ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Kendine Güven ve Avrupa Parlementosu

Mehdi Çetinbaş

15 Nisan 2011 Cuma 12:08
  • A
  • A
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Fransa’da ve Avrupa parlamentosunda yaptığı konuşmalarla yine gündeme oturdu. Başbakan’ın yaptığı konuşmalarda kullandığı üslup köşe yazarlarımızı ikiye bölmüş durumda.
Konuşmaya eleştirel olarak yaklaşanlar, iki konuda eleştirilerini yöneltiyorlar. Birincisi; Başbakan’ın Avrupa ile münasebetlerini iç politika malzemesi olarak kullandığını, sert üslubu ile milliyetçi çevrelere selam gönderdiğini söylerken, ikinci guruptakiler ise diplomatik nezaket sınırlarını zorlayan bu üslubun Türkiye’ye zarar vereceğini söylüyorlar.
Gerçekten de Başbakan’nın Strasburg’da binlerce gurbetçi Türk’e hitap ederken kullandığı dil, başta Fransa olmak üzere, bir çok Avrupa liderini tedirgin etmiştir. Bize göre, Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransa çıkarması son derece bilinçli olarak düzenlenmiş bir toplantıdır.
Türkiye’nin Avrupa birliğine üye olması noktasında, karşı tutumuyla bilinen Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin, son Libya operasyonunda Türkiye’yi devre dışı bırakma çabalarına bir meydan okuma olarak nitelenebilecek olan son Avrupa çıkarması, anlaşılan odur ki, önümüzdeki günlerde de çok konuşulacağa benziyor.
Başbakan’ın Fransa’da yaşayan, oturum hakkına sahip bütün Türkleri çifte vatandaş olmaya çağıran söylemi , ihtimaldir ki Sarkozy’i hop oturup, hop kaldırmıştır. Başbakan’ın üstüne basa basa bu konuyu vurgulaması; şayet Fransa bu konuda engel çıkarırsa, bize ve elçiliklerimize bildirin sözü, bir gerçeğin ifadesidir. Yıllardır Fransa’da yaşayan, mevcut Fransız yasalarına göre vatandaşlık hakkı elde etmesi gereken Türk kökenlilere ayrımcılık yapıldığı, Başbakan’ın söylemleriyle en üst düzeyde dillendirilmiş oldu.
Eskiden başka ülke vatandaşlığına geçmeyi , neredeyse vatana ihanet ile bir tutan anlayış, Özal dönemi ile sona ermişti. Şimdilerde ise, AKP yönetimi yabancı ülkelerde oturum izni olan Türkleri, o ülkenin vatandaşlığına geçmeye teşvik ederek yeni bir politika geliştirmektedir.

Başbakan’ın son çıkışı ikinci bir “one minute” dir

Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yeni stratejisi olarak gördüğümüz bu hareket, yurt dışında yaşayan Türklere büyük bir dinamizm getirmiştir. Türk devletinin de desteği sayesinde, dünyanın her yerinde yaşayan Türk toplulukları, oluşturulan sivil toplum kuruluşları aracılığıyla, bulundukları ülkelerde bir üst çatı altında toplanmaya çalışılmıştır. Yapılan toplantılardaki katılım, bu konuda önemli ölçüde başarılı olduğunun bir kanıtıdır.
Başbakan bu son seyahati için ikinci bir “one minute”benzetmesi yapanlar pek de haksız sayılmazlar. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa’nın göbeğinde batılı liderlere, yenilip yutulamayacak sözler söylemiş, onları iki yüzlülükle suçlamıştır. Demokrasi yolunda destek müdahalesi adı altında, ülkelere yapılan müdahalelerin, emperyalist arzuların bir tezahürü olarak göründüğünü açıkça ifade etmiştir.
Bu gün Fransız basınının kıyametler koparan manşetlerine bakınca, Fransız’ların alışık olmadıkları bir tavırla karşılaştıkları anlaşılıyor. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı himayesi altına alınarak yok olmaktan kurtarılan Fransızların, şuur altında muhtemeldir ki bu dönemin ezikliği halen mevcuttur. Fransızlar, Türk düşmanlığı yaparak, geçmişte iş birliği yaptıkları, himaye gördükleri Osmanlı minnetinden kurtulmak istemişlerdir.
Her türlü platformda ,Türk düşmanlığı konusunda başı çekmede, Fransa’nın önde olmasının başka bir izahı yoktur. Libya’ya BM kararları çerçevesinde alelacele hava o perasyonları başlatan Fransa’nın, NATO devreye girdikten sonra eski etkisinin kalmaması ve Libya’daki hesaplarının bozulması sonucu Türkiye’ye açıktan cephe açmasına Tayyip Erdoğan, aynı sertlikle cevap vermiştir.
Avrupa parlamentosunda Başbakan’a sorgu hakimi edasıyla soru yönelten parlamenterler de ağızlarının paylarını almışlardır. Başbakan’ın söyleminin son derece kaba ve nezaketten uzak olduğunu söyleyenler çıkabilir. Bu görüş doğru da olabilir. Ancak nezaketin kimlere karşı gösterileceğinin de artık bilinmesi gerekir.

İMF heyetlerinin aşağılayıcı teftişlerini ne çabuk unuttuk.

Geçmişte elli sente muhtaç bir Türkiye’nin lideri olarak, batılıların karşısına çıkıp iki büklüm ezilen politikacı tavrı artık geride kalmıştır. Bütün eksikliklerine rağmen, Türkiye yüzde dokuz gibi bir büyüme rakamıyla dostuna güven, düşmanlarına da korku salan bir ülke konumuna gelmiştir. 2001 yılında tüm ihracatı 38 milyar dolar olan Türkiye, 2011 yılının ilk seksen altı gününde bu rakamı yakalamış, yıl sonunda da yüz otuz milyar doları aşacak bir ihracat rakamı ile dünyanın hızlı gelişen ekonomileri arasında yerini almıştır.
Toplumları dünya üzerinde itibarlı kılan, önce ekonomik bağımsızlık, sonra, izlenen şahsiyetli dış politikadır. Güçlü ekonomi ile bağımsızlık arasında doğru orantı vardır. Bundan on sene öncesine kadar her yıl gündemimizin en önemli konusu, İMF heyetlerinin bitmez tükenmez ziyaretleri değil miydi? Duyun-u Umumiye komiserleri gibi bizi aşağılayarak, Merkez Bankası dahil bütün kurumlarımızın bütçelerine müdahale eden İMF’yi ne çabuk unuttuk.
İMF toplantılarının yapıldığı salonların önünden canlı yayın araçları ile, alınan üç beş milyar dolar kredi için davul çalanlar, bu gün acaba ne yapıyorlar. İnsanoğlu yapısı gereği geçmişi çabuk unutuyor. Rahata da çok çabuk alışıyor. Geçmişte yaşanan sıkıntılar ile ilgili listeyi sayfalarca uzatabiliriz.
Başbakan’a ukala tavırlarla soru soranlara karşı, Başbakan’ın tavrı yerinde bir tavırdır. Bizi Avrupa birliğine almaları için etraflarında pervane olmamızı bekleyenler, yeni Türkiye’nin tavrı karşısında şaşkına dönmüşlerdir. Türkiye’yi geçmişte Avrupa Birliği yoluna sokanlar, askeri vesayetten kurtulmak dahil olmak üzere, Avrupa’nın elde ettiği bütün demokratik haklara sahip olmayı murat etmişlerdir.
Kendi iç dinamikleri ile demokratik yapısını rayına oturtan Türkiye’ye Avrupa ne verebilecektir. Dünya üzerinde gelişen evrensel değerler, insanlığın ortak malıdır. Türkiye bu değerlere sahip olma yolunda kimseden aşağı kalmayacaktır. Tarihi geçmişi ve tecrübesi, Türkiye’nin önünü açan en önemli unsurdur. Başkalarının onlarca yıl tüketerek aldığı mesafeyi, Türkiye çok daha kısa bir zamanda kat edebilir.

Başbakan’ın son çıkışının Türk halkı nezdinde önemli yeri vardır.

Türkiye artık günlük olarak yaşayan bir ülke değildir. Şimdiden cumhuriyetin yüzüncü yılı olan 2023 yılının planlaması konuşuluyor. 2023 yılında dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girmekten bahseder bir Türkiye var. En önemlisi de artık insanımızın da bu hedeflere inanmaya başlamasıdır. Yıllarca Avrupa’da başı önüne eğik sahipsiz bırakılan Türk insanı, kendine güvenini kazanmıştır.
Geçmişte Afrika ülkelerine bile vize alarak gidebilen Türk insanı, bu gün dünyanın elliden fazla ülkesine vizesiz olarak gidebilmektedir. Avrupa tarafından Türk insanına uygulanan vize, tamamıyla ekonomik rekabet korkusuna dayanmaktadır. Türkiye’den Avrupa’ya gidecek kaçak Türk işçisi devri, çoktan sona ermiştir. Tam tersi, Avrupa’da işsiz kalan Türkler, geri dönüşün yollarını aramaktadırlar.
Kim ne derse desin; Başbakan’ın son çıkışı,yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır. İster seçim yatırımı olarak görülsün, isteyen politik gaf olarak görsün Başbakan’ın bu son çıkışının, içeride Türk halkı nezdinde önemli bir karşılığı vardır.
Başbakan 12 Haziran seçim kampanyasını Sarkozy’nin Fransa’sında başlatarak önemli bir mesaj vermiştir. Meşhur bir futbol sloganı vardır. Başbakan’ın son çıkışı buna çok uyuyor.Sözümüzü biz de bu sloganla bitirelim.

“ Avrupa, Avrupa duy sesimizi! Bu gelen Türklerin ayak sesleri”
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.