ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Libya'da İğrenç Hesaplar

Mehdi Çetinbaş

28 Mart 2011 Pazartesi 02:32
  • A
  • A
Afrika ve Ortadoğu bölgelerinde demokratikleşme adı altında ,rejimlere yönelik halk hareketlerinin dalga dalga yayılmasının ardındaki bazı gerçekler, yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı.
Tunus ile başlayan ve Mısır ile devam eden tsunami hareketi, Libya’da planlandığı gibi gitmedi. Yıllarca bölge ülkelerinde, destekledikleri diktatörler kanalıyla halkları sömüren emperyalist güçler, aynı yemeği yemekten bıkan halka, yeni bir menü sunmaya karar vermişlerdir.
Kendi elleriyle getirip ülkelerin başına koydukları diktatörler, bilgi çağının gelişimi karşısında, artık halklarını daha fazla kapalı bir ortamda tutmaya muktedir olamayacakları için, yeni stratejiler geliştirmek durumunda kalmışlardır.
Halkların diktatörlere karşı , sözüm ona başlattıkları mücadeleleri destekleyen Avrupa ülkeleri ve ABD, yeni bir senaryo ile halkların gazını almaya çalışacaklardır. Mısır ve Tunus’ta işlerin yolunda gitmesinin sebebi, bu ülke ordularının, ülke diktatöründen daha çok batı ve ABD’ye bağlı olmasıdır. Tunus ve Mısır orduları, dışarıdan aldıkları talimatlar gereği, başkanlarını yalnız bırakmışlardır. Ordu desteğini ardında bulamayan Zeynel bin Ali ve Hüsnü Mübarek, iktidarı bırakmak zorunda kalmışlardır.
Peki aynı senaryo Libya’da neden işlememiştir. Bu sorunun cevabı basittir. Çünkü Libya ordusu batı tarafından dizayn edilememiş ve kontrol bizzat Kaddafi’nin elindedir. Libya’da başlatılan zoraki isyanın, normal bir halk hareketi olduğu konusunda dünya yeterince ikna edilememiştir.
Kaddafi yönetiminin demokratik bir yönetim olduğunu elbette hiç kimse iddia edemez. Ya da bu ülkede özgürlüklerin doyasıya yaşandığını da hiç kimse söyleyemez. Ancak unuttuğumuz bir husus var. Aynı zamanda, Libya’nın dünyadan kopuk bir şekilde yönetildiğini de hiç kimse iddia edemez.
Diktatörlükle yönetilen Libya’da yüz milyarlarca dolarlık yatırım söz konusudur.

Libya halkı, dünya ölçeklerine göre ekonomik seviyesi ortalamanın üzerinde bir halktır. Rahatlıkla başka ülkelere seyahat edebilen, dünyayı tanıyan bir halktır. Bunları yok saysak bile, Libya, dünyanın demokratik ülkeleri olarak bilinen, bir çok batı ülkesinden on binlerce çalışanı ülkesinde barındıran bir ülkedir.
Libya bir diktatör tarafından yönetilmesine rağmen, halen devam eden yüz milyar dolarlarla ifade edilen bir yatırım ülkesidir. Ülkesine bu kadar büyük yatırımlar yapan bir diktatör, Kaddafi’nin değişik bir özelliğini ortaya koymaktadır. Kaddafi, geçmişte pek fazla devlet geleneği olmayan, sürekli olarak başkaları tarafından yönetilen bedevi kabilelerinden bir devlet yapısı çıkarmaya çalışmıştır.
Bu gün Libya’da görülen halk ayaklanmalarının analizini yaparken, sadece Kaddafi ile ilgili dehşet hikayeleri anlatanların sözlerini dikkate alanlar, sanırım yanılgı içinde olurlar. Geçmişte bunun benzerlerini biz Irak’ın işgali öncesinde de yaşamadık mı? Saddam’ın elindeki nükleer silahlar nerede? Hani o kıtalar arası menzilli Saddam füzeleri nerede?
Dünya kamu oyunun beynini iğfal ederek, onu başka şey düşünemez hale getirinceye kadar haber bombardımanına tabi tutanlar,şimdi aynı senaryoyu Libya’da oynamak istiyorlar. Geçmişte Irak’ın tepesine çökerek onu üç parçaya ayıran güç, şimdi de Libya’yı ikiye ayırmak için çabalıyor.

Libya konusunda batı sürekli iki yüzlü davranmıştır.

Bu gün, Libya’da yaşanan olaylarda yabancı istihbarat örgütlerinin parmağının olmadığını söyleyebilir misiniz . Olayların başladığı ilk günlerde, muhaliflerin bölgesine inen bir helikopterdeki İngilizlerin, dinlemeye takılan konuşmaları bunun en somut delilidir.
Libya konusunda batı iki yüzlü çirkin bir politika sergilemiştir. Geçmişte Kaddafi’nin ayakları altına kırmızı halı serenler, ona Paris meydanlarında bedevi çadırı kurduranlar, şimdi karşısında amansız bir muhalif ve düşman pozuna girmişlerdir.
Türkiye’nin Libya’daki gelişmeler konusundaki tutumu, aslında çok nettir. Libya’nın iç siyasetini çok iyi bilen Türkiye, Kaddafi’yi ikna yoluyla yönetimden ayırmaya çabalamıştır. Kabileler halinde örgütlenen Libya, Mısır ve Tunus’a benzemiyor. Libya’da görülen halk hareketi ve muhalefet, anlaşıldığı kadarıyla kabile tabanlarına dayalı olarak yürütülmektedir. Aynı şekilde, Kaddafi ve çevresinde kenetlenen kabileler de, Libya nüfusunun yarıdan fazlasını teşkil etmektedir.
Libya’da bu haliyle, yönetim ve muhalefet arasındaki savaştan, kesinlikle bir galip çıkmayacaktır. Taraflardan sadece birini destekleyerek yapılacak olan hareket, Libya’nın bölünmesine yol açacaktır. Türkiye, başından beri Libya’nın bölünmesine yol açacak hareketlerden kesinlikle kaçınmaya çalışmıştır. Bu sebepten, Libya’ya dışarıdan yapılacak bir müdahaleye başından beri karşı çıkmıştır.
BM Güvenlik Konseyini, “Kaddafi büyük katliam yapabilir” şantajıyla etkileyerek karar çıkartan güçler, Libya’da bir oldu bitti yaratmışlardır. Kararın alınmasından birkaç saat sonra, Libya’yı bombalayan Fransa’nın aceleciliği iğrenç hesaplarının ön habercisidir.
Fransa, hesaplarını Libya’nın bölünmesi üzerinde yapmıştır . Trablus’un doğusunda, Bingazi merkezli olarak kurulacak olan yeni yönetimin kontrolündeki petrol, Fransa’nın iştahını kabartmıştır. Kaddafi muhaliflerine şirin ve sempatik görünerek ön alma gayretleri içine giren Sarkozy’nin hesapları tutmamıştır.
Başlangıçtan beri Libya’ya dışarıdan yapılacak olan müdahalelere karşı tavır takınan Türkiye, BM kararından sonra Fransa’nın haçlı seferi başlatması karşısında duruma müdahil olmuştur. Libya’ya müdahale noktasında, BM’de etkili olan ABD ve İngiltere, Fransa’nın rol çalma çabaları karşısında, Türkiye ve Nato seçeneğini devreye sokmak zorunda kalmışlardır.

Emperyalist Fransa’nın Kuzey Afrika’daki tahribatı bu gün bile unutulmuş değildir.

Kim ne derse desin, iç muhalefette ne konuşulursa konuşulsun, Türkiye dünya siyasetinde, bilhassa Ortadoğu ve Kuzey Afrika politikalarında yabana atılabilecek bir ülke değildir. Eski Osmanlı coğrafyası olan bu topraklar üzerinde yaşayan halklar, halen Osmanlı döneminde yaşadıkları huzurlu hayatı unutabilmiş değillerdir.
Bölgede yüz yıl bile kalmayan Fransa’nın, bu ülkelerde meydana getirdiği tahribat gözler önündedir. Bölgede dört asır kalmasına rağmen, halk kültürüne en ufak bir zarar vermeyen Osmanlı’nın yanında, Fransız ve İtalyan emperyalistlerinin bu ülkelerde meydana getirdiği tahribat ve asimilasyon bu gün çok net olarak görülebilmektedir.
Türkiye, Libya’da her iki tarafla da görüşebilen tek ülkedir. Libya probleminin çözümünde Türkiye dışlanarak hiçbir sonuç elde edilemez. Operasyonun bundan sonra Nato şemsiyesi altında yürütülmesi kararı Türkiye açısından çok önemlidir. Türkiye, ABD’den sonra Nato’nun en önemli gücüdür. Libya politikasında takındığı tavırla, Türkiye bundan sonra Fransa’nın azgın ihtiraslarına gem vuracaktır.
Paris konferansında Fransa’nın manevralarıyla devre dışı kalan Türkiye, Londra konferansına davet edilmiştir . Anlaşıldığı kadarıyla Türkiye, bundan sonraki Libya politikasının katalizör gücü olarak vazife yapacaktır.
Türkiye, yirmi milyar dolar civarındaki yatırımıyla Libya’da çok önemli bir pozisyondadır. Türk insanı ve Türk müteahhitleri, Libya’da sadece bir yatırımcı değil,aynı zamanda o kültürün ve o coğrafyanın bir parçası olarak halkla kaynaşmış durumdadırlar.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde, demokratikleşme adı altında yürütülen halk hareketlerinin, normal bir süreç olarak ortaya çıkmadığı çok net olarak belli olmuştur. Bu hareketlerin gerisinde batılı istihbarat örgütlerinin varlıkları çok açıktır.

Dış politikada elde edilen başarı, iç politikadaki siyasi mücadelelere alet edilmemelidir.

Bu hareketlerin ortaya çıkış sebebi, bize göre çok nettir. Geçmişte Türkiye politikasını istedikleri gibi maniple eden güçler, artık Türkiye üzerinde istedikleri yönlendirmeleri yapamamaktadırlar. Türkiye giderek yükselen grafiğiyle, geçmişte beraber yaşadığı bu insanlarla, bu coğrafyada yeniden kaynaşmaya ve eski günlere dönmeye başlamıştır.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da güçlenecek olan Türkiye modeli bir yapının önünü kesmek isteyen güçler, Türkiye’nin kanatlarını budayarak bu ülkelerde demokrasi adı altında geliştirdikleri halk hareketleriyle yeni bir dizayn çalışması yapmaktadırlar. Bu gün yaşanan olayları çok iyi okumak gerekir.
Irak ve Afganistan örneklerinden sonra, İslam dünyası artık gözlerini çok iyi açmalıdır. Türkiye bu konuda deneyimlidir. Libya’yı yeni bir Afganistan’a çevirme çabalarına karşı, İslam dünyası ile birlikte mücadele vermelidir. Arap Birliği ve İslam Konferansı, önümüzdeki süreçte daha aktif olarak İslam coğrafyasında yaşanan olaylar konusunda daha aktif görevler üstlenmek durumundadır.
Bu son gelişmeler, artık Türkiye’nin uluslararası bir aktör olarak dünya üzerinde oyuna dahil olduğunun bir işaretidir. Bize düşen görev, dış politikada elde ettiğimiz mesafeyi iç politika çekişmelerinde heba etmemektir.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.