ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Gerçek Sivil İktidara Doğru

Mehdi Çetinbaş

10 Ağustos 2010 Salı 11:35
  • A
  • A
Yüksek Askeri Şura toplantıları bu yıl, geçen yıllardan farklı olarak kamu oyu gündemini günlerce meşgul etti.
Siyasi iradenin emrinde olması gereken, ataması hükümet tarafından gerçekleştirilen komuta kademesindeki generallerin atamalarının, bu yıl sancılı geçeceği çok önceden belliydi. Genel Kurmay Başkanının, geçmişte suç işlediği gerekçesiyle hakkında dava açılan komutanlarla ilgili hiçbir yasal işlem yapmaması, YAŞ toplantısının bir hesaplaşmaya dönüşmesine sebep oldu.
2010 yılı YAŞ zirvesinin sancılı geçişinin sebeplerini geçmişte, bilhassa AKP’nin iktidara geldiği ilk günlerdeki tepkilerde aramak gerekir. Halkın oylarını alarak iktidara gelen bir yönetime, had bildirme çalışmaları olarak göze çarpan ordu içimdeki kıpırdanışlar ve buna çanak tutan sivil generaller, alışkın oldukları gibi AKP hükümetini de ürküterek kaçırabileceklerini düşündüler.
AKP’nin iktidara gelişinin ilk günlerinde, kendisini millet iradesinin üstünde gören, birinci ordu bünyesinde çeteleşen bir gurup subayın, davul çala çala darbe yapma teşebbüsü hala hafızlarımızda. Bu teşebbüs kulaktan kulağa duyulmuş, hatta Hilmi Özkök Paşanın ayak diremesi karşısında akamete uğradığı da fısıltı gazetelerinde yer almıştı.
Birinci Ordu bünyesinde çeteleşen darbeciler, durumu öyle azıtmışlardı ki, yapacakları darbe ile ilgili, seminer adı altında bir çok sanal tatbikat gerçekleştirmişlerdi. Darbeciler kendilerine o kadar güveniyorlardı ki, yaptıkları çalışmaları tarihe ışık tutması açısından, binlerce sayfalık yazılı ve sesli belgelerle de destekliyorlardı.
Ümraniye’de ihbar sonucu, bir evin çatısında bulunan bombalarla başlayan Ergenekon süreci, çorap söküğü gibi zincirleme bir çok olayı gündeme taşıdı. Ergenekon bir milat oldu. Yıllarca tertiplerle ve provokasyonlarla ajite edilen topluma, yön verilemez oldu. İşlenen bir çok cinayetin, asker içinde odaklanan çeteler tarafından ,provokasyon amacı ile işlendiğine dair kuvvetli şüpheler oluştu.

Gırtlağına kadar politikaya bulaşan askerimiz, nedense eleştiriye açık değildir

Bir zamanlar Başbakan Tansu Çiller tarafından seslendirilen” devlet adına kurşun atan ile kurşun yiyen” söylemi alabildiğine istismar edilmiş, devlet kimliği elde eden çeteci artıkları ve mafya bozuntuları ülkede korkusuzca at oynatmışlardır. İçine derin devletin karıştığı Susurluk ve benzeri bir çok karanlık olay, üzerine gidilemeden örtülmüştür.
Bütün bu hareketlerin içinde, bir şekilde TSK mensuplarının direkt ya da dolaylı olarak yer aldığını gördük.Bazı komutanlar işi öylesine zıvanadan çıkardılar ki, ordunun psikolojik savaş taktiklerini halkın üzerinde deneyerek, oluşturdukları korku sayesinde gırtlaklarına kadar yolsuzluklara bulaştılar.İşin gerçeğini söylemek gerekirse ,kendilerinin yol verdikleri mafya örgütleri sayesinde ,kara para havuzları oluşturdular.
İşin garip tarafı, bu tür faaliyetleri pervasızca yürüten ordu mensupları, öylesine rahat hareket ediyorlardı ki; ast üst ilişkisi neredeyse kaybolmuş vaziyetteydi. Ordunun tepe noktasında rütbe, makam ve mevki kavgası veren komutanlar, altta ne olduğuna bakmıyorlar, daha doğrusu bakamıyorlardı.
Gırtlağına kadar politikaya bulaşan, asıl işini bir tarafa bırakan askerimiz, başlayan ufak eleştiri dalgaları karşısında hazan yaprağı gibi savruldu. Haklarındaki iddiaları yalanlarken, sürekli olarak ortaya çıkan yeni delillerle suçüstü yakalandılar. Geçmişte işledikleri suçları, korku ve şiddetle bastırıp gizlerken, artık pantolon da yama tutmamaya başladı.

AKP’yi kapatma davası delilleri, Genelkurmay güdümlü internet sitelerinden alınmıştı.

Haklarında balyoz davası sebebiyle ağırlaştırılmış hapis cezası istenen sanıkları korumak için verilen mücadelenin onda biri, Gediktepe’de verilmiş olsaydı belki orada şehit olan Mehmetçiklerimiz hayatta olacaktı. Genelkurmay Başkanlığı YAŞ’ta işini gücünü bırakarak, bütün enerjisini bu darbeci subayların terfi etmesi için harcadı.
Güdümlü internet siteleri kurarak yayın yapan, bu faaliyeti resmi olarak belgelenen Birinci Ordu Komutanı Hasan Iğsız’ın ısrarla Kara Kuvvetleri Komutanlığına atanmak istenmesi, haklı olarak hükümet kanadında tepkilerin oluşmasına sebep olmuştur.
Hepimiz çok iyi hatırlıyoruz, AKP hakkında kapatma davası açan Cumhuriyet Baş Savcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın internetten indirerek delil ve belge olarak kullandığı evrakların büyük çoğunluğu, Hasan Iğsız’ın sitelerinden alınmamış mıydı?
Genel Kurmay Başkanlığı bütçesinden aldığı paralarla kurduğu provokatif sitelerde, aleni olarak AKP aleyhtarı yayınlar yaptırdığı gün gibi aşikar olan bir general, nasıl olur da kara kuvvetleri komutanlığına önerilir. Böyle bir dayatmayı kabul eden iktidar, nasıl halk iktidarı olabilir. Her cümlesinde onurlu Türk subayı kelimesini dilinden düşürmeyen komutanlarımız, makam ve rütbe uğruna, neden icraatlarını beğenmedikleri hükümetten onay beklerler.
Yıllardır değişik ortamlarda, Avrupa’da, ya da dünyanın diğer gelişmiş demokratik ülkelerinde, sıradan insanların, Genelkurmay başkanlarını tanımadığını ya da adını bilmediğini duyarak şaşırırdık. Oysa bundan daha doğalı ne olabilirdi. Ama Türk toplumuna, teamül adı altında bazı gelenekler dayatılarak, anayasa kurallarından daha geçerli fiili bir durum oluşturulmuştur.
Bizim ülkemizde teamül, ya da özel durum adı altında TSK politize edilmiştir. Genelkurmay Başkanları, dünyadakilerin aksine protokolde dört numaraya yerleştirilmiştir. Genelkurmay Başkanları, hiçbir zaman Avrupa’ya Milli Savunma Bakanlarımız ile birlikte bir toplantıya katılmamışlardır. Avrupa ülkelerinin tamamı, Nato toplantılarına ,Milli Savunma Bakanları ve Genelkurmay başkanları ile birlikte katılırken,Türkiye katılamamıştır.

Elinde silah olan güç, bu güne kadar olmayan yetkiler kullanmıştır.

Avrupa’da geçmeyen, özel Türk protokolü sebebiyle Bakan ile Genelkurmay Başkanı toplantılara birlikte katılmazlar. Şayet katılırlarsa, Milli Savunma Bakanı burada Genelkurmay Başkanımızın önünde yer alacaktır. Böyle bir aşağılanmaya(!) tüm Avrupa ülkelerinin Genelkurmay Başkanları katlanırken, bizim askerimiz çareyi, toplantılara katılmamakta bulmuştur. Sırası gelmişken bu konunun da temelli olarak halli gerekir. Devlet protokol kanununda yapılacak bir değişiklik ile, Genelkurmay Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması ile bu problem de çözülecektir.

Elinde silah olan güç, geçmişte yaşanan olayları referans alarak, sürekli olmayan yetkiler kullanmıştır. Hiç bir suçu olmayan yüzlerce subay, diğer subaylar gibi yaşamadığı için, sadece farklı bir inanca sahip olduğu için, acımasızca, sorgusuz sualsiz ihraç edilmiştir.
Ülkeyi sivilleştirme ve özgürlükleri Avrupa standartlarına yükseltme sözü veren AKP’nin, bu noktaya gelmesi sanıldığı gibi kolay olmamıştır. Bu gün miting meydanlarında, suç işleyen komutanları “tutup kulağından” atarsın diyen Devlet Bahçeli’nin bundan on sene önceki söylemlerine bakmak gerekir. Eğer TSK bu gün rahat rahat eleştiriliyor ve hataları yüzüne vurulabiliyorsa, bu durum AKP’nin sabırlı politikalarının bir sonucudur.
Son YAŞ toplantısı, bazı kartel medyası yazarlarının söylediklerinin aksine, çok olumlu ve hayırlı sonuçlara vesile olmuştur. Geçmişte göstermelik şuralar tertipleyerek, kendi iç disiplin baskısı sayesinde, diledikleri gibi liste düzenleyen kuvvet komutanlarına dur denmiştir. Bir saltanat düzeni gibi, kendisinden sonra gelecek veliaht genel kurmay başkanını seçebilme ayrıcalığı, askeri düzen içinde bir çok suistimale kapı aralamıştır.
Siyasi iktidarları ve hükümetleri , YAŞ kararlarını onaylamak zorunda olan bir noter gibi görme anlayışı 2010 şurası ile tarihe karışmıştır. Hükümetler sivilde birlikte çalışacakları yüksek rütbeli bürokratları nasıl seçiyorlarsa, aynı şey TSK için de gereklidir.
Geçmişte eleştiriye açık olmayan, kendi içine kapanık bir yönetim tarzını benimseyen TSK, artık yeni yönetim tarzına açık olmalıdır. Sivillerin tabi olduğu bütün yasal sorumluluklar askerler için de geçerli olmalıdır.
Sancılı geçen 2010 yaş zirvesi, umarız bir milat olur. Bu gün AKP yönetimini eleştirenler, gelecek YAŞ zirvelerinde aynı yolu ve metodu takip edeceklerdir. Tam sivil iktidara giden yolda,başka seçenek yoktur. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Aklın yolu birdir…
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.