ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Gezi Parkı'na Avrupa'nın göz yaşartan ilgisi

Mehdi Çetinbaş

07 Haziran 2013 Cuma 00:11
  • A
  • A

Yurt dışında yaşayan gurbetçilerimizden bazılarıyla zaman zaman telefonda görüşüyoruz: Bir dostum “Abi bu nedir ya!  Alman televizyonları kendi gündemlerini bırakmışlar, yirmi dört saat Türkiye’yi tartışıyorlar. Türkiye’de halk ayaklanmış sakın oraya gitmeyin diyorlar. Yok efendim Erdoğan göstericileri tehdit etmişmiş, hepinizi o Gezi Parkı’ndaki ağaçlarda sallandırırım demiş" vs. vs…

Aynı şeyler Avrupa’nın diğer ülkelerinde de yaşanıyor. Benim en komiğime giden, İspanya’nın başkenti Madrid’de Gezi Parkı ile ilgili eylem yapılıyor. Eyleme katılanların yüzde doksan dokuzu İspanyol.

Ne dersiniz, İspanyollar Türkiye’deki Gezi Parkında kesilecek olan ağaçlarla çok mu ilgililer, yoksa Turizm sezonu açılıyor; en büyük rakipleri Türkiye’yi bu yolla ekarte etmek mi istiyorlar.

Suriye’de resmen iç savaş yaşanırken, sayısı yüz bini aşan insan hayatını kaybetmişken, beş milyondan fazla insan mülteci durumuna düşmüşken bunlara karşı duyarsız olan Avrupa ülkelerinin, Taksim Topçu kışlası, ya da Gezi Parkı ağaçlarına karşı gösterdikleri duyarlılık sizce samimi olabilir mi?

Biz zaman zaman Başbakan’ın bazı söylemlerinin rahatsızlık verici olduğunu ifade ediyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye başkanının konuşması ve çözmesi gereken bir olaya müdahil olmasını da doğru bulmadığımızı söylüyoruz.

Bütün bu gerçeklere karşın, Taksim Gezi parkında yaşanan olayları ,masum bir demokratik eylem olarak kabul edemediğimi de ifade etmek durumundayım. En baştaki ağaç kesilmesi ,ya da sökülmesine karşı eylem yapanları  istisna tutuyorum.

İster sabahın köründeki polis baskını deyin, isterseniz başka bir bahane söyleyin; sonuçta bu olaylar bilinçli olarak büyütülmüş ve tahrik edilmiştir. CHP’nin Kadıköy’de miting yapacağı günün sabahında polis baskınının yaşanması sizce tesadüf olabilir mi?

Hazır organize olmuş, Kadıköy’e mitinge gitmek için yola çıkmış kitleleri Taksime yönlendirerek, sanki bir anda on binler kendiliğinden Taksimde toplanmış gibi bir görüntü verilmesi sizce bir tesadüf müdür?

Taksim senaryosu, gizli bir el tarafından çok ince ayrıntısına kadar hesaplanarak sahneye konulmuştur. Bu senaryoda da, Başbakandan ve söylemlerinden rahatsızlık duyan topluluk figüran olarak kullanılmıştır.

İçki ve sigara işi ile uğraşan uluslar arası kartellerin, bu eyleme gizli olarak verdikler desteği de yabana atmamak gerekir.

Hükümet bu olayların öncesinde, kanaatimize göre bilinçsizce eylemlere davetiye çıkarmıştır. Başbakan’ın yıllardır fonksiyonel olmayan Yeşilay derneğini ele alması, bu derneğin başına yakın dostu Hayrettin Karaman hocanın oğlunu getirmesi, kızı Sümeyye’yi de yönetim kuruluna sokarak  sigara ve alkole karşı mücadelesini zirveye taşıması,  uluslar arası kartelleri karşısına almasına sebep olmuştur.

Durup dururken, Başbakan’ın Yeşilay cemiyetine el atması ve burada bir operasyon yaparak yönetime yakın çevresini getirmesi  sizce kendi başına verdiği bir karar  olarak görülebilir mi?

Yine kanaatimizce, Başbakan ve çevresi, üçüncü köprünün isminin belirlenmesi noktasında da farkında olmadan yönlendirilmişlerdir. İhtimaldir ki, Yavuz Sultan Selim adıyla İran’a bir mesaj verilmek istenmiş, ancak kaş yapayım derken göz çıkarılmıştır.

Çaldıran savaşı, İranlılardan ziyade,iki Türk hükümdarı Yavuz ile Şah İsmail’in iktidar savaşıdır. Bize göre Karamanoğlu isyanı ile, Şah İsmail taraftarlarının isyanı arasında bir fark yoktur. Yavuz, Anadolu’da Sivas bölgesindeki isyanları bastırırken, bu insanları sırf alevi oldukları için katletmemiştir. Yavuz, isyan eden bir kitleye karşı operasyon yapmıştır. Sonuç ne olursa olsun, aralarında Pir Sultan Abdal’ın da dahil olduğu bir çok alevi bu dönemde katledilmiştir.

Böylesine sevimsiz bir olayı çağrıştıracak bir ismin, üçüncü köprüye verilmesi tabiri caizse” kör gözüne parmağım” hesabıdır. Keşke köprünün ismi, değerli dostum yazar Hulusi Üstün’ün dediği gibi “Hacı Bektaş Veli” köprüsü olsaydı.

Sorarım size, hangi Sünni Hacı Bektaş isminden rahatsız olur? Sizi temin ederim ki; Hacı Bektaş Veli’yi dillerinden düşürmeyen aleviler kadar, hatta onlardan da daha fazla sevdiğimi söyleyebilirim. Kanaatimizce, halen de geç kalınmış değildir. Anadolu birliğinin sembolü olan Hacı Bektaş’ın isminin üçüncü köprüye verilmesi güzel bir jest olacaktır.

Biz yeniden Taksim olaylarına dönelim.  Bu olayların üzerinden on gün geçtikten sonra, bazı şeyler netleşmeye başlamıştır. Eylemciler adına sözcülük yaptığını söyleyenlerin istekleri ,masum Taksim olaylarının ötesindedir.

HES’lerden tutun ,nükleer santrallere varıncaya kadar, bir çok konuyu eylemlerin kapsamı içine almak, kanaatimizce şark kurnazlığıdır. AKM yıkılmasın şartını da anlayabilmiş değiliz. Başbakan AKM’yi yıkıp, yine aynı isimle, uluslar arası bir yarışma sonucu çizilecek projeyle buraya modern bir opera ve balo salonu yapılacak diyor. Bunun nesine karşı çıkıyorsunuz. AKM kutsal bir mekan, ya da bir tapınak mıdır? Altı üstü kırk yıl önce yapılan sıradan bir binayı ,sırf Başbakana inat olsun diye savunmak, eylemlerin hangi mantıkla yapıldığının bir delili değil midir?

Topçu kışlası yapımına ben de karşı olduğumu söyledim. Benim karşı çıkış nedenim farklıdır. Eğer Cumhuriyet döneminde yıkılan ve yok edilen bütün eski eserleri yeniden ihya edecekseniz, böyle bir projenin mantığını anlayabilirim. Ancak bu fiilen mümkün değildir. Tarlabaşı’ndan Taksime çıkan yol üzerinde, Menderes tarafından yıkılan on civarında eser mevcuttur. Bunları fiilen geri getirebilir misiniz?

Topçu kışlasının yeri şu an boş duruyor; oraya kışlayı yeniden konduralım mantığı bize göre yanlıştır. Zamanında yıkılması yanlıştı. Aradan yetmiş yıl geçtikten sonra şartlar değiştiği için şu an yapılması da yanlıştır.

Başbakan görüldüğü üzere, son zamanlarda, kendisi için ayrıntı olarak nitelendirilebilecek olayların içine çekilerek gündemi belirleme özelliğini kaybetmiştir. Adım adım içine çekildiği bu tuzağı fark etmeden, Kasımpaşa kabadayılığı tavrıyla, yangına körükle gitmektedir. Bu konuda çevresinde bulunan danışmanların yetersizliği ve beceriksizliği net olarak ortaya çıkmıştır.

Son günlerde hedef tahtasına sadece Başbakanın konulması bilinçli bir kampanyanın ürünüdür. Pankartlarda, sloganlarda Başbakana yapılan hakaretler,duvarlara yazılan galiz küfürlerle, bir toplum mühendisliği  olayıyla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz.

AKP’nin aldığı yüzde elli oyun yüzde otuz civarının, Tayyip Erdoğan karizması ile elde edildiğini bilen çevreler, bu sebepten Tayyip Erdoğan’ı hedef seçmişlerdir. Tayyip Erdoğan, önümüzdeki yıl, kademeli olarak AKP’nin başından ayrılarak, AKP’yi gerçekten de tabanı olan, kendi karizmasına ihtiyaç duymayan bir parti haline getirmenin çalışmalarını yapmaktadır.

Şu an yürürlüğe konan plan, ne pahasına olursa olsun Tayyip Erdoğan’ı yıpratma planıdır. Tayyip Erdoğan’ın  samimi olarak yaptığına inandığım, toplumun geleceğine yönelik  bazı açıklamalarının toplumun bir kesimi tarafından özgürlüklere müdahale şeklinde algılandığını da belirtmekte yarar var.

Taksim gezi parkında başbakan’ın da kabul ettiği, polisin aşırı güç kullanması bahanesiyle başlatılan gösterilerle fırsatçı guruplara gün doğmuştur.

Taksim eylemcilerinin ardındaki güçler, boks ringinde kaşı açılan bir boksörün yarasının üstüne çalışan boksör edasıyla, daha çok kan akıtarak maçı kazanmak istiyor olabilirler. Ancak unutulmamalıdır ki, talihsizce kaşı açılarak yenilen boksörün yenilgisi sadece o anlıktır. Burada kazanılan  gerçek bir galibiyet değildir.

Meydanlara sırf Tayyip düşmanlığı ve nefreti ile çıkıp güç birliği yapan insanların yol arkadaşlığı çok uzun olmayacaktır.

Önümüzdeki günlerde bu kalabalıklardan post çıkarmak isteyenlerin kavgalarına şahit olacağız. Kimi belediye başkan adayı olarak, Gezi Parkını kartvizitine yazarak oy devşirmeye çalışacak, kimi de buradan siyasete sıçramanın bir yolunu arayacaktır.Orada olan yine benim masum halkıma olacaktır.Her zaman olduğu gibi yine kullanılmanın hüznünü yaşayacaktır.

Ben, on yedi yaşından itibaren politikanın içinde piştim.  Her türlü ayak oyunlarını gördüm. Yeterince istismar edildim, aldandım, aldandım ve aldandım…

Artık yeterince kemale erdim.  Eğer bu gün taksim meydanına çıkıp eylem yapabiliyorsanız; unutmayın ki, bu durum bütün noksanlıklarına rağmen, Tayyip Erdoğan’ın getirdiği demokrasi ve kırdığı vesayet rejimi sayesindedir.

Ülkemizin hiç de hak etmediği bu manzaralara derhal son verilmelidir. Esnafın birkaç kuruş para kazanmak için el ovuşturduğu bu günlerde, bu olayları daha fazla devam ettirenler bilsinler ki rakip devletlerin piyonu konumuna düşeceklerdir.

Yarın öbür gün, Tayyip Erdoğan seçimlerde oylarını yüzde elli beşe çıkarırsa, bu nasıl oluyor diye sakın şaşırmayın.

Polis gazının dışında, birbirine gaz vererek toplanan ve bir araya gelen insanlar, başkalarını görmedikleri için, tüm ülkenin kendileri gibi düşündüklerini zannediyorlar.

Daha önceki seçimlerde olduğu gibi, tepkisini sadece sandığa giderek ortaya koyan büyük bir sessiz çoğunluk var.

Durum böyle biline…

YORUM YAZ
TOPLAM 4 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - SABAN KATI:20 Haziran 2013, Perşembe 22:09

  • - seaul:09 Haziran 2013, Pazar 20:48

  • - Muhterem vatandaş:09 Haziran 2013, Pazar 05:32

  • - Vatandaş:07 Haziran 2013, Cuma 19:19