ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Muhalefet 2015 Seçimlerine Şimdiden Hazırlanmalı

Mehdi Çetinbaş

17 Aralık 2010 Cuma 14:35
  • A
  • A
Defalarca yazdım. Yine yazıyorum. Bu kartel medyası kolay kolay adam olmaz. Bu gazetelerin köşelerine kurulan anlı şanlı ve unvanlı yazarları, gazete patronları hangi kerametlerinden dolayı burada tutar bir türlü anlamıyorum.

Patronlarına sürekli gelecekle ilgili hayal pompalarlar. O bahsedilen gelecek bir türlü gelmez. Geçmişte hükümetlerin sırtına parazit gibi yapışarak varlığını sürdüren patronlarına destek çıkan, bu sayede oluk oluk paralar kazanan köşe yazarları, son zamanlarda oldukça sıkıntılı bir dönemi idrak ediyorlar.

2002 yılında iktidara gelen AKP yönetimini görevden uzaklaştırmak için her türlü kepazelik dahil yapmadıklarını bırakmayan bu insanlar, artık son kozlarını oynamaya başladılar. 2011 seçimlerine az bir zaman kaldı. Bu seçimlerde de, dört yıllık yeni bir AKP iktidarının ayak seslerini duymaya başlayanlar, anlaşılan odur ki, şuursuzca hareketlere başlamışlardır.

Somut hiçbir dayanağı ve gerekçesi gösterilemeyen öğrenci olaylarını pompalayarak, bunu Türkiye geneline yaymak isteyen güçler aslında ateşle oynamaktadırlar. Dünyanın her yerinde en kolay provake edilebilen bir güç olarak kabul edilen üniversite öğrencilerini kullanmak isteyenler, geçmişte bunun bedelinin nasıl ödendiğini unutmuşa benziyorlar.

Teknoloji artık olayları çarpıtmanıza müsaade etmiyor. Dolmabahçe olayları sırasında, polisin darb etmesi sonucu çocuğunu düşürdüğü ifade edilen 19 yaşındaki genç kızın, Üniversite öğrencisi olmadığını bir kenara bıraksak bile , bu olayla ilgili görüntüler çok adi bir provokasyonu işaret ediyor.

Görüntüler o kadar açık ki; sakin bir şekilde öğrenci liderleriyle konuşan ve onlara eylemin yasadışı olduğunu anlatan polis müdürü görülüyor. Genç kız elindeki pankart sopasıyla büyük bir hınçla polise vuruyor. Ortalık bir anda karışıyor. Polise vuran vurana. Bu andan itibaren polis itidalini kaybederek şiddet kullanmaya başlıyor.

Bu durum, polisin rast gele şiddet kullanmasını ve önüne geleni joplamasını haklı gösterir mi? Elbette hayır! Yine görüntülerde çok net görülüyor. Polise saldırıyı başlatan ve daha sonra çocuğunu düşürdüğü ifade edilen genç kız,arkadaşları ile birlikte kaçıyor. Kaçma sırasında yere düşüyor. Bu sırada bazı arkadaşları izdihamda üzerine basıyorlar. Genç kızı yerden kaldırıp hızla uzaklaşıyorlar. Olay sadece bu kadar.Peki kartel basını ne yapıyor.Hiç bir delile ihtiyaç duymadan hüküm veriyor, ardından da infazı yapıyor. Neymiş; polis “ben hamileyim ne olur bana vurmayın” diye bağırırken genç kızı coplayarak çocuğunu düşürmesine sebep olmuş.

Gerçekten de son öğrenci olayları masum hak taleplerini mi içeriyor?

Bu görüntüleri izleyenler, hastaneden aldığı raporda, coplandığına ya da herhangi bir darba maruz kaldığına dair belgesi bulunmayan bu genç kız hakkında yaptıkları yalan haberden dolayı utanmayacaklar mı? Hükümet aleyhine olsun da ne olursa olsun mantığı ne kadar ilkel bir mantık. Bu mantığın son sekiz senedir işe yaramadığını, hep hükümete artı puanlar kazandırdığını bu muhalefet mensupları görmüyorlar mı?

Tamamiyle Doğu Perinçek’in işçi partisine mensup, deşifre olduğu ve geçmişte tepki gördükleri için isim değiştirerek GENÇ SEN adını alan, sözüm ona gençlik örgütü demokrat(!) kalemlerimiz için bir can simidi haline geldi.

Bizzat CHP genel sekreteri Süheyl Batum’un da ifadesi ile SBF toplantı salonunda konuşlanan sayısı yirmi kişiyi geçmeyen provokatör, beş yüz kişi adına hak gaspında bulunuyor. AKP milletvekili Burhan Kuzu’ya yapılan yumurtalı protesto eylemini, öylesine şirin, öylesine masum gösteriyorlar ki, bu olay son derece sıradan ve normal bir eylem. Eğer öyleyse sormazlar mı adama: CHP eski genel başkanı Deniz Baykal’a Van ziyareti sırasında yumurta fırlatanların günahı nedir. Bu eylem sebebi ile ortalığı ayağa kaldıran köşe yazarlarının yazıları hala arşivde duruyor. Deniz Baykal’a yumurta atıldığı için Van Emniyet müdürünün görevden alınması o dönemin köşe yazarları tarafından ne hikmetse çok olumlu karşılanmıştı.

Fakültede gerekli tedbiri almayan rektör ve dekanın istifasını isteyen Burhan Kuzu, koro halinde yaylım ateşine tabi tutuldu. Neymiş efendim protesto amaçlı yumurta atma eylemi demokratik bir eylemmiş. Bu konuda öğrencilere hoşgörü ile yaklaşılmalıymış. Dolmabahçe’de polis tarafından dövülen öğrencilerin arkadaşları, bu olaylar sebebiyle öfkeliymişler vs vs…

Bazı köşe yazarları farkında olmadan kendilerini yumurta eylemcilerinin hedefi haline getiriyorlar. Bu eylemleri son derece masumane eylemler olarak gören, Mehmet Yılmaz, Tufan Türenç, Yılmaz Özdil, Can Ataklı ve daha bir çok kalem, yarın kafalarına yumurta atılırsa nasıl tepki verirler çok merak ediyorum.

Kendilerine 68 kuşağı adını veren fosiller gurubunun demeçlerini, zaten ciddiye almıyorum. Aynı kuşağa mensup olmamız, aynı olayları birlikte yaşamamız, aynı şeyleri düşünmemizi gerektirmiyor. Bu olaylar sırasında eylemlere katılan, adam kaçıran, banka soyan, insan öldürenlerin, fiillerini kimse masum gösteremez.

Deniz Gezmiş’in idamına karşı çıkmak ve bu olay için üzüntü duymak başka bir şey, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının suçsuz ve pir-ü pak insanlar olduğunu iddia etmek ayrı şeydir. Bu konuları ısıtıp ısıtıp gündeme getirerek geçmişe nostaljik bir yolculuk yapmak isteyen solcuların planları pek işe yaramayacaktır.

Devlet Bahçeli’nin son olaylar karşısındaki tutumu, ciddi bir devlet adamı duruşudur.

Gerek 27 Mayıs, gerek 12 Mart,gerekse 12 eylülde öğrenci olaylarını tırmandırarak hükümetleri alaşağı eden derin güçler, artık son koz olarak yeniden aynı senaryoyu sahneye koymuşlardır. Ancak unuttukları bir şey var. Bu kışkırttıkları öğrencilerin karşısına dikilerek reaksiyon gösterecek, kısacası maşa olarak kullanılabilecek sağcı öğrenciler ortada yok.

Zaman zaman çok sert eleştirilere tabi tuttuğumuz Devlet Bahçeli’nin son öğrenci eylemleri karşısında takındığı tutum çok önemlidir. Bu ciddi bir devlet adamı duruşu örneğidir. Bahçeli ülkücü gençleri bu provokasyonlara alet olmamaları konusunda uyararak çok önemli bir görev yapmıştır.

Türkiye’nin güçlenmesini ve bölgesinde etkin hale gelmesini istemeyen güçler, iç politikadaki bazı yaraları kaşıyarak ve muhalefeti de manüple ederek kaotik bir ortam yaratmaya çalışmaktadırlar. 2011 seçimlerinin yapılacağı Haziran ayına kadar ülkede kargaşa havası yaratarak, mevcut iktidarı başarısız gösterme çabaları önümüzdeki günlerde had safhaya ulaşacaktır.

Yazdığım yazılar sebebiyle dışarıdan fanatik bir AKP taraftarı olarak algılandığımın da farkındayım. Eşim başta olmak üzere, bu konuda çeşitli eleştiriler de aldığımı söyleyebilirim. Ancak bütün bunlar gerçeği değiştirmiyor. Geçmişte çok farklı siyasi görüşe sahip olan bir çok kalemin, bu gün gerek sosyal demokrat, gerekse milliyetçi görüşlerinin değişmemesine rağmen, onu kuşatan bir siyasi partinin bulunmamasını ne ile izah edebilirsiniz.

Ben tekrar tekrar soruyorum. CHP’nin iktidar alternatifi olarak Türkiye’nin ekonomisini daha ileri götürmek için hazırladığı reçeteyi bilen var mı? Ya da CHP’nin izleyeceği dış politikanın, kaba hatlarıyla bile olsa çerçevesini bilen var mı? Bu söylediklerim MHP ve diğer partiler için de aynen geçerlidir.

AKP’de iktidar yorgunluğu alametleri, aleni olarak görülmeye başlanmıştır.

Bütçe görüşmeleri, muhalefet partilerinin halka seslenebilecekleri ve iktidara geldiklerinde izleyecekleri politikaları anlatmaları için önemli fırsat oluşturan bir platformdur. Peki son bütçe görüşmelerinde Kılıçtaroğlu’nun Türk ekonomisinin geleceği ile ilgili sunduğu hangi reçeteleri gördünüz. Tam tersine kel alaka Kayseri’de yaşanmış, adliyeye intikal etmiş bir rüşvet olayının yüz seksen derece çarpıtılmış bir iddiasına tanık oldunuz. Türkiye’nin 2011 yılı bütçe görüşmelerinin konuşulduğu bir ortamda, kulaktan dolma bir dedikodunun yeri nedir? Bu konunun dile getirilebileceği başka ortamlar yok mudur?

Buradan çıkan sonuç şudur ki, CHP’nin ülke meseleleri ile ilgili kendi çözüm önerileri yoktur. Politikası tamamıyla reaksiyon üzerine kurulmuştur. Kısacası iktidar tezlerini ortaya koyacak, CHP ise bunu eleştirecek. Ne ala bir politika değil mi?

Ülkeyi yaklaşık dokuz yıldır yöneten AKP iktidarının, yorulma ve yıpranma alametleri elbette görünür hale gelmiştir. İbn-i Haldun nazariyesinde olduğu gibi, sürekli başarı ve zafer bir noktada doyum getirir. Girdiği her seçimi, oyunu arttırarak kazanan AKP için, 2011 seçimleri kuvvetle muhtemel bir dönüm noktası olacaktır.

Lider eksenli ve lider karizmasıyla yoluna devam eden AKP hareketi, şayet kendi içinde bir değişim ve dönüşüm gerçekleştiremezse; 2011 seçimleri inişe başlangıcın ilk hareket noktası olarak karşımıza çıkacaktır. Üzülerek ifade edelim ki, AKP içinde böyle bir değişim ve dönüşümün işaretlerini en azından şimdilik göremiyoruz.

Mevcut iktidarı siyasi ve demokratik yollarla indiremeyen güçlerin, yeniden antidemokratik yolları denemeye kalktıkları gibi bir intiba ediniyoruz. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, seçim sürecinde öğrenci ve işçi olayları kışkırtılarak ülkede bir kaos yaratma çabaları aleni olarak görülmektedir.

Yıllar boyu komplo ve çirkin senaryolarla, bu ülkede yönetim ve iktidarların kaderleri üzerinde etkin olanlar, artık başarısız olmaya mahkumdur. Zamanında o kadar çok tezgah ve komplo kurulmuş ki, bugün artık gerçekler bile halk tarafından komplo olarak algılanmaya müsait hale gelmiş. Bu durum doğal olarak hükümetin elini güçlendiriyor.

Son söz;2011 Haziran seçimlerinde, Türkiye yeniden dört yıllık bir AKP iktidarına hazırlanıyor. Bu durum,aynı zamanda Cumhuriyet tarihinde bir partinin en uzun iktidarda kalma rekoru olarak tarihte yerini alacaktır. Muhalefet şimdiden aklını başına toplayarak, 2015 seçimlerini nasıl kazanırım ve AKP’yi iktidardan indiririm hesapları yapmak durumundadır.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.