ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL8°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Haziran'dan Sonra ABD Yolcuları Artacak

Mehdi Çetinbaş

25 Eylül 2010 Cumartesi 23:03
  • A
  • A
Referandumun üzerinden on güne yakın bir süre geçti. Bu süre zarfında, sürekli olarak basın yayın organlarında yazılıp çizilenlere dikkat ediyorum. Kartel medyasındaki köşe yazarları ve seçkinci beyaz Türkler, yüzde 42’nin yüzde 58’den büyük olduğunu değişik formüllerle izah ediyorlar.
Referandum sonuçlarının kesinleşmesinden sonra, facebook başta olmak üzere, çeşitli sanal ortamlarda, hayır cephesinin evetçileri tahkir ve tahrik eden yorumlarını okuduk. Buna karşılık, evet oyu kullananların sakin ve ağır başlı tavırlarına da şahit olduk.
Başbakan başta olmak üzere, evet kampanyası yürütenler, oylamadan sonra da bunun bir parti oylaması, ya da güven oylaması olarak değerlendirilmediğini, aksine anayasa referandumu olduğunu üstüne basa basa tekrar ettiler.
Buna karşılık hayır cephesi, pişkin tavırlar takınarak,referandum kampanyasındaki söylemlerinin aksine, bunun hükümete karşı bir güven oylaması sayılamayacağını dillendirmeye başladılar.
Ben kendi kendime düşündüm. Acaba bu oylamanın sonucu, bırakın yüzde elli sekizi, yüzde 51 hayır, yüzde 49 evet çıksaydı durum ne olurdu. Ben söyleyeyim. Kılıçtaroğlu başta olmak üzere, peşine takılan Bahçeli, kartel medyası, Yarsav, HSYK, Tüsiad, Atatürkçü Düşünce Dernekleri, Çağdaş Yaşamı Destekleme Dernekleri ve adını sayamadığımız bir çok kuruluş, bu gün sokaklarda gösteri yapıyor olacaklardı. Buna BDP ve PKK’yı da ilave etmeyi unutmayın.
Ağızlarını açtıkları her ortamda, demokrasinin, azınlıkta kalan ve oy vermeyen diğer insanların da hakkını gözeten bir rejim olduğunu söyleyenler, ne hikmetse yıllardır anti demokratik yollarla halk çoğunluğunun hakkını gasp ederek saltanat sürmüşlerdir. Millete rağmen millete hükmeden, ellerine geçirdikleri yüksek yargı sayesinde halkın kendilerine vermediği iktidarı kullanmaya alışanlar, artık yolun sonuna geldiklerini görmüşlerdir. Bütün hırçınlıkları bu sebeptendir.
Her zaman söylenegelen, büyük bir kısmı inancını yaşadığı için horlanan bu millet, kendi iktidarına gerçekten sahip çıkmaya karar vermiştir. Geçmişten beri, kendi kullandıkları oyla halkın oylarını birbirinden ayıran seçkinci çevreler, demokrasi kavramını kendi anladıkları gibi yorumlamaya çalışmaktadırlar.
Bunun en son örneği, emekli olduktan sonra Atatürkçü Düşünce Derneği başkanı olan Tansel Çölaşan’dır. Referandumda oy kullanan yüzde elli sekizlik kesimi gaflet, dalalet ve hıyanet içinde olmakla suçlayan bu idrak yoksunu, ne yazık ki bu ülkede Yargıtay baş savcılığı makamını işgal etmiştir.

Sahil bandında oy üstünlüğü ile övünenler, burada AKP’nin en düşük oyunun yüzde otuz beş olduğunu unutuyorlar

Ne garip bir tesadüftür ki , bütün darbeci ve tepeden inmeci görüş sahipleri, emekliliklerinde Atatürkçü Düşünce Derneklerini karargah haline getirmektedirler. Daha önce bu makamda Ergenekon sanığı Şener Eruygur’u gördüğümüzü hatırlıyorum. Genelkurmay Başkanlığı örtülü ödeneğinden harcanan paralarla Cumhuriyet mitingleri tertipleyen bu çevre, son atımlık barutunu da kullanmıştır.
Bu milleti aptal olarak gören, onu eğitilmesi gereken ilkel bir varlık olarak niteleyen çevrelerin çekeceği çok şeyler var. Sahil kesimlerinde aldıkları oylarla avunan zavallılar, burada AKP’nin en düşük olarak yüzde 35 civarında oy aldığını unutuyorlar. Muhalefet mensupları, ülkenin yarıdan fazlasında neredeyse sıfır çekerken, birkaç vilayette sağladıkları oy üstünlüğüyle züğürt tesellisi bulanlar, on ay sonra yapılacak genel seçimlerde acı gerçeklerle yüzleşeceklerdir.
Recep Tayyip Erdoğan’nın katıldığı bütün seçimlerden galip çıkmasının sırrını anlayamayan insanlar, politika kulvarında daha çok kulaç atmak zorunda kalacaktır. CHP ve onun etrafında kümelenen grup, sadece fukara edebiyatı yaparak halkı elde edeceklerini sanıyorlar. CHP’de en büyük problem,Tansel Çölaşan ve benzeri çevrelerin halka fersah fersah olan uzaklıklarıdır. CHP, Canan Arıtman, Nur Serter, Necla Arat ve Nesrin Baytok gibi milletvekilleriyle Türk kadını ile nasıl yakınlık kuracaktır merak ediyorum.

2011 seçiminden sonra, ABD yolcularının sayısında artış olacak.

Pakistan’a giderek, yüzü, gözü yara bere içinde olan, sümükleri akan, saçları kirden yağlanmış çocukları kucağına alıp onları şefkatle bağrına basan, büyük bir ihtimalle uzun süre yıkanamadığı için kokan, o çarşaflı kadınları kucaklayan, onlarla birlikte samimi göz yaşları döken bir Emine Erdoğan portresi bu millet için çok önemli mesajlar içerir.
İster politika deyin, ister din istismarı deyin, baş sağlığı için gittiği evde, kameraların bulunmadığı, sadece çok yakın bir çevrenin şahit olduğu bir ortamda, sesli olarak, ezberden Yasin ya da tebareke okuyan bir başbakan, yeri geldiğinde bu milletin sıradan bir ferdi olabilmeyi başarabilmektedir. Millet bu durumu çok iyi okumaktadır. Kimin istismarcı olduğunu halk değerlendirecektir.
Çok yakın sayılabilecek bir tarihte, muhtemelen Haziran ayının ortalarında genel seçimler yapılacak. Referandum sırasında, adeta AKP için bir nevi güven oylaması kampanyası yürüten Kılıçtaroğlu ve Bahçeli, bu seçimlerde hangi argümanları kullanacaklar çok merak ediyorum. Kurultay rüzgarı ile Anadolu yollarına düşen Kılıçtaroğlu’nun, referandumdaki havayı yakalayabilmesi bile çok zor. Bahçeli’yi ise, şayet kendine çeki düzen verip, eski ülkücülerden özür dilemese; muhtemeldir ki baraj tehlikesi bekliyor. MHP tabanı ile uyumsuz monşerler , bakalım MHP’yi nereye götürecek.
Görünen köy kılavuz istemiyor. AKP önümüzdeki genel seçimlerde, muhtemelen anayasada köklü değişiklik sloganı ile kampanya yürütecek. Halktan sadece tek başına iktidar değil, anayasayı referandumsuz değiştirebilecek nitelikli çoğunluk isteyecek.
Nitelikli çoğunluk elde etmesi imkan dahilinde olmak üzere; 2011 genel seçimlerinde Türkiye’yi dört yıllık yeni bir AKP iktidarı bekliyor. Oray Eğin gibi CHP iktidarından ümit kesip de ABD’ye yerleşenlerin sayısı, muhtemelen seçimlerden sonra artış gösterecek.
Yurt dışına gidemeyenler, Antalya’da, kurdukları site girişine yazdıkları gibi, çağdaş, Atatürkçü ve laik insanlardan başkasının oturamayacağı mekanlar oluşturarak, bütün Türkiye’yi öyle algılayarak hayal aleminde yaşamaya devam edecekler. Ya da Ahmet Hakan gibi laikçilerin çoğunluk olduğu İzmir’e göç ederek çoğunluk psikolojisini doya doya yaşayacaklar.
Bu insanlara kızmıyorum. Gerçekten de onlara acıyorum.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.