıldı. Hoca her defasında tabiri caizse, yeniden küllerinden doğdu. 12 eylül ihtilalinde göz altına alınarak Uzunada’da sürgüne tabi tutuldu. Hoca hep dik ve mağrur oldu.
Türk siyasi hayatına getirdiği “Milli Görüş “ terminolojisi ile geniş kitleleri etkiledi. Cumhuriyet ile başlayan yabancılaşma ve kimlik bunalımına karşı alternatif çözümler üretti. Halka dayatılan sivil toplum kuruluşlarına karşı, gerçek sivil toplum kuruluşları oluşturma yolunda öncü oldu. Müsiad, Hak-iş ve daha bir çok dernek ve sivil toplum kuruluşu Hoca sayesinde kurulmuş oldu.
Hoca, sürekli olarak aşağılanan Anadolu insanı ve sermayesini yeniden harekete geçirdi. Yıllarca Türkiye’yi sülük gibi emen, devletin sırtından nemalanan holdinglere karşı insanları uyardı. Tabiri caizse, onlara karşı Donkişot misali savaştı durdu. Şayet bu gün Anadolu sermayesi gelişip, uluslar arası sularda yüzmeye başlamışsa, Özal ile birlikte, bunun pay sahiplerinden biri de Erbakan Hoca’dır.
Türkiye’nin en karanlık günlerinde, kardeşin kardeşe silah çektiği zamanda, kurmuş olduğu Ak Genç isimli teşkilatla geçliği silahtan uzak tuttu. Bir çok ana yüreğinin yanmasına engel oldu. O kendisine inanan gençlere sürekli olarak okumayı tavsiye etti.

Erbakan Hoca, Türk siyasetinde gençlerin önünü açan bir lider olarak tanındı.

Kurduğu partide ve oluşturulmasına öncülük ettiği bir çok sivil toplum kuruluşlarında, gençlere görev vererek onların önünü açtı. Bu gün Türkiye’yi yöneten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı 31 yaşında İstanbul İl başkanı yaptı. Yine bugün Türkiye Partisi Genel Başkanı olan Abdüllatif Şener, onun partisinde 37 yaşında Maliye Bakanı oldu. Daha buna benzer bir çok siyasi, Erbakan Hoca sayesinde Türk siyaset hayatına kazandırıldı.
Kim ne derse desin, bu gün Türkiye’yi yöneten kadronun büyük bir kısmı, Erbakan Hoca’nın talebeleridir. Türkiye’ye bu kadar büyük değerler hediye eden Hoca, ne yazık ki kendi siyasi hayatında aynı başarıyı yakalayamadı. Koalisyon ortağı olarak iktidarı paylaştığı dönemde, bu gün çok daha iyi anladığımız o ayak oyunlarına karşı, yeni stratejiler geliştiremedi.
Erbakan Hoca, unvanı gibi gerçekten de bir hoca idi . Türk siyasi tarihini yazanlar, onu Türk siyasi hayatına kazandırdığı sayısız siyasetçi ve bürokrat ile yad edeceklerdir. Kimi siyaset analizcilerine göre, aynı şeyi Hoca’nın kendi siyasi başarıları için söylemek zor. Hoca siyaset tarzı olarak çok renkli bir kişiliğe sahipti. Konuşmasında mübalağa sanatını çok iyi kullanırdı. Konuşması anlık olarak kitleleri etkilerdi, ancak muhalefete de oldukça fazla malzeme verirdi.
Hoca, idealleri çok yüksek bir insandı. Aynı zamanda da çok sabırsız bir karaktere sahipti. İdeallere ulaşmak için şüphesiz hayallerin olması gerekir. Hoca’da hayal uçsuz bucaksız idi. O çok uzak hayalleri bile, yakın olarak söylemekten çekinmez, bu yüzden de çok eleştiri alırdı. Yüz bin motor, yüz bin tank projesi zamanında çok eleştiri almıştı. Tank konusunu bilmem ama, bu gün için yüz bin motor projesinin hayal olduğunu kim söyleyebilir.

Son nefesini verirken bile ülkesi için çalışıyordu.

Hoca sürekli olarak şahsiyetli dış politikadan bahsederdi. Kendisi kısa süren başbakanlığı döneminde, Türkiye ile İslam dünyası arasındaki köprülerin onarılması için büyük çaba sarf etti. Hoca’nın öncülüğünde 8 İslam ülkesi tarafından oluşturulan D-8(Gelişmekte olan ülkeler) dünya politikasına yön veren bir örgüt haline geldi. D-8 Hoca’dan sonraki hükümetler tarafından da önemsenen bir kurum olarak Türk dış politikasında yerini aldı.
Eğer bu gün Türkiye, dünya politikasında hatırı sayılır bir konum elde etmiş ise; bunda en büyük pay Hoca’nındır. Bu gün Dışişleri Bakanlığı koltuğunda bulunan Ahmet Davutoğlu, Erbakan Hoca’nın girişimleri ile açılan, Malezya İslam Üniversitesinde yaptığı çalışmalarla büyük tecrübeler kazanmış, bu günkü konumunu elde etmiştir. Bu gün iktidarda olan Erbakan Hoca’nın öğrencileri, onun politikalarını revize ederek büyük başarılara imza atmışlardır.
Hoca gibi insanların kıymeti ne yazık ki, yaşadıkları günlerde pek anlaşılmıyor. Hoca, Türk İslam sentezinin önemli bir unsuru idi. Cumhuriyet kurumlarına yönelttiği ağır eleştirilere rağmen, Hoca yine de önemli bir devletçiydi. Onun almış olduğu terbiye, ne olursa olsun, devletin kutsallığına bir halel gelmemesi üzerine kuruluydu. Bu sebeptendir ki Hoca, 28 Şubat gibi bir zulmü ve zilleti, kendi mantık örgüsü içinde milleti adına sineye çekmişti.
Hoca’nın 28 Şubat muhtırasında yaşadıklarından ders alan öğrencileri, 27 Nisan muhtırasında direnerek rüzgarı tersine çevirmişlerdir. Eğer bu gün, sivilleşme ve demokratikleşme adına önemli mesafeler alınmışsa bunun altında Erbakan Hoca’nın yaşadığı sıkıntıların yattığını unutmamalıyız.
Hoca bu gün dünya misafirliğini tamamladı. Çok sevdiğini bildiğim Rabbine kavuştu. Kendisi ile yakın bir teşrik-i mesaim olmadı. Ama şahadet ederim ki bu ülkeye hizmet etti. Benim de yakından tanıdığım güzel insanlar yetiştirdi. Son saatine, son dakikasına kadar çalışıp çabaladı.
Salı günü öğlen namazında, Fatih’te musallada yatan Hoca için imam helallik isteyecek. O gün, dünyanın ve yurdun dört bir yanından gelen, sayısı yüz binleri bulan cemaat, gür bir sesle helallik verecekler.

Helal Olsun !
Gören herkes diyecek ne güzel bir ölüm.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.