ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Makedonya ve Balkanların incisi Ohrid

Mehdi Çetinbaş

05 Mayıs 2014 Pazartesi 10:18
  • A
  • A

Manastır’a gece 21.30’da veda edip yola koyuluyoruz. Karanlık

bir gece olduğu için yolu pek göremiyoruz. Anladığımız kadarıyla

ormanların içinden geçiyoruz. Saat 23.00’te yola çıkışımız tam 24 saat

olacak.

Struga adlı bir kasabada konaklayacağız. Aslında Struga ismi bana

hiç yabancı değil. Edebiyatçı olmam hasebiyle bu kasabayı belki de

kırk yıl öncesinde görmeden sevdim. Burası her yıl geleneksel olarak

yapılan “Struga Şiir Akşamları” ile ünlü.

Her yıl dünyanın değişik yerlerinden şairler Ağustus ayı sonunda

Struga’ya gelirler. 1961 yılından bu yana yapılan şiir akşamlarında

“Altın Çelenk” ödülü verilir. 1974 yılındaki ödülü Fazıl Hüsnü Dağlarca

kazanmıştı.

Üstad Yavuz Bülent Bakiler’in kaleminden belki de kırk sene önce

Hisar dergisinde okuduğum seyahat yazısını hatırlıyorum. Struga’da

Drim nehri üzerindeki köprüde okunan farklı dillerde bile olsa o

güzel ahenkli şiirleri hayal ediyorum. Struga ve Ohrid’i görmememe

rağmen bana öyle tanıdık geliyorlar ki !

Saat 23.30 civarında otobüsümüz Otel Drim önünde duruyor.

Hepimiz yorgunluktan ölüyoruz. Daha önceden listeler otele

ulaştırıldığı için odalarımız hazırlanmış. Beş dakika içinde

anahtarlarımızı alıp odalarımıza yerleşiyoruz.

İster istemez derin bir uykuya dalıyoruz. Paskalya yortusu

sebebiyle yakındaki bir kiliseden yapılan ve dışarıya verilen ayin

sesi bile uyumamıza engel olamıyor. Bir ara sabaha karşı ezan sesi

duyduğumu zannediyorum.

Bu herhalde bir rüya diyorum. Hayır; rüya değil bir gerçek…

Otelimizin hemen karşısındaki küçük bir camiden sabah ezanı

okunuyor. Aynı anda kilise hoparlörü de ayin yayınını sürdürüyor.

Struga’da otel odasında sabah namazı kılmanın tadı bambaşka.

Rabbime binlerce kez şükrediyorum.

Otelimiz oldukça büyük . Eski Yugoslavya döneminden kalmasına

rağmen devralan işletmeci tarafından çok güzel restore edilmiş

oldukça konforlu sayılır.

Sabah 08.00’de çok dinç bir şekilde uyanıyoruz. Lobiye inip dışarı

baktığımızda muhteşem bir manzara; o dillere destan Ohrid gölü

hemen önümüzde. Kahvaltı öncesi göl kenarında küçük bir tur

yapıyoruz. Mükemmel bir kumsalı var Akdeniz plajlarını aratmıyor.

Otel, Drim nehrinin doğduğu yere kurulmuş. Drim, Ohri Gölünden

doğuyor. Gölün öyle bol suyu var ki; bu suları Drim nehri ile

boşaltmak zorunda kalıyor. Nehrin başlangıç noktasında balık

tutan birkaç kişi ile karşılaşıyorum. Bir an Makedonya’da olduğumu

unutup adamlara Türkçe kolay gelsin rastgele diyorum. Bana Türkçe

cevap veriyorlar.

Sohbetimiz ilerliyor. Konuştuğum insanlar Türk kökenli değil,

biri Arnavut, diğeri Makedon. Struga’nın çevresi ile birlikte 65

bin civarında nüfusu olduğunu öğreniyorum. Halkının yüzde

yetmişten fazlası Müslüman . Balık tutan Arnavut, hepimiz kardeş ve

Müslümanız diyor. Struga’da halkın büyük bir kısmının Türkçe bildiğini

söylüyor.

Tuttuğu balıklara bakıyorum. “ Benim balıklar küçük, Ohrid

gölünün alabalığı çok ünlüdür mutlaka yemelisiniz “ diyor.

Biraz ilerleyince sazlıkların hemen arkasında Drim nehrinin

kaynağını görüyorum. Su bir anda kaynayarak nehir yatağına girip

harekete geçiyor. Manzara müthiş; vakit olsa saatlerce seyredilir. Bu

durumu görünce, İzmit’te köyümüzün sınırları içinde yer alan zavallı

Sapanca Gölü’nü hatırlıyorum.

Arnavut balıkçıya soruyorum “Bu gölün suyu içilir mi?”

Adam şaşkın şaşkın yüzüme bakıyor.

“İçilir herhalde “diyor. Ardından ilave ediyor.”Ben hiç içmedim.

Bizim burada o kadar çok içilecek su var ki” diyor.

Gezinin daha sonraki aşamalarında rehberlerimizin söylediği şu söz

slogan haline geliyor.

“Balkanlarda akan her çeşme ya da pınar suyu içilir.”

Otelimizdeki açık büfe kahvaltının ardından Balkanların incisi Ohrid

şehrine hareket ediyoruz. Ohrid aslında kıyısında bulunduğumuz

gölün karşı tarafında. Yaklaşık yirmi kilometre ötede . Akşam yine

Struga’daki otelimize döneceğiz.

Ohrid, Güney Makedonya’da adını aldığı Ohri gölünün kıyısında

gerçekten bir inci. Nüfusu çevresi ile birlikte 60 bin civarında.

Makedonya’da 2001 yılından bu yana nüfus sayımı yapılmamış.

Konuştuğumuz bazı Müslümanlar bunun bilinçli bir hareket olduğunu

söylüyorlar.

Makedonya kuruluş sırasında nüfusun yüzde altmışı Hristiyan,

yüzde kırkı da Müslüman diye belirlenmiş. Bilhassa Arnavutlar şu

anda Müslüman nüfusun yarıyı geçtiğini iddia ediyorlar.

Müslümanlar seçimlerde ittifak yapamadıkları için Makedon

hakimiyeti doğal olarak devam ediyor.

Ohrid şehri kayıtlara göre yüzde seksen Makedon, yüzde yirmi

farklı etniklere mensup Müslüman olarak tanımlanıyor.

Bizim gözlemlerimize göre burada Müslüman sayısı çok çok fazla

neredeyse yarı yarıya diyebiliriz. Arnavut,Türk,Çingene,Torbeş

(Müslüman Makedonlar) olarak ayrı baş çektiklerinden şehir

yönetiminde etkili olamıyorlar.

Şehirde Türkçe oldukça işlek bir dil. Kiminle konuşsanız mutlaka

Türkçe bildiğini görüyorsunuz.

Ohri şehir meydanı buram buram tarih kokuyor. Bin yılı aşkın

yaşıyla halen canlı çınar ağacına sırtınızı verdiğinizde, Sağınızda

bütün şirinliğiyle Zeynel Abidin Paşa Camii, aynı cami ile bütünleşmiş

Balkanların manevi mimarlarından Pir Mehmet Hayati Baba Dergâhı

yer alıyor.

Arkada minaresi olmamasına rağmen ibadete açık olan Emin

Mahmut Paşa Camii bulunuyor.

Meydandan bütün heybetiyle Ohri kalesi görünüyor. Tarihi Ohri

çarşısını yürüyerek geçiyoruz. Ohri gölünde bir tekne gezisi yapacağız.

Kafilede bulunan bayanlar. incisi ile ünlü dükkanlara girip kafilede

gecikmelere sebep oluyorlar.

Ohri’de iki saatlik serbest zamanımız olacak diyerek uyarmak

zorunda kalıyoruz.

Çarşının bitiminde yemyeşil bir park bizi karşılıyor. Karşımızda

Ohri gölü. Parkın içinde yan yana iki heykel dikkatimi çekiyor.

Bunlar Rus’ların kullandığı Kril alfabesini bulan Kril Kardeşlerin

heykeliymiş. Kril Kardeşler Ohriliymiş.

İskeleden tekneye biniyoruz. Gölden Ohri şehrinin görüntüsü de

müthiş bir güzellik arz ediyor. Rehberimiz Ohri gölünün 1979 yılında

dünya kültür mirası listesine alındığını söylüyor. İki yıl sonra 1981

yılında Ohri kasabası UNESCO tarafından koruma altına alınmış.

Gölün kuzey yakası Arnavutluk sınırları içinde kalıyor. Gölün çevresi

yüksek dağlarla çevrili . Galiçya, Pelister ve Mavrova dağlarının

zirvelerinden akan sular göle hayat veriyor. Gölün ayrıca kendi

kaynağı da var.

Göl deniz seviyesinden 600 metre yüksekte yer alıyor. Derinliği

de oldukça fazla . En derin yerinin 160 metre olduğunu duyunca

şaşırıyorum.

Teknemiz Ohrid gölünde bir saate yakın bizi gezdiriyor. Hava biraz

bozuyor, buna rağmen bu güzel manzarayı bırakıp içeri giren pek fazla

insan olmuyor. Bu turun bitmesini istemiyoruz. Diğer taraftan da öğle

yemeğinde yiyeceğimiz Ohrit alabalığı bizi bekliyor.

Turu bitirip göle sıfır bir lokantada yemeğe oturuyoruz. Her zaman

olduğu gibi garsonlarla Türkçe anlaşıyoruz. Mükemmel bir salata ve

yanında tabak içinde üç adet iri alabalık . Gerçekten de Ohrid alabalığı

çok lezzetliymiş.

Yemekten sonra üç saat serbest zamanımız olacak. Üç saat sonra

bin yıllık çınarın yanında buluşacağız.

Gelecek Yazı: Ohrid ve Struga’da Halveti Dergahları 

OHRİD MEYDANINDA 1100 YILLIK ÇINAR

OHRİD PİR HAYATİ BABA HALVETİ DERGAHI

OHRİD GÖLÜNDEN ŞEHRE BAKIŞ

PİR HAYATİ BABA SANDUKASI

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.