ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Fildişi Kulelerde Yazı Yazanlar

Mehdi Çetinbaş

02 Kasım 2010 Salı 22:48
  • A
  • A
Dünyada nasıldır tam olarak bilemiyorum; ancak bizdeki bazı köşe yazarları, eski Yunan’daki yarı tanrı addedilen Tiranları andırırlar. Onların yazdıkları her kelam kutsaldır. Mutlaka söyledikleri her cümle bir kerameti bünyesinde taşır.
Bu anlayış hiç şüphesizdir ki bize Osmanlı matbuatından kalan bir mirastır. Günlük gazete sahibi olma konusunda Avrupa’nın çok çok gerisinde kalan bir toplum olarak, gazeteyi zamanında çok kutsamışız. Hatta halk arasında son zamanlara kadar çok yaygın olarak kullanılan “ gazetede yazıyor” sözü gazetenin halk arasında kuvvetli bir delil olarak görüldüğünün en büyük ifadesidir.
Gerçekten de Osmanlı gazeteciliği, ilkleri yaşaması ve öncü olması bakımından çok önemli görevler üstlenmişti. Osmanlı’nın ilk gazetecileri aynı zamanda bir misyon sahibiydiler. Hem halkın bilinç seviyesini yükseltecekler, hem de onları Avrupa’daki son gelişmelerden haberdar edeceklerdi. Şinasi, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi gibi ilk gazeteciler, çok yönlü eserler vermişlerdir. İlk öncüler, gazeteciliğin yanı sıra, şair, romancı, tiyatro yazarı, eleştirmen, tarihçi vs… gibi bir çok özelliği bir arada taşırlardı.
Okuma yazma oranının düşük olduğu o yıllarda, sivrilen ve halk arasında efsaneleşen gazeteciler vardı. Ahmet Mithat Efendi, Türk gazetecilik tarihinin gelmiş geçmiş en popüler gazetecisi olma şerefini halen elinde tutmaktadır. Yayınlamış olduğu Tercüman-ı Hakikat Gazetesi, 1880’li yıllarda, on binlerle ifade edilen bir tiraja ulaşmış, halkın gönlünde taht kurmuştur.

Ahmet Mithat Efendi “tefrika roman” geleneğinin ilk uygulayıcısıdır.

Ahmet Mithat Efendi edebiyatımızda “tefrika roman” geleneğinin ilk uygulayıcısı olarak bilinir. Gazetesinde, 150 civarında tefrika roman yayınlamıştır. Onun romanları gazete satışında öyle etkili olmuştur ki, bazı okuyucular, heyecanlı romanı kaldığı yerden takip etmek için gazete dağıtıcısını beklemek yerine, bizzat Cağaloğlu’na giderek gazetenin çıkışını matbaada beklemeyi ve gazeteyi elden almayı tercih ederlerdi.
Ahmet Mithat Efendinin tefrika romanları, çok geniş halk kesimi tarafından takip edilirdi. Gazete alan bir kimse bunu yalnız olarak okumaz, etrafında toplanan okuma yazma bilmeyen insanlara da sesli olarak okur, dinleyenler de romanın heyecanını paylaşırlardı. Ahmet Mithat Efendi’nin okuyucu üzerinde ne kadar etkili olduğunu gösteren yaşanmış bir olay anlatılır.
Ahmet Mithat Efendi gazetede “Henüz on yedi yaşında” adlı romanını tefrika olarak yayınlamaktadır. Romanda bir hırsız, evin ikinci kat penceresine tırmanmış, pencereyi açıp içeri girmek üzeredir. İçeride de, Ahmet Mithat Efendi’nin tabiri ile, ayın on dördü gibi, ay parçası bir genç kız uyumaktadır. İşte tam burada Üstad romanı keser, ahlak nutuğu vermeye başlar, bu onun romanlarının genel bir özelliğidir. ” Ey insanoğlu, nefsine uyup da hata yapma, şeytana uyma vs.vs…” Bu nasihat faslı gazetede birkaç gün devam etmiş olmalı ki, hırsızın içeri girmesini heyecanla bekleyen okuyucuların sabrı taşar. Fatih’te toplu olarak kahvenin önünde yeni çıkan gazeteyi bekleyen okuyucular, hırsızın yine içeri girmediğini görünce, galeyana kapılarak Tercüman-ı Hakikat gazetesine doğru yürüyüşe geçerler.
Gazetenin önüne vardıklarında, kalabalık sayısı yüzlerle ifade edilecek bir rakama ulaşmıştır. Gazete önünde bağırıp çağırmaya başlarlar. Gürültüler üzerine Üstad pencerede görünür. Pencereyi açarak nümayiş yapan kalabalığı azarlar: “Ne bağırıp duruyorsunuz burada ”diye sorar. Kalabalığın önderlerinden olduğu anlaşılan biri öne çıkarak Üstada seslenir: “ Efendi…Efendi… Ya o hırsızı içeri sokarsın, ya da biz içeri girersek ne olduğunu görürsün.”
Bunlar ayniyle vaki, yaşanmış olaylardır. İşte Türk basını halk üzerinde bu derece etkili kalemler yetiştirmiş, halk bu ve benzeri yazarlar tarafından sürekli yönlendirilmiştir. Okuma yazma oranlarının düşük olduğu dönemlerde, basın gücünü elinde tutan çevreler, sürekli olarak toplum mühendisliği yapmışlar, halkı bilinçli olarak belli noktalara kanalize etmişlerdir.
Bu olaylar Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. Ahmet Emin Yalman, Peyami Safa, Nazım Hikmet, Zekeriya Sertel, Necip Fazıl, Burhan Felek, Abdi İpekçi gibi gerçekten de zirve isimler, başyazar olarak bu toplumun kaderinde önemli roller ifa etmişlerdir. Adını saydığımız bu yazarlar, gerçekten de bilgileri ve birikimleriyle bu unvanlara sahip olmuşlardır.

Yüksek plazalarda, beyaz eldivenli özel garsonlara servis yaptıran, viski yudumlayan yazarlar

12 Eylül her alanda olduğu gibi Türk gazeteciliği açısından da bir milat olmuştur. Önceleri gazetecilik başlı başına bir sektör iken, 12 eylül sonrası bu alan, parası olan holding sahiplerinin yan kuruluşu haline gelmiştir. Sermaye gurupları arasında yaşanan ticari rekabetler, gazete sütunlarında tarihi kavgaların yaşanmasına sebep olmuştur. Büyük holdinglere sahip olan gazete patronları, sahip oldukları gazeteleri bir silah olarak kullanmışlardır. Bazı gazete patronları, kendilerini halkın oylarıyla seçilmiş hükümetlerin üzerinde görmüşlerdir. Öyle ki, pijama ile devletin başbakanını evinde kabul edecek derecede işi zıvanadan çıkarmışlardır.
Bilgiye hızla ulaştığımız internet çağında, mızrağın artık çuvallara sığmadığı günümüzde dahi, eski alışkanlıklarını sürdürerek, toplum mühendisliği görevini ısrarla ifa etmeye çalışan gazetecilerimiz, bilgi çağının gerisinde kaldıklarını fark edememişlerdir. Eskiden matbaa mürekkebi soluyan, bodrum katlarında kurşun harfleriyle tipo dizgi yapan, aynı zamanda musahhihlik görevini de üstlenen yazarlarımızın yerine, günümüzde plazalardaki odalarında viski yudumlayarak yazı yazan bir yazar profili ortaya çıkmıştır.
Plazadaki odasında, yemeği beyaz eldivenli özel garsonlar tarafından ayağına götürülen baş yazarlar ile, elinde viski kadehi ile sağa sola yürüyerek gezinen, o günün manşetini atmak için ilginç cümleler(!) bulmaya çalışan kabız genel yayın yönetmenleri, bu ülkenin kaderini ne yazık ki yıllarca etkilemişlerdir.
Son yaşanan Oktay Ekşi olayı, umarım gazetelerin “ Tiran(yarı tanrı) yazar” kavramını yeniden tartışmaya açmalarına vesile olacaktır. “Beşerin böyle dalaletleri var. Putunu kendi yapar, kendi tapar” diyen Tevfik Fikret ne güzel söylemiş. Bulunduğu konumu hak etmediği halde, çevrenin putlaştırması sayesinde bazı makamları işgal edenlere en güzel örnek, Oktay Ekşi’dir. Buna benzer sayısız örnek mevcuttur basın dünyamızda.

Patronunun parasıyla politika kumarı oynayan yazarlar, denizin bittiği noktaya gelmişlerdir.

Kendini yenilemeyen, okumayan, çağının gerisinde kalan, gençlerin önünü tıkayan yazar tiplerinin artık sonu gelmiştir. Halk arasında çok sık baş vurulan bir metot vardır. Karşısındakini sözle alt edemeyenler son çare olarak küfre sığınırlar. İktidara karşı kin ve nefret duyguları ile dolu olan Oktay Ekşi de bunu yapmıştır. Son yazısında çizmeyi aşmış, baltayı taşa vurmuştur. Muhtemeldir ki daha önceleri de sık sık yaptığı bu çıkışlar, editörler tarafından fark edilerek zamanında budanıyordu. Son olay nasıl olduysa gözden kaçmış oldu.
Oktay Ekşi’nin Hürriyet’ten ayrılmasını komplo teorisi ile de izah etmek mümkündür. Komplo teorisi sözünü laf olsun diyerek kullanıyorum. Muhtemeldir ki, hiçbir çalışanına kolay kolay git diyemeyen Aydın Doğan, Ekşi’nin sık sık yaptığı, editörler tarafından düzeltilen hatalarından yılmış olacak ki, sonuncusunu bilinçli olarak düzelttirmemiştir. Başbakana ve bakanlara yapılan bu ağır hakaretin bedelinin ağır olacağını bilen Aydın Doğan, toplumsal baskıyı da arkasına alarak Oktay Ekşi’den kurtulmuştur.
Çıkarılmaya çalışılan son vergi affıyla borçlarının yüzde altmışından kurtulacak olan Aydın Doğan, böyle bir ortamda Oktay Ekşi’nin pervasızlığına göz yumamazdı. Bundan sonra da kolay kolay kendi sırtından kabadayılık yapılmasına müsaade etmeyecektir.
Gazetelerinin başına çöreklenen, kendisinin bile zapt etmekte zorlandığı tiranlar ordusu, Oktay Ekşi’nin Hürriyet’ten ayrılmasıyla önemli bir mevzi kaybetmiştir. Sözüm ona, kendi iç bünyelerinde yayın ilkeleri oluşturan Doğan medya mensupları, bu ilkeleri süs ve çerçeve için kullanmaktadırlar. Yalan haber yapmaktan yüzlerce sabıkası bulunan gazeteler, mutlaka kendilerine çekidüzen vermek durumundadırlar. İnternet medyası gibi alternatif yayınların bulunduğu bir ortamda, yalan haberin ömrü ancak bir kaç saattir.
Bundan yirmi beş otuz sene öncesinin klasik metotları ile yayıncılık yapmaya çalışan Doğan gurubunun yayın organlarının başlarını tutanlar, artık dönemlerini doldurmuşlardır. Aydın Doğan’ın arkasına saklanarak, onun maddi gücüyle aleni olarak politika yapan gazeteciler, onu yanlış ata oynatmışlardır. Her defasında, desteklediğimiz parti şimdi iktidara gelecek, biz de dar boğazdan kurtulacağız. Devletin para musluğuna hortum bağlayarak, suyun bir kısmını buraya akıtacağız diyerek, patronlarını oyalayan Tiranlar, artık denizin bittiği noktaya gelmişlerdir.
Önümüzdeki seçimde de iktidar ışığı göremeyen bu Tiranlar, işi tamamen küfre vurmuşlardır. Yıllarca halkın sandıktaki tercihlerini görmezden gelen, halkın oylarıyla seçilen iktidarları çeşitli yollarla engelleyen güçler, AKP iktidarını bir türlü kendi çizgilerine çekememişlerdir.
İktidarları önlerinde diz çöktürmeye alışmış olan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın dilimize kazandırdığı bir deyimde cuk oturan statükonun kibirli mensupları, artık can çekişiyorlar.
Bundan böyle fil dişi kulelerde yazı yazanlar, çok dikkatli olmak durumundadırlar. En azından yazı yazarken ayık olmaya dikkat ederlerse, problemin büyük kısmını çözmüş olurlar.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.