ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Kosova; Şehit Murat Hüdavendigar Huzurunda

Mehdi Çetinbaş

15 Mayıs 2014 Perşembe 09:58
  • A
  • A

 Üsküp’teki otelimizden sabah sekizde çıkıyoruz. Bu gün rotamız

Kosova . Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Sırbistan içinde özerk

bir bölge olarak bir müddet kalan Kosova, 2008 yılında tek taraflı

olarak bağımsızlığını ilan etmişti.

Türkiye Kosova’nın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olmuş. Bu

sebeple Kosova’da Türkiye’nin prestijinin yüksek olduğunu biliyoruz.

Avrupa’nın en genç ve ellinci devleti olan Kosova’yı ziyaret

edeceğiz. Kosova sınırı Üsküp’e çok yakın, yirmi beş ya da otuz

kilometre mesafede bulunuyor.

Kosova yolunda ilerlerken, gözümün önüne eski Anadolu kasaba

yolları geliyor. Sadece gidiş geliş olan tek şeritli yoldan ilerliyoruz.

Yine sağımız ve solumuzda ince minareli camiler görünüyor.

Aslında seyahat ettiğimiz coğrafyanın bundan yirmi sene önce

tek ülke olduğunu nedense unutuyoruz. Sonradan oluşturulan sun’i

sınırlar ve gümrük binaları çok iğreti duruyor.

Kısa bir yolculuğun ardından Kosova sınırına geliyoruz. Burası çok

enteresan bir sınır . Sınıra neredeyse sıfır durumda evler var. Büyük

bir ihtimalle bu yerleşim yeri ikiye bölünmüş.

Gümrük kapısına iki yüz metre mesafede, Kosova tarafında kalan

bir çimento fabrikası var. Fabrika halen faal durumda . Yine gümrüğün

Kosova tarafında köy ile kasaba arası bir yerleşim yeri var.

Kosova gümrüğünde otobüsümüzün içine giren gümrük görevlisi

sempatik tavırları ile pasaportları topluyor. Bizimle Türkçe espriler

yapıyor. Ekibimiz içindeki 16 yaşındaki Muhammedi görünce ona

Polat Alemdar diye takılıyor.

Kısa sürede gümrüğü geçip, Kosova’nın başkenti Priştine yoluna

koyuluyoruz. İki milyonu biraz aşkın bir nüfusa sahip olduğu söylenen

Kosova, Avrupa’nın göbeğinde bir İslam ülkesi .

Kosova halkının yüzde doksanı, hatta fazlasının Müslüman

olduğu söyleniyor. Bunu yol boyunca geçtiğiniz köy ve kasabalardan

da anlıyorsunuz. Her yerde aynen Anadolu usulü köy camileri göze

çarpıyor.

Üsküp-Priştine arası doksan kilometre civarında . Hem gümrük,

hem de yolun dar olması sebebiyle üç saati aşkın bir zaman yolculuk

yapıyoruz.

Priştine’de yoğun bir şehir trafiği var. Otobüsümüzden inip yaya

olarak şehir turu yapmaya karar veriyoruz.

Şehrin tam merkezinde yeni yapılmış çok ama çok büyük bir kilise

görüyoruz. Rehberimiz açıklama yapıyor. Priştine’nin tamamında

iki, ya da bilemediniz üç bin civarında hristiyan var. Bu kilise,

Avrupa’nın desteği ile mahsustan böyle büyük olarak yapıldı.

Rehber kilisenin iki yüz metre uzağında bir park alanını gösteriyor.

İşte bu alana da Türkiye’nin desteği ile aynı büyüklükte bir camii

yapılacak.

Kırk altı kişilik bir kafile ile Priştine Caddelerinde yürüyüşümüz

dikkat çekiyor. Türkiye’den geldiğimizi fark edenler bizimle

konuşuyor. Herkes bir akrabasını soruyor. Buradaki Türkiye sevgisi

gerçekten de tarif edilmez bir boyutta .

Tarih 22 Nisan 2014, ilginç bir tesadüf ya da tevafukla karşı

karşıyayız. Kosova’nın en eski tarihi camilerinden Fatih Camiinin

restorasyonu tamamlanmış açılışı da bu gün yapılıyormuş. Devlet

Bakanımız Emrullah İşler de buradaymış.

1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen Fatih

Camii uzun bir restorasyon geçirmiş. Camii 2011 yılında Başbakan

Erdoğan’ın katıldığı törenle ibadete açılmış. TİKA çalışmaları

sürdürüp külliyeyi ve çevre düzenlemelerini de tamamlamış. Bu gün

tam anlamıyla ibadete açılıyor.

Fatih Camiine varıyoruz. Bahçesi oldukça kalabalık . Açılışa henüz

üç saat var. Burada kalıp açılışa katılmamız mümkün değil. Önümüzde

ziyaret edilecek yerler var. Buradan Murat Hüdavendigar türbesine

gideceğiz.

Fatih Camiine veda edip yola çıkıyoruz. Priştine şehir trafiğinden

kurtulmamız oldukça zaman alıyor. Otobüsümüz şehir dışında yol

çalışmalarının olduğu bir alanda manevralar yaparak, dar bir asfalt

yola giriyor.

Bir köy yolunda bir miktar ilerledikten sonra, etrafı kalın duvarlarla

çevrili bir yerde duruyoruz. Cümle kapıyı geçip içeri girinceye kadar

pek bir şey fark edemiyoruz.

İçeri girer girmez, sanki bir cennet bahçesine girmiş gibi güzel bir

manzara ile karşılaşıyoruz.

Osmanlı Hanedanı içinde, savaş meydanında şehit düşen tek

padişah olan Sultan Murat Hüdavendigar Hazretlerinin manevi

iklimi bir anda hepimizi kuşatıyor.

Yine karşımızda TİKA marifetiyle düzenlenmiş, Türk Devletinin

atasına sahip çıkışının güzel bir örneği sergileniyor. Türbesi, sosyal

tesisleri, müzesi ve mescidiyle Murat Hüdavendigar külliyesi tam bir

huzur makamı.

Çalışan personel Türkiye’den gönderilmiş. Hepsi güler yüzlü ve

yaptıkları işin şuurunda, bize hizmet etmek için adeta çırpınıyorlar.

Türbede içeride bir grup var. Onlar çıkınca biz gireceğiz.

Türk Hükümeti Murat Hüdavendigar Türbesi için özel bir

rehber görevlendirmiş. Rehber burada ücretsiz hizmet veriyor.

Ayakkabılarımızı çıkararak içeri giriyoruz.

Karşımızda Orhan Gazi ve Nilüfer Hatun’dan doğma, Osmanlının

üçüncü padişahı I Murat (Hüdavendigar)ın sandukası duruyor.

Osmanlı Devleti topraklarını 90 bin kilometrekareden 500 bin

kilometre kareye ulaştıran ve 63 yaşında savaş meydanında

yaralı bir Sırp askerine yardım için eğildiği sırada şehit edilen

Padişahımızın iç organları bu sandukanın altında gömülü.

Rehber anlatıyor; “Murat Hüdavendigar’ın bedeni Bursa’da ama

kalbi burada, bu topraklarda” diyor . Osmanlı tarihinde, Mohaç

Meydan muharebesinden sonra (üç saat) en kısa sürede sonuçlanan

Kosova Meydan Muharebesinin (sekiz saat) galibi padişah işte burada

yatıyor.

Bu türbe, asırlar boyu muhafaza edilmiş. 1389 yılından bu yana

türbedarlığını Doğu Türkistan Kaşgar kökenli bir aile yapıyor. Şu

andaki türbedarımız Kaşgar ailesinin gelini.

Bu güne kadar çok türbe ya da makam ziyareti yaptım. Sayısını

hatırlamıyorum. Bunların içinde Murat Hüdavendigar Türbesinde

duyduğum manevi atmosferi hiç birinde bu derece yaşamadım.

Türbeden ayrılırken, bizim kalbimizin bir parçası da burada kaldı. Göz

yaşları içinde Murat Hüdavendigar’a veda ediyoruz.

Priştine’yi geride bırakarak Prizren’e doğru yola çıkıyoruz.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Priştine çok yorucu bir şehir, ya da

bize öyle denk geldi.

Yol tabelasına göre Prizren 70 kilometre. Yine yol boyunca sağlı

sollu ince minarelerle süslü köylerden geçerek ilerliyoruz.

Priştine’den hareketimizden bir saat sonra uzaktan Prizren

göründü. Ana asfalttan Prizrene girmek için kavisler çizmeniz

gerekiyor. Girişinden itibaren şirin bir Anadolu kasabası görünümü

veriyor.

Şehrin merkezi olan Şadırvan meydanında otobüsten indik. Bir

anda kendimizi sanki Türkiye’deymiş gibi hissettik. Balkanların

birçok yerinde Türkçe’nin geçerli bir dil olduğunu hissetmiştik.

Burası bambaşka bir yer . Balkanlarda Küçük Anadolu, yüz bini aşkın

nüfustan neredeyse Türkçe bilmeyen yok.

Prizren eski Osmanlı döneminde Sancak merkeziymiş. Her yer eski

Osmanlı eserleri ile dolu. Hem Makedonya, hem de Arnavutluk ile

sınır olan Prizren’in üç tarafı da yüksek dağlarla çevrili. Prizren ünlü

Şar dağlarının eteklerinde yer alıyor.

Ünlü Prizren kalesi şehrin her tarafında bize selam veriyor. Tarihi

Bizans’a kadar uzanan, Osmanlılar zamanında büyük onarımdan

geçen kale, bütün ihtişamıyla ayakta duruyor.

İnsan burada rehbere ihtiyaç duymuyor. Yine de bir iki tarihi eseri

rehber eşliğinde ziyaret ettikten sonra herkesi serbest bırakıyoruz.

Prizren’in ortasından bir ırmak akıyor. Bu ırmağın üstünde bir

kısmı tarihi, bir kısmı da sonradan yapılmış birçok köprü var. Tarihi

köprünün üstünde çok güzel bir Prizren manzarası var.

Yanımdan geçen bir gence soruyorum;” bu akan ırmağın adı

nedir?” Genç önce anlamadığım Arnavutça bir isim söylüyor. Bizim

Türkiye’den geldiğimizi anlayınca “ buraya Türkçe Ak Dere de

diyebilirsiniz” diyor.

Ak Dere boyunca şehrin üst taraflarına doğru yolculuk yapıyoruz.

Dere kenarında yaşlı çınarların altında birçok çay bahçesi mevcut.

Gözümüze kestirdiğimiz bir çay bahçesine oturuyoruz. Yine tabi

ki; Türkçe yap beş tane çay diyoruz. Çaylar geliyor. Televizyonda

TRT Müzik kanalı açık;Türk sanat müziği eşliğinde çaylarımızı

yudumluyoruz.

Prizren halkının yüzde sekseni Arnavut. Şehrin tamamına yakını

Türkçe biliyor ya da anlıyor. Bir Arnavut ile sohbet ediyoruz. “ Biz

Arnavutlar bile bazen kendi aramızda Türkçe konuşuruz” diyor.

Ardından ilave ediyor “ burada Türkçe bilmeyenleri ikinci sınıf

vatandaş gibi görürüz” diye espri yapıyor.

Prizren’de herkes çanak antenlerle Türk televizyonlarını ve

dizilerini izliyor. Bu sebeple Türkçe gittikçe güçleniyor denebilir.

Çay bahçesindeki moladan sonra ikindi namazı için Gazi Mehmet

Paşa, ya da diğer adıyla Bayraklı Camiine gideceğiz.

Prizren’de Osmanlı eseri 33 adet cami varmış. Bunların büyük

kısmı halen ibadete açık . En eski camilerden biri, ikindi namazını eda

edeceğimiz Bayraklı camii . Burası 1573 yılında inşa edilmiş . 1593

yılında Prizren valisi olan Rüstem Paşa, bütün Prizren camilerinde aynı

anda ezan okunması talimatını vermiş.

Bu talimatın uygulanması için şehrin her yerinden görülen Gazi

Mehmet Paşa Camii müezzini görevlendirilmiş. Müezzin gündüzleri

ezan öncesi Şerefeden bayrak dalgalandırır, geceleri de kandil

yakarmış .Bu sayede bütün camiler aynı anda ezana başlarmış . Bu

sebeple Caminin adı Bayraklı Camii olarak anılır olmuş.Bu cami de

TİKA tarafından onarılmış.

Namazdan sonra yine Prizren’i gezmeye devam ediyoruz. Bir

arkadaş “Şu ana kadar gezdiğim yerler içinde en çok burasını

sevdim. İnsanlar burada stresten uzak yaşıyorlar. Burada her şey

doğal . Esnaf henüz kirlenmemiş . İnşallah hep böyle kalırlar” diyor.

O kadar çok gezilecek yer var ki, her gördüğümüz tarihi yapı

karşısında duruyoruz. Tercüman ve rehber gerekmiyor. Kime sorsanız

cevap alıyorsunuz. Burası namazgah…Burası Emin Paşa Camii… Burası

Mehmet Paşa Hamamı… Burası Melami Tekkesi… Kısaca her yeri didik

didik ediyoruz.

Şehrin ana meydanının adı Şadırvan Meydanı. Bu ismi meydanda

bulunan bir çeşmeden almış. Bu meydan çok hareketli . Anlatılanlara

göre Prizrende halk gece yarısına kadar sokaklarda dolaşırmış. Genç

kız ve kadınlar da hiçbir tacize maruz kalmadan geceleri buralarda

dolaşabiliyorlarmış.

Şadırvan meydanının çevresi lokanta ve alışveriş mekanları ile

dolu. Meydana dikey olarak inen sokakların birinde Anadolu usulü

bir çay ocağında taburelere oturup sohbete dalıyoruz. Turumuzun

organizatörlerinden Hüseyin Şanlı Bey’in Prizren’deki dostları da

sohbetimize iştirak ediyorlar.

Konu burada da 30 mart seçimleri . Türkiye’nin iç politikasıyla

öylesine ilgililer ki.. Kosova politikası ile bu kadar ilgileniyor musunuz

diye soruyorum? “Türkiye ne kadar güçlü olursa Kosova o kadar

güvende olur” diyorlar.

Meydanın doğu tarafına bakan kısımda heybetli bir Cami görülüyor.

Burası tarihi Sinan Paşa Camii . Bu cami de TİKA tarafından onarılmış.

Ancak,onarımı biraz uzun sürmüş .

Restorasyonu biten Sinan Paşa Camii, Priştine’de açılışına

katılamadığımız Fatih Camii gibi yarın açılacak. 23 Nisan 2014

tarihinde cami Devlet Bakanı Emrullah İşler tarafından açılacakmış.

Şehrin birçok yerinde davet afişleri görüyoruz.

Sinan Paşa Camii imamı ile de tanışıyoruz. Bizi akşam namazına

davet ediyor. Resmi açılışı yapılmayan caminin akşam namazında

fiili açılışını yapacağız.

Akşam ezanı ile birlikte Sinan paşa camiine giriyoruz. Huşu içinde

kılınan akşam namazından sonra, bir Aziz Mahmut Hüdai Vakfı

gönüllüsü olan cami imamını dinliyoruz.

Camii 1615 yılında Bosna Beylerbeyi olan Sinan Paşa tarafından

yaptırılmış. Uzun yıllar cami olarak hizmet vermiş. Birinci dünya

savaşında Bulgar işgali görmüş ve depo olarak kullanılmış. Sosyalist

Yugoslavya döneminde de cami olamamış ,farklı amaçlar için

kullanılmış.

Harap hale gelen Sinan Paşa Camii, Kosova’nın bağımsızlığını ilan

ettiği yıl (2008) TİKA tarafından hemen restorasyona alınmış. Hem

harap hali, hem de bazı engellemeler yüzünden restorasyon tam altı

yıl sürmüş. Nihayet 23 Nisan 2014 tarihinde cami eski hüviyetine

yeniden kavuşmuş olacak.

Namazdan sonra da Prizren Çarşısının gece halini görüyoruz.

Öğlen yemeğini geç yediğimiz için akşam yemeğini saat 21.00’da

yiyeceğiz. Buradan da tekrar Makedonya’ya Üsküp’teki otelimize geri

döneceğiz.

Prizren’de Kosova köftecisine giriyoruz. Muhteşem bir sofra ve

tatlılardan oluşan menümüzü yiyoruz. Yine bir arkadaşımız “Keşke bu

geziye başlarken tartılsaydık. Bu gezi kültür gezisi olmanın yanında

tam bir gurme gezisi oldu” diyor.

Lokantanın sahibi “Türkiye’de de şubeler açmaya başladık. İlk

şubemiz İzmit’te açıldı” diyor. İzmit’li olmam hasebiyle açılan şubenin

yerini soruyorum. Biraz sonra on beş yirmi adet İzmit şube kartını

elime tutuşturuyor.

Prizren’i çok sevdik. Keşke buraya konaklama koysaydık

diyoruz.Bu tecrübe oldu inşallah başka sefere kalmaya geliriz

diyerek Prizren’e veda ediyoruz.

Gece saat 22.00. Hedef Üsküp. Üç saatte otelimize varmayı

hedefliyoruz. Sabah kahvaltısından sonra Üsküp’te tekrar bir çarşı

gezisi yapacağız. Saat 12.00 da Bulgaristan Flibe’ye hareket ediyoruz.

Gelecek Yazı : AB ÜLKESİ ZAVALLI BULGARİSTAN 

Şadırvan Meydanından Sinan Paşa Camii

Prizren Her yer Tarih

Priştine Kosova

Priştine FatihCami

Kosova Sultan Murat Hüdavendigar Türbesi

Prizrende Akşam

Prizren Bayraklı Cami

Murat Hüdavendigar sandukası 

Kosova Prizren

Kosova Prizren Tarihi Köprü

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.