ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Nasıl Oldu Mu?

Mehdi Çetinbaş

05 Temmuz 2010 Pazartesi 01:44
  • A
  • A
Nasıl bir ülkede yaşıyoruz? Nasıl bir basına sahibiz anlamak mümkün değil. Türkiye’nin en ciddi meselelerini de sulandırma noktasında üstümüze yok.

Düğmeye basan bir el tarafından azdırılan terör, her gün can almaya devam ediyor. Dış mihrakların maşası oldukları alenen belli olan güçler tarafından tezgahlanan terör olaylarını bir yana bırakan basın, terörün de magazin boyutuyla uğraşıyor. Hükümeti yıpratmak için terörü bir fırsat ya da bahane olarak gören muhalefet, bu kafayla hiçbir yere varamaz.

Ülkenin Başbakanı, teröristlere karşı cansiperane mücadele veren askerlerimizi ziyaret maksadıyla sıfır noktadaki mevzilere gidiyor. Askere moral ve motivasyon olsun diyerek onlarla birlikte oluyor. Peki bu olay basına nasıl yansıyor?

Yok efendim Başbakan bu ülke topraklarında, siperde çömelmiş vaziyette görüntü vermiş. Bu ülke onuruna yakışmazmış. Ülke sınırlarımız içinde çömelerek siperde oturmak terör örgütünün gücünü kabul etmek anlamına gelirmiş vs.vs… İşin özüyle uğraşan yorumlar gitmiş, onun yerine adeta geyik yorumları yapılır olmuş.

Bu olayı manşetten duyuran kartel medyası, muhalefetten görüş almak konusunu da ihmal etmemiş. Başta Kılıçdaroğlu olmak üzere, MHP’li Oktay Vural, istihza dolu cümlelerle Başbakan’ın siperde çömelerek oturmasını dillerine dolayarak tepe tepe kullandılar.

İşin garip tarafı Başbakan, bu konuyu haddinden fazla ciddiye alarak kendince savunma mekanizmaları geliştirmeye çalıştı. Daha sonraları Atatürk işin içine çekilerek, savaş sırasında siperde, ayakta mı, yoksa çömelerek mi durduğu konusu yüzlerce köşe yazısının konusu haline getirildi. Başbakan’a muhalif olanlar, Atatürk’ün Kocatepe’de ayakta, düşmanı dürbünle gözetlerken verdiği pozu ön plana çıkarırken, Başbakan taraftarları ise, Atatürk’ün Çanakkale’de siperler gerisine sinmiş vaziyette düşmanı gözetlerken çekilen pozunu ön plana çıkardılar.

Neticede her alanda olduğu gibi, Atatürk’ün bütün tarafları memnun edecek fotoğrafları, bu tartışmada da iki karşıt görüş tarafından aynı sağlamlıkta kullanıldı. Televizyon ekranlarına çıkan stratejistler, gazeteciler, uzmanlar, kendinde söz söyleme yetisi olduğunu söyleyen herkes konuyu saatlerce tartıştılar.

Terörden artı ya da eksi oy ummak beyhude bir çabadır

Ardından CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun aynı bölgeye gitme isteği yansıdı basına. Yine basında bildik tartışmalar başladı. Kılıçdaroğlu sipere giderse oturacak mı, yoksa ayakta mı duracak. Bu konu öylesine yoğun bir şekilde işlendi ki; sanırsınız Türk toplumu seçimde oy kullanırken bu görüntüleri büyük oranda göz önünde bulunduracak. Bir olay ancak bu kadar sulandırılabilirdi.
Yirmi beş yılı aşkın bir süredir devam eden; binlerce ocağa ateş düşüren terör bir hükümet meselesi değildir.Terör top yekun olarak bir ülke sorunudur. Terörden uzun vadeli iktidar çıkmaz. Bu olaydan derlenen birkaç oy olsa da bunlar kalıcı oylar değildir.

Bu konuda geçmiş dönem iktidarlarının tecrübesi vardır. Apo eşkıyasının Kenya’da paketlenerek Türk hükümetine teslim edilmesini oya tahvil etmek isteyenler, bir dönem için muvaffak olmuşlardır. Eşkıya başının yakalanışından oy derleyenler, dört yıl gibi kısa sürede oy oranlarının yüzde yirmilerden, yüzde bir buçuğa nasıl düştüğünü hala anlayamamışlardır. Bu sebeptendir ki hala aynı yanlışta ısrar etmektedirler.

Beyler! Bu memlekette terörle mücadelede bu vakitten sonra olumlu ya da olumsuz oy beklemek çok gerçekçi değildir. Millet olarak terörü ortak düşman olarak görmeliyiz. Terörle mücadelede alınacak başarının, hükümet hanesine artı puan olarak yansıyacağı düşünülerek takınılacak pasif tavır, söylemeye dilim varmıyor ama ihanet ile eş değerdir.

Çevremdeki bazı dostlarım, beni aşırı hükümet yanlısı olmakla itham ediyorlar. Oysa bilenler bilir, ben milli görüş geleneğinden gelen biri değilim. Daha da komiği, ANAP ile DP birleşip oluşan yeni parti, bütün üyelikleri düşürüp, kayıtları yenilerken hala DP üyeliğim devam ediyordu. DP’ye yeniden kayıt olmadığım için şu an partiler üstü (!) bir konumdayım.

Yeri geldi hükümeti eleştirdiğimiz anlar olmadı mı? Arşivdeki yazıları gözden geçirenler bunları yakından görebilirler. Buna karşılık muhalefeti daha çok eleştirdiğimizi söyleyenler de elbette haklıdır. Peki sorarım size, muhalefette olup da oy kaybeden, ya da yerinde sayan partiler Türkiye’den başka nerede hayat bulabilir.

Partisini yıllar boyu muhalefete mahkum eden, baraj altına sürükleyen, yüzde yirmi beş bandının üstüne çıkamayan bir lider ancak seks şantajı ile düşürülebiliyor. Partinin başına da her an harcanmaya müsait bir lider getirilerek politika yapılıyor.

Ben CHP’ye oy verecek duruma gelirsem CHP özelliklerini kaybetmiş demektir

Sorarım size Allah aşkına; CHP’nin bu millete hizmet etmek, ya da kurtuluş reçeteleri üretmek gibi bir iddiası olduğunu kim söyleyebilir? Her saat, her dakika yağmur bulutları gibi yön değiştiren bir partiden ne bekleyebiliriz? CHP seçmeni, tanıdığım bir CHP delegesinin tabiri ile adeta “Mevlevi” gibi dönüp duruyor. Partililer, merkezin her gün değişen söylemlerine ayak uydurmakta oldukça zorlanıyorlar.

Yıldızı parlayan, doğruluk timsali (!) Gürsel Tekin’in bir anda yıldızı sönüveriyor. Yeni Genel Başkan, bir anda gaza geliyor; ”Başörtülü kızlar bizim iktidarımızda sorunsuz olarak okuyacaklar” diyor. Yukarıdan kulağı bükülmüş olacak ki bir anda sözlerini geri alıyor.

İşte böyle bir politika arenasında yazı yazıyoruz. Hoş, bu şartlarda benim CHP’ye oy vermem zaten mümkün de değil. Eğer ben ona oy verecek duruma gelmişsem, CHP yeni bir çizgiye gelmiş eski özelliklerinden eser kalmamış demektir. Ben burada daha önceki yazılarımda da dile getirdiğim bir hususu tekrarlamak istiyorum. Türkiye’de seçmen halen oy kullanırken, dünya görüşünü ön planda tutarak tercihini yapıyor. Muhafazakarlık (dindar), liberal, sosyalist ya da dini değerleri önemsemeyen, onları ikinci planda gören siyasi hareketler, halk tarafından bir süzgece tabi tutuluyorlar.

Laf lafı açtı konu buraya kadar geldi. Kemal Kılıçdaroğlu, Gediktepe mevzilerinde dimdik ayakta durmuş. Eğilip bükülmemiş. Yüce Türk milleti, onun bu siperlerde verdiği görüntüden dolayı büyük bir takdir içinde oylarını ona yağdıracakmış.

Kılıçdaroğlu bazı konularda Başbakan’ı bile geride bıraktı. Şehit olan korucuların yakınları ile buluşunca, onları hep birlikte el açarak ruhlarına Fatiha okumaya davet etti .Ah Kamer Genç nerdesin! Eğer bu hareketi Başbakan yapmış olsaydı mutlaka Fatiha okumak ile ilgili bir espri üretirdin. Fatiha’nın nereye okunacağına dair cevherler yumurtlardın.

Genel Başkan cenaze imamları gibi El Fatiha çekiyor. Ardından da eminim acaba bu hareketten bana ne kadar oy çıkar diyerek bir muhasebe de yapıyordur. Düşünüyorum da CHP nereden nereye gelmiş.
Hala halk arasında anlatılan bir CHP esprisi vardır.
Din üzerinde yoğun baskıların olduğu dönemde, parti yöneticilerinin bir kısmı Genel Başkan merhum İsmet İnönü’yü uyarmışlar; “Efendim halk bizi dinsiz ve imansız olarak görüyor. Halk arasında böyle propagandalar yapılıyor.Ne olur ara sıra Allah adını telaffuz etseniz” demişler. İnönü de “Peki” demiş.

Miting meydanında toplanan halka hitap etmiş . Uzun konuşmasını bitirmiş ve halka dönerek son kelimesini vurgulu olarak söyleyip “Allahaısmarladık” diyerek kürsüden inmiş. Yan gözle bakarak kendisini uyaranlara dönerek sormuş: “Nasıl oldu mu?”
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.