ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL8°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Eylülün ham hayali

Mehdi Çetinbaş

26 Ağustos 2013 Pazartesi 19:14
  • A
  • A

 

     Eylül ayında Türkiye karışacakmış. Büyük olaylar meydana gelecekmiş. Kısacası miş mişli cümleler kulağımıza sık sık çalınmaya başladı.

     Müzmin muhalif bir arkadaşımı da, ağzının suları akarak benzer cümleler kurarken gördüm.

     Hayırdır dedim! Ardından da bunları neye dayanarak söylüyorsun diyerek sordum?

     Okumuyor musun; gazeteler yazıyor diye cevap verdi.

     Benim okuduğum gazetelerde öyle şeyler yazmıyor diyerek esprili bir cevap verdim.

     Daha sonra kendi kendime düşündüm. Bu insanlar neden bu ülkenin karışıklığa, ya da büyük bir kaosa sürüklenmesini beklerler? Neden hep düşüncelerini olumsuzluk üstüne kurarlar?

     Bu soruların cevaplarını çok düşünmeme rağmen, mantıklı bir izaha ulaşamadım.

     Altmış yılı aşkındır kör topal demokrasi ile yönetilen ülkemizde, ilk defa kesintiye uğramadan on yılı aşkındır parlamenter sistemin işlediğini fark ettim.

     1950 yılında zorunlu olarak şeklen demokrasiye geçen ülkemizde, iktidarların da şeklen muktedir gözüktüğünü anlamamız için,ard arda gelen darbeleri ve muhtıraları görmemiz yeterli oldu.

     Bu gün yaşadığımız sıkıntı, kurtuluş savaşından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kadrolarının, hak etmeyenler tarafından işgal edilmesi ve uzun süre elde tutulmasından kaynaklanmaktadır.

     Merhum Arif Nihat Asya, bir şiirinde bunu çok güzel anlatır. Şairin düşmanlar tarafından parçalanan İmparatorluğumuz için söylediklerini, bizler Kurtuluş savaşı sonrasına adapte edebiliriz.

Kalk yiğidim, yine dağ başını duman aldı.
Parçalandı bir kıtanın toprakları,
Aslan payını aslan olmayan aldı...
Kalk yiğidim, yine dağ başını duman aldı.

     Kurtuluş savaşını veren kadroların bir kısmı, savaş sonrası Anadolu kültürünün gerçek temsilcilerini tasfiye ederek, sözüm ona yüzü batıya dönük bir devlet kurmuşlardır.

     Ülke yönetimini eline geçiren, Boğaziçi Aşireti olarak tabir edilen güçler, kurdukları derin yapı ile ülke kaderine yıllarca hükmetmişlerdir.

     Halkı sürekli aşağılamışlar, halkın durumunu iyileştirici politikalar izlemek isteyen iktidarları devirmişler, başbakan ve bakanlarını idam sehpalarına çıkarmışlardır.

     Halka rağmen halkı yönetmeye alışan, iktidarlara iktidarı veren, ancak muktedirliği elinde tutan derin güçler, 1997 yılından bu yana sürekli mevzi kaybederek bu güne gelmişlerdir.

     Derin yapılanmaya büyük darbeler vurulmasına rağmen, bu yapı halen gerçek anlamda yok edilememiştir.

     Eylülde büyük olaylar beklemenin sırrı, işte burada yatmaktadır. Halen canlı olan bu yapı, fısıltı gazetesi sayesinde ülkede kısmi de olsa bir etki yaratmayı başarmaktadır.

     Derin güçlerin elbette zorlandıkları hususlar da var. Bu yapı, motor güç olarak ülkenin kaymağını yiyen, geçmişte ülkenin çıkardığı tahvilleri alarak devlete faizle para satan güçlerden beslendiği için, ekonomik kaynakları zayıflamıştır.

     Seksen yıldır ellerinde tuttukları, sanatçı adıyla besledikleri ve halka model olarak sundukları insan sayısında da azalmalar olmuştur. Bu sahayı da yeterince kontrol edememenin sıkıntısını yaşamaktadırlar.

     Haftada elli ya da altmış bin lira gibi para kazanan bu insanları, yaz sıcağında eyleme çağırmak kolay değildir. Hele bir Bodrum, Çeşme ve Marmaris sahilleri boşalsın ondan sonra eylemlere elbet sıra(!) gelecektir.

     Şaka bir yana, bu ülkede eylem gerekçesi olacak bahaneler bulmak gerçekten de zor olmasına rağmen, Türkiye’nin keyfi en tıkırında olan insanlarının ön safta gösterilere çıkması çok ilginçtir.

     Başbakan’ın söylediği sözlerden nem kapan ve onu halkı yönlendirmekle suçlayan insanların görüşlerine inat bazı veriler ortaya çıkmaktadır.

     Başbakan karşı olduğunu söylemesine rağmen, ülkede yapılan kürtaj oranında bir azalma olmamıştır. Yine aynı şekilde sezaryen doğumlarda da bir azalma olmamıştır.

     Başbakanı diktatör olmakla suçlayan çevreler, buna ne diyeceklerdir. Sözünü geçiremeyen(!) diktatör olur mu?

     Ortadoğu ile kıyaslanamayacak bir demokratik yapıya sahip olan ülkemizi kıskanan çevreler iş başındadır. Avrupa’da şiddetle bastırılan, yerlerde sürüklenen göstericileri görmezden gelenler, sıra ülkemize gelince özgürlük havarisi kesiliyorlar.

     Dünya yansa umurlarında olmayan, AVM’lerde yetişen apolitik bir nesli, geleceğin teminatı olarak gören çevreler bence ham hayallere kapılıyorlar.

     Her şeyi bir tüketim metaı olarak gören bu nesil, Gezi parkını da tüketmiştir. Onlar için gezi parkı, gitar çalma, uyku tulumu ile parkta yatma ve farklı birçok fanteziden ibaret olmuştur. Bu nesilden kısa sürede politik bir duruş beklemek beyhudedir.

     Üniversitelerin açılışı ile gelecek olan ek potansiyel güç de gezi ruhunu diriltmeye yetmeyecektir. Gezi ruhu, bir avuç TGB elemanının temsiline terk edilmiştir.

     Her ne kadar inkar edilirse edilsin, gezi olayları CHP’nin bir tezgahıdır. Buna katkı sağlayan marjinal güçlerle birlikte, bu olay halkın gözünde de marjinal olarak yer almıştır.

     Uzun yıllar muhalefet yapmaya alışmayan, en azından muhalefette olsa bile muktedirliği elinden bırakmayan güçler, son çırpınışlarını yapmaktadır.

     Önümüzdeki günlerde elbette yine karışıklık çıkarmaya teşebbüs edecek guruplar olacak ve olmaya devam edecektir.

     Geçmişte yaşanan olaylar sayesinde Türk toplum polisi de yeterince tecrübe kazanmıştır. Olaylar sırasında yaşanan bir kaç acı olayın ders olmasını ümit ederim.

     Ülkede sun’i gündemle olay yaratmaya çalışanlara karşı müsamaha gösterilmemelidir.

     Yasal zeminleri zorlayan herkes, dünyada örneği olduğu gibi mutlaka karşılığını görmelidir.

     Hükümetin icraatlarından memnun olmayanlar, İstanbul’daki belediye yönetimini eleştirenler, işte size fırsat; yerel seçimlere yedi ay kaldı.

     Hiçbir bahaneye sığınmayın; en güçlü adayınızı ortaya koyun; birleşin, bir araya gelin ve seçimi kazanın. Biz de sizin yönetiminizdeki hizmetleri görelim. Ola ki hoşumuza gider, biz de sizinle beraber oluruz.

     Şayet kazanamazsanız yapacağınız bir şey var. Kırkpınar yağlı güreşlerinde olduğu gibi, rakibinizin kıspetine vurup yenilgiyi kabul edeceksiniz.

     Başka çareniz yok!

        

     

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.