ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Libya ve Yumurta Küfesi

Mehdi Çetinbaş

25 Şubat 2011 Cuma 23:53
  • A
  • A
Arap ülkelerini yöneten diktatörler, tabiri caizse can derdine düşmüş durumdalar. Bu diktatörlüklerin bir bir yıkılacaklarını tahmin etmiştim. Ancak; yanıldığım bir husus var: Libya’nın yıkılışta en sona kalacağını düşünüyordum.
Tahminlerim beni yanılttı. Özgürlük, değişim ve dönüşüm ateşi tahminimden önce Libya’ya sıçramış oldu. Libya lideri Kaddafi’nin gidişi anlaşıldığı kadarıyla çok kolay olmayacak. Kaddafi gidecek, ancak giderken beraberinde çok şeyleri de götürecek.
Kaddafi Libya’da devrim yaptığı zaman, henüz on altı yaşında delikanlılığa adım atmak üzereydik. Libya Kralı İdris El Sünüsi ihtilal sırasında tesadüfen Türkiye’de bulunuyor, yanılmıyorsam Yalova kaplıcalarında istirahat ediyordu. Olay çok geniş şekilde basında yer aldığı için hafızamızda yer etmiş.
Darbeyle iş başına gelmesine rağmen, nedendir bilinmez, Kaddafi ve arkadaşları Türk kamuoyunda büyük bir sempati kazanmışlardı. Amerika başta olmak üzere, batıya; o zamanın tabiriyle emperyalistlere meydan okuyan yirmi sekiz yaşındaki genç yüzbaşı büyük bir sempati toplamıştı.

Kaddafi özgürlük mücadeleleri ile terörü birbirine karıştırdı

Darbe yapan Libya ordusu subaylarının başkanlığını genç Kaddafi yapıyordu. Krallığı lağvederek kurdukları “Libya Halk Cemahiriyesi”nin ilk başbakanı olarak vazife aldı. Libya o dönemde, çok kısa süre içinde ard arda yaptığı bir çok hamle ile emperyalizme karşı mücadele veren ülkelerin umudu oldu.
Daha sonraları üniversite yıllarımda, tarihini tam olarak hatırlayamadığım(1974-75 yılları olabilir) bir yıl, Libya devriminin iki numaralı ismi Abdüsselam Callut’u, Cağaloğlu MTTB binasında canlı olarak dinlemiştim. Yine o konuşmadan çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Bu etkilenişte, Kaddafi’nin 1974 Kıbrıs harekatı sırasında Türkiye’ye verdiği desteğin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Kaddafi nedense bende hep olumlu çağrışımlar uyandırdı. Türkiye’de sağ sol ayrımı olmaksızın herkesten büyük bir sempati gördü. Yaptığı deli dolu çıkışlarla sempati toplayan Kaddafi, belli bir süre sonra gördüğü bu sempatiyi kendi gücüne gösterilen bir eğilim ve yöneliş olarak algılama gafletine düştü. Güç, kudret, iktidar ve takdir Kaddafi’yi şımarttı. Beş altı milyonluk nüfusuyla işi dünyaya yön vermeye kadar götürdü.
Kaddafi zaman zaman özgürlük mücadelesi veren mazlum halkların direnişi ile terörü birbirine karıştırdı. Bir ara dünyadaki terör örgütlerinin hamisi olarak ön plana çıktı. Kısacası Kaddafi, iktidarı elinde tuttuğu kırk iki yıllık süre içinde adından sürekli olarak bahsettirdi.
Kaddafi’nin Türkiye ‘deki imajının bozulması Refah-Yol hükümeti zamanında oldu. Ziyaretine giden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erbakan’ı aşağılayan ve iç işlerimize burnunu sokan Kaddafi, Türkiye’deki sempatisini çok kısa sürede tüketti. Kaddafi iki binli yıllardan sonra yeniden bir toparlanışa geçerek ABD ve Avrupa ile ilişkilerini yeniden düzene koydu.

Libya’daki isyan konusunda desteksiz atanlar, sırtında yumurta küfesi olmayanlardır.

Kaddafi, katıksız bir diktatör olmasına rağmen, Libya için çok şeyler yaptığını söyleyebiliriz. Ülkeyi bir şantiyeye çevirerek her türlü alt yapı hizmetini halkına sunmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Sadece Türk yatırımcılarının buradaki iş hacminin, yaklaşık on beş milyar dolar olduğunu söylersek, yapılan yatırımın önemi ortaya çıkar. Buna Çin başta olmak üzere diğer Avrupalı yatırımcıları da katarsak, elli milyar doları aşan bir iş hacmi ile, Libya’nın ne kadar önemli yatırımlara imza attığını daha iyi gözlemleriz
Ülkesine bu kadar yatırım yapan bir liderin, diktatör bile olsa halk isyanı ile karşı karşıya kalması oldukça ilginçtir. Libya, 12 bin dolar civarındaki fert başına düşen milli geliri ile Afrika’da lider, dünya sıralamasında da önemsenecek bir yere sahiptir. Bütün bu gerçekler, halkın diktatörlüğe karşı başkaldırısını önlemeye yetmiyor.
Libya isyanına, dünya tepkisinin cılız olmasının elbette sebepleri var. En önemli sebep; batılı devletlerin petrol başta olmak üzere, Libya’da önemli ekonomik çıkarlarının olmasıdır. İkinci önemli faktör; bana göre en önemlisi , Libya’da Kaddafi’ye alternatif bir lider, ya da yönetimin oluşturulma zorluğudur.
Berberi kabilelerinin birleşmesinden oluşan Libya’da, dengeler gerçekten de bıçak sırtıdır. Kaddafi’nin sert otoritesi altında bir araya gelen, Libya petrolünü belli bir konsensüse göre paylaşan kabileler, tespih tanesi misali dağılınca, Libya’da nasıl bir durum ortaya çıkacaktır. Bu konu çok bilinmeyenleri ile birlikte zihinlerde büyük soru işaretleri oluşturmaktadır.
Kaddafi, kendi mantık örgüsü içinde, Libya’yı mülkü olarak görmektedir. Aşiret ve kabile sisteminden bir devlet inşa etmiştir. Kendi ifadesi ile o bir devrimcidir. Kurduğu sistemi son noktasına kadar savunmaya kararlıdır. 28 yaşında elde ettiği başarı ve giderek güçlenen iktidarı ile tek adam haline gelen Kaddafi, anlaşıldığı kadarıyla benden sonra tufan demektedir.
Arap ülkeleri diktatörlerini sarsan özgürlük meşalesinin Libya’da dalgalanması, sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Libya konusunda hükümetten çok sert ve kesin tavır bekleyenler, AKP genel başkan yardımcısı Hüseyin Çelik’in ifadesi ile, sırtında yumurta küfesi taşımayanlardır. Türkiye Libya’da çalışan 25 bin işçisi, 12 Milyar dolarlık iş hacmi ile, yoğurdu üfleyerek yemek durumundadır.
Şu andaki göstergeler, Kaddafi rejiminin çok kolay olmamakla birlikte eninde sonunda gidici olduğudur. Ancak çok küçük bir ihtimal bile olsa, Kaddafi’in dizginleri yeniden ele alma durumu söz konusu olabilir. Libya konusunda Türk kamuoyunda çıkacak çatlak seslerin, binlerce Türk ailesinin yanı sıra, ekonomimizi de doğrudan etkileyeceğini iyi bilmemiz gerekir.
Osmanlı imparatorluğunun mirası üzerinde, batı güdümünde oluşturulan devletlerin tamamı, hastalıklı yapılarıyla bu günlere kadar gelebilmişlerdir. Bunlara Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi de dahildir. Halktan kopuk, halkına yabancı seçkinlerin eline teslim edilen devletlerin vatandaşları, iletişim çağında, artık her şeyi yakından görme imkanına sahip olmuşlardır. Eskiden ulaşımı aylar alan mesafeler, birkaç saatlik zaman dilimine inmiştir.
Kendi vatandaşlarına sağladıkları imkanları, dünyanın diğer ülkelerinden sakınan ve onları yokluğa mahkum eden batı, büyük bir yol ayrımına gelmiştir. Belli dönemlerde dünya düzeninde meydana gelen kırılmalar, şu anda İslam ülkelerini etkisi altına almış durumdadır. Olayların bu özellikte olması, ister istemez Türkiye gerçeğini ortaya koymaktadır. Bütün eksikliklerine rağmen, dünya üzerinde demokrasiyi benimsemiş tek İslam ülkesi Türkiye’dir.
Arap ülkelerinin sokaklarında, başta Erdoğan olmak üzere Türkiye’nin popülaritesi oldukça yüksektir. Yaklaşık dört yüz yıl civarında Osmanlı yönetiminde kalan bu ülke ve halkları, Osmanlı konusunda nasıl yanıltıldıklarının farkına varmışlardır. En huzurlu dönemlerini Osmanlıda yaşayan bu halklar, batı desteğinde kendilerine sunulan yönetimlerin, kendilerini ne hale düşürdüğünü görmeye başlamışlardır.

Libya’da, Türk subayları komutasındaki gönüllüler, İtalyanlara karşı omuz omuza savaştılar.

Yıllarca bilinçli olarak geri bıraktırılan İslam dünyası , artık uyanışa geçmiştir. Ülke kaynaklarını, kendi şahsi mülkü haline getiren diktatörlerin sonu gelmiştir. İktidarını devam ettirmek için kesenin ağzını açmak, bu yıkılışı durduramayacaktır.
Kırk iki yıldır yönetimi elinde tutan Kaddafi’nin de sonu gelmiştir Kendi yönetiminin sembolik olduğunu ifade ederek, İngiltere kraliçesi ile kıyas yapması, onu bu sondan kurtaramayacaktır. Yönetimde bulunduğu kırk iki yıllık süre zarfında, en küçük bir muhalefete bile hayat hakkı tanımayan Kaddafi, çok kolay olmasa bile yönetimden gidecektir. Bir kere cin şişeden çıkmıştır; artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktır.
Libya’yı Kaddafi sonrası dönemde zor günler bekliyor. Bu zor dönemde istikrarın sağlanması konusunda Türkiye’ye büyük görevler düşmektedir. Osmanlı yönetimi dahil, Türk –Libya ilişkileri halklar düzeyinde, her zaman çok iyi olmuştur. Birinci dünya savaşı öncesi, bir Osmanlı toprağı olan Libya’nın İtalyanlar tarafından işgali sonrası verilen mücadelede, Türk subayları yönetimindeki Libyalı gönüllülerin destansı mücadelesi dillere destandır.
Derne’de Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal, Trablus’ta Albay Neşet, Bingazi’de Kurmay Binbaşı Enver komutasında omuz omuza verilen bu kurtuluş savaşını, Libyalılar unutur mu. Hele Atatürk ile birlikte savaşan, bütün kabilesini onun emrine veren Şeyh Sunusi Hazretlerinin Türk askerleri için yaptığı duaları nasıl unuturuz.
Pakistan’ın milli şairi Muhammet İkbal’in, Türk kurtuluş savaşı sırasında Hintli Müslümanların tertip ettiği destek mitingi sırasında okuduğu şiir, Türk-Libya halklarının İslam kardeşliğinin en önemli vesikaları arasında yer alır

İkbal şiirinde diyordu ki;

“Dünyanın insanı mustarip eden hallerinden çok sıkılmış, başka bir âleme göçmüştüm
Melekler beni Hazret-i Muhammed'in huzuruna götürdüler
Peygamberimiz sordu: Bana o âlemden bir hediye getirdin mi?
Dedim ki: Ey Allah'ın Elçisi! Dünyada huzur ve rahat kalmadı
Arzu ettiğimiz hayat ele geçmiyor
Varlık bahçelerinde binlerce lale ve gül var
Fakat hiçbirinde vefa kokusu yok
Buna rağmen huzurunuza hediye olarak bir şişe getiriyorum
Bu şişenin içinde o derece değerli bir şey var ki, bunu cennette dahi bulmak imkânsızdır
Bu şişede ümmetinizin şerefi vardır
Bu şişede Trablus’ta şehit düşmüş Türk askerlerinin kanı vardır.”


Bu kadar köklü bir geçmişe dayanan Türk- Libya ilişkileri yönetime kim gelirse gelsin kolay kolay bozulmaz.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.