ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Karışık bir yazı

Mehdi Çetinbaş

21 Haziran 2013 Cuma 10:39
  • A
  • A

Bir yandan kahvaltımı yaparken, diğer taraftan da televizyonda sabah kuşağı haberlerini izliyorum.

Yirmili yaşlarda bir genç kızımız sinir krizi geçiriyor, çevresindekiler onu teskin etmeye çalışıyorlar. “Siz nasıl insanlarsınız! Allah belanızı versin! Memleket elden gidiyor, hiç kimsenin umurunda değil!..” gibi sözler duyuyorum. Bunları da, hıçkırıklar arasında boğuntulu bir sesle söylüyor.

Kulak kesiliyorum; olayı anlamaya çalışıyorum. Hanım kızımız Kırşehir’li. Şehrin işlek bir yerinde durma eylemi yapmış. Anlaşıldığı kadarıyla, kimse pek fazla umursamamış. Herkes iş güç peşinde. 

Böyle olunca da, bir müddet sonra isyan etmiş.

Bu manzarayı seyredince, işin açıkçası çok farklı düşünceler içinde bocaladım. Önce kendimi bu genç kızımızın yerine koymak istedim. Kendince çok önemli bir iş yapmış, ülke meseleleri içinfedakarlıkta bulunmuş bir insan psikolojisi içinde haykıran bu kızımızı anlamaya çalıştım.

Görünümüyle, modern bir Türk kızı . İhtimaldir ki; aynı zamanda okumuş ve kültürlü, belki de yabancı dili olan biri. Kırşehir gibi milliyetçi ve aynı zamanda koyu muhafazakar bir çevrede, eyleminin yankı bulmamasına isyan etmiş. Sonunda sinir krizi geçirerek sesini medyaya duyurmayı başarmış.

Bütün samimiyetimle söylüyorum. Bu olayları anlamaya çalışıyorum. AKP nerede hata yaptı. Ya da, Tayyip Erdoğan bu insanları bu derece tahrik edecek hangi söylemlerde bulundu da bu olaylar meydana geldi.

Klasik olarak kullanılan en popüler cevap, efendim Başbakan gençlerin yaşam alanlarına çok fazla müdahale ediyormuş. Peki ,Başbakan son birkaç ay içinde mi bu söylemlerde bulunmaya başlamış.

Neymiş efendim Başbakan en az üç çocuk,hatta dört ya da beş çocuk yapın diyormuş. Bu söyleme katılmıyor musun? Cevabi çok basit; sana kimse zorla çocuk yaptıramayacağına göre, bu söylem otomatik olarak havada kalır.

Başbakan içki yasağı koymuş. Beyler, kimse olayı çarpıtmasın. Bu, adı üstünde alkollü içeceklerin satışı ile ilgili bir düzenleme. Türkiye’de çıkan yasanın çok daha ağır yaptırımlısı, Avrupa ülkelerinin bazılarında uygulanıyor.

Çevrecilik, gezi parkı, aklınıza ne gelirse gelsin; kanaatimce hepsi bir bahane . Gerçek olan bir şey var; o da gerçekten de önemli miktarda bir kesim Başbakan’dan nefret ediyor.

İşte beni hayrete düşüren de bu durumdur. Bir lideri sevmeyebilir, ya da ondan hoşlanmayabilirsiniz. Ancak Tayyip Erdoğan’a karşı beslenen hissin tam karşılığının nefret kelimesiyle birebir çakışması da ilginçtir. 

Büyük bir kısmı henüz seçmen bile olmamış,oy kullanmamış, baba parası yiten kesimlerin çoğunlukta olması da dikkat çekicidir. Başbakanın imajının, bu gençler tarafından antipatik olarak görülmesinin sebeplerinin de incelenmesi gerekir.

Demokrasi ve bireysel özgürlük sloganları ile ortaya çıkan insanların yaşadıkları paradokslar da görülmeye değer bir durumdur.

Sosyal medya bu durumu yansıtan çok ilginç bir aynadır. Profilinde polis şiddetini kınayan, hatta polise hakaretler yağdıran insanların, çok değil 21 Nisan Nevruzda eylem yapan, sokaklara çıkan Kürt göstericiler için “ bunların alayını asacaksın” ifadesini rahatlıkla kullandığını görebiliyorsunuz.

Benim Facebook sayfam çok renklidir. Görevim icabı toplumun her kesimiyle irtibatım olmuştur.Her düşünceden insanla arkadaşlığım vardır. Ailemin bir ucu Türkiye’nin sosyete tabir edilen sanat camiasına uzanırken, diğer yanım da halen köylü olmaya ve o yaşantının içinde var olmaya devam ediyor.

Ben sayfamdaki başta öğrencilerim olmak üzere herkesi çok seviyorum. Farklı fikirler, farklı dünyalar,farklı renkler bunların hepsi bizim zenginliğimizdir. Buna karşılık bu sanal ortamlarda insanların birbirleriyle acımasız bir tartışma içine girmeleri de şahsen beni çok üzüyor.

Bizim neslimiz 12 Eylül travmasını yaşadı. Birbirine silah çeken ve vatanı kurtardıklarını zanneden bizler, neden sonra figüran olduğumuzu anladık.

Bu gün televizyon ekranlarına oturup, on sekiz yirmi yaşlarındaki gençlere büyük misyon yükleyen çirkin insanların oyunlarına gelmememiz lazımdır. Başarılı olamadıkları iktidar mücadelesinde, gençlerin farklı sebeplerle oluşturdukları tepkiyi, kendi emellerine alet etmek isteyen insanları da çok iyi tanımalıyız.

28 şubatta, özgürlükler ayaklar altında çiğnenirken, başını açmadığı için üniversite kapısında “durma “ eylemine bile müsaade edilmeyen, acımasızca coplanmasına ses çıkarmadığımız kızlarımız karşısında başımız dik durabiliyor muyuz?

Taksimdeki on ağaç kadar değer vermediğiniz, inancı gereği başını açmayan, okuma hakkından mahrum edilen o kızlarımız karşısında utananımız var mı?

Gerçek yaşamlarında Türkiye’de Cuma namazı kılınmaz diye fetva veren insanların, Taksim meydanında kıldıkları Cuma namazına ne anlam ifade edebilir. Sözüm ona namaz kılanlara koruyucu kalkan olanların, (Kimden koruduklarını merak ediyorum) samimi olduklarını bana kim söyleyebilir. Dindarlığı kandil akşamlarında kandil simidi dağıtmak olarak algılayan,olayı bu kadar basite indirgeyen insanlar ile, millet arasındaki uçurumun hala çok derin olduğunu düşünüyorum.

Kısacası, gezi parkına yaptığım değişik ziyaretlerde edindiğim bir şey var. İnsanlar burada belli bir ortak paydada buluşabilmişler. Bu payda da: Tayyip Erdoğan Düşmanlığıdır.

Bu paydanın dışında, asla bir araya gelemeyecek olan bu insanların birlikteliğinden fazla bir şey çıkacağına da inanmıyorum.

Nefret duyguları körüklenerek oluşturulan bu tabloyu, ideolojik bir platforma taşıma gayretleri anlaşıldığı kadarıyla pek tutmamıştır. 

Gezi parkı eylemleri bütün uğraşlara rağmen, siyasi bir organizasyona evrilememiştir. Basit bir bahane ile Tayyip Erdoğan düşmanlığı paydasında birleşen herkesi, düşünmeye davet ediyorum.

Normal şartlarda, asla bir arada olmayı düşünemeyeceğiniz toplum değerlerinin en uç noktalarında yaşayan insanlarla, bu eylemlerin dışında da beraber olur musunuz?

Belki kızanlarınız olacak ama, daha açık söyleyeceğim. Bu eylemlerin dışında sadece , Gay ya da Lezbiyen hakları için yapılan yürüyüşlere, o parktaki eylemcilerin ne kadarı destek verir.

Daha basitini söyleyeyim; geçmişte Green Peace örgütünün yapmış olduğu eylem çağrılarına o parktaki insanların kaçı katılmıştır.

Bu soruları çoğaltabildiğimiz ölçüde çoğaltabiliriz. Bu eylemlere katılma sebebi olarak gezi parkında uygulanan şiddeti gösterenler, belki kendileri öyle sanıyorlardır. Ama şuur altlarında, onları tahrik eden ve güdümlü olarak yönlendiren bir sanal medyanın farkında bile değiller.

Sanal medyanın robotları olan, önemli miktarda a sosyal bir kitle, gezi parkı sayesinde ilk defa bir sosyal çevre ile karşılaşmıştır.

Gezi parkı olaylarının kanaatimizce hayırlı bir sonucu da olmuştur. Yıllarca klavye başında vaktini geçiren, arkadaşlıkları da sanal olan önemli bir kitle, umarım gerçek dostluğun şuuruna ermiştir. 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.