ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Dünya Dönüyor, Statüko Direniyor

Mehdi Çetinbaş

07 Şubat 2011 Pazartesi 10:07
  • A
  • A


Son zamanlarda hem Türkiye, hem de dünya gündemi öylesine yoğun ki, yetişmek mümkün değil. Bizim gibi, yazarlık dışında da iş yükü oldukça fazla olanların, bu gündemi sıcak olarak takip etmesi neredeyse imkansız gibi.

Tunus’ta yakılan demokrasi meşalesi, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da domino etkisi yaratmışa benziyor. Tunus diktatörünün ülkeyi terk etmesinin ardından, beklendiği gibi ateş diğer ülkelere de sıçradı. Ortadoğu başta olmak üzere, dünyadaki bütün diktatörler sıkıntılı günler geçiriyorlar.

Yazımı yazmadan önce hafızamı zorlayarak düşündüm. Dünya üzerinde var olan, halkının ekseriyetini Müslümanların oluşturduğu ülkelerden kaç tanesi tam demokratik bir yönetime sahip. İnanın bu cevabıma örnek teşkil edecek bir ülke ismi bulamadım. Bu ülkeler kategorisine Türkiye’yi de dahil ettim.

Dünyada var olan Müslüman ülkelerin üst kurulu olan İslam Konferansı Örgütü’ne(İKÖ) üye 57 ülke var. Bunların dışında Müslümanlar 80 civarında ülkede de azınlıklar halinde yaşıyorlar. Bu ülkeler arasında Hindistan’da yaşayan Müslüman azınlık yüz milyondan daha fazla bir nüfusa sahip. Rusya’daki Müslüman azınlığın nüfusu ise yirmi milyona yakın. Kısacası Müslümanlar dünya üzerinde bir buçuk milyara yakın bir nüfus oluşturuyorlar. Müslüman nüfusu dünya nüfusunun yüzde yirmi üçünü oluşturuyor.

Peki aynı Müslümanlar dünya gelirinden nüfusları oranında pay alıyorlar mı? Ne yazık ki bu soruya olumlu cevap vermek mümkün değil. Dünya üretimi GSMH (Gayri Safi Milli Hasıla) 65 trilyon dolar civarındadır. Bunun içinde 57 İslam ülkesinin payı 8 trilyon dolar civarındadır. GSMH olarak bir trilyon doları aşan tek İslam ülkesi Türkiye’dir.(1.028 trilyon)

Aynı İslam ülkelerini başka kategoride incelediğimizde; dünya petrol üretiminin %65’i, kauçukta %71, kalayda%52, fosfatta %41, doğalgazda %%51, uranyumda %39 gibi önemli bir üretim payına sahip olduklarını görürüz. Hele hele petrol gibi, dünya ekonomisine yön veren önemli bir silahı elinde bulunduran İslam ülkelerinin, içinde bulunduğu durum gerçekten de çok hüzün verici.

Bütün eksiklerine rağmen, Türkiye demokrasinin işletildiği tek ülkedir.

Gerek İKÖ, gerekse dünya ekonomik forumu verilerine baktığımızda, İslam ülkelerinin ekonomik yapılarıyla yönetim tarzları arasında doğru orantı olduğunu görebiliriz. Bütün gelirlerini petrol ihracından sağlayan, ülkesinde toplu iğne fabrikası bile bulunmayan, insanları çalışmaya alışkın olmayan körfez ülkelerindeki sun’i refahı saymazsak, iş gücü ile ihracat yapan,gelir gider dengesini oturtturan kaç ülke sayabilirsiniz?

Türkiye, bütün eksikliklerine rağmen demokrasi ile yönetilen neredeyse tek İslam ülkesidir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bütün eksikliklerine rağmen Türkiye bir demokrasi ülkesi, daha doğrusu bütün engelleme çabalarına karşın demokrasi yolunda yürümeye kararlı bir ülkedir.

Kuzey Afrika , Ortadoğu ve Körfez’de yer alan İslam ülkelerinin tamamı totaliter rejimlerle yönetilmektedir. Bir kısmı krallık,bir kısmı da Emirlik adı altında, saltanat ile idare edilen bu ülkelerde, adı cumhuriyet olan totaliter rejimler de mevcuttur. Bir rejimin adının cumhuriyet olması, o rejimin özgürlüklerin doyasıya yaşandığı bir ülke olduğu hususunu hatıra getirmez. Devrilen Tunus devlet Başkanı Zeynel Bin Ali yirmi üç, Mısır Devlet Başkanı Mübarek otuz, Yemen devlet Başkanı Ali Abdullah Salih otuz iki, Libya lideri Kaddafi kırk iki, Cezayir Devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika on iki, Sudan Devlet Bakanı Ömer el Beşir on sekiz, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad on bir (babası Hafız Esad otuz yıl) yıldır iktidarı ellerinde tuttular ya da tutmaya devam ediyorlar.

Bu devlet başkanlarının Türkiye ile kıyaslanması asla mümkün değildir. Eğer kıyaslanacaksa Türkiye Cumhurbaşkanları ile kıyaslanabilir. Türkiye’de bir cumhur başkanı halk çok istese bile ancak iki dönem halinde on yıl görev yapabilir. Bunun dışında yasalar gereği bir daha seçilemez. Yukarıda saydığım devlet başkanları Cumhuriyet adı altında saltanat rejimleri oluşturmuşlardır.

Tunus’ta başlayıp Mısır’da devam eden, diğer körfez ülkelerini de titreten ayaklanmaların çok iyi tahlil edilmesi gerekir. ABD ve batı bu güne kadar İslam ülkeleri ile olan münasebetlerini bu rejimler aracılığıyla sürdürmüşlerdir. İslam ülkeleri arasında, bütün eksikliklerine rağmen, neredeyse demokrasi ile idare edilen tek ülke olan Türkiye’nin ensesinde boza pişiren ülkeler, aynı hassasiyeti yukarıda sayılan ülkelere göstermemişlerdir.

İletişimin çok güçlü olduğu bu dönemde,artık halkı uyutmak mümkün değildir.

Son zamanlarda hızla gelişen kitle iletişim araçları, dünyayı büyük bir köy haline dönüştürmüştür. Bundan yirmi otuz sene önce, gizlenebilen işkence ve ihlaller artık gizlenemez durumdadır. Ruslar 1944 yılında Tatar ve Çeçen halklarını toptan Sibirya’ya sürdüklerinde, dünyanın bu olaydan ancak 1949 yılında yarım yamalak haberi olmuştu. Dünyada geçmişte buna benzer bir çok olayı örnek verebiliriz.

Herkesin oturduğu yerden dünyayı izleyebildiği bir ortamda, artık halkları uyutmak ve avutmak mümkün değildir. Tunus’ta başlayıp Mısır’a sıçrayan, muhtemelen başka ülkeleri de etkileyecek olan halk ayaklanmaları, ABD başta olmak üzere batılı ülkelerin gözünü korkutmuştur. Bu ülkeler halk hareketlerini yönlendirmek için ellerinden gelen gayreti göstereceklerdir. Kısacası engelleyemedikleri hareketlerin içinde olarak,kurulabilecek yeni düzenleri de kontrol altında tutmaya gayret göstereceklerdir.

Bu ülkelerde meydana gelen halk hareketlerine, büyük bir heyecan içinde demokrasi adına alkış tutanlar sanırım yanılgı içindedirler. Otuz yıldır totaliter bir rejimle yönetilen bir ülkede, demokrat yönetici ve bürokrat bulma zorluğunu varın siz tahmin edin. Demokrasi yolu çok sancılı bir süreci gerektirir.

1946 yılında demokrasi trenine binen Türkiye, altmış beş yılda, ikisi askeri darbe, birkaçı da post modern darbe olmak üzere sayısız vartalar atlatmıştır. Bu gün halen ,darbe kalıntısı anti demokratik kurumlara sahip çıkan muhalefet, ve bununla işbirliği yapan elitist bürokrat takımı yüzünden, Türkiye ilerlemesini çok yavaş adımlarla sürdürmektedir.

Mısırda meydana gelen halk hareketleri ile; Türkiye’de hükümeti protesto eden örgütlü sivil toplum güçlerinin eylemlerini kıyaslayanlar, alınan polisiye tedbirleri Mübarek yönetimine benzetenler abesle iştigal edenlerdir. Herkes çok iyi bilir ki, Türkiye’de toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak izne bile tabi değildir. Belirlenen meydan ve güzergahlarda dileyen istediği gösteri ve protestoyu yapar. Bu durum dünyanın her yerinde de böyledir. Şehrin en işlek caddeleri, dünyanın hiçbir ülkesinde toplantı ve gösterilere açık değildir. Buralarda izinsiz gösteri yapanlar polis engeliyle karşılaşırlar.

İçeriğini bile tam olarak öğrenmek zahmetine katılmadıkları, kanun hakkında görüşlerini almak işçin komisyona davet edildikleri halde icabet etmedikleri “torba yasası” nı engellemek için Ankara sokaklarında kargaşa yaratanlar ne derece samimi olabilirler. TMMM çevresinin bir kilometre yakınında gösteri yapılamayacağını bilen CHP’nin şovmen milletvekilleri, işçilerin önünde yürüyerek sözüm ona işçi dostu görüntüsü çiziyorlar.

Türkiye’nin dış politika alanında kazandığı itibarı içine sindiremeyen darbeci kafalar, akılları sıra Afrika ve Ortadoğu kalkışmalarını örnek göstererek aba altından sopa gösteriyorlar. Bu kafalar bilmiyorlar mı ki, o meydanlarda kendi rejimlerini devirmek için gösteri yapanlar, ellerinde Türkiye Cumhuriyeti başbakanının posterlerini taşıyorlar. Yine bu insanlar verdikleri demeçlerde Türkiye demokrasisini kendilerine örne k aldıklarını ifade ediyorlar.

Mazlumların sömürülmesiyle kurulan medeniyetler çökmeye mahkumdur.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, içine girdiğimiz bu iletişim çağında, artık çağ dışı totaliter rejimlerin yaşama şansı kalmamıştır. Yaptığınız hiçbir şeyi halktan gizleyemezsiniz. Her yaptığınız iş şeffaf olmak zorundadır. İnternet denilen iletişim kanalını hiçbir şekilde kontrol altında tutanız mümkün değildir. Mısır başta olmak üzere bütün diktatörlüklerin çöküşü yakındır. Bu günden yarına çözüm beklemek de akıl karı değildir.

Bu ülkeler adım adım demokrasiye doğru yürüyeceklerdir. Buralarda kurulan totaliter rejimlerin perde arkasındaki destekçileri, bu halkları kolay kolay bırakmayacaklardır. Devrilen diktatörlerin yerine gelen yönetimleri n de kendi güdümlerinde olmasını sağlamaya çalışacaklardır. İslam dünyasının uyanışı yeni bir çağın müjdecisi olacaktır.

Mazlum milletlerin sömürülmesi ve ezilmesi üzerine kurulan batı medeniyeti, yaşlanmış ve doyuma ulaşmıştır. Artık geri sayım başlamıştır. Osmanlının çöküşünün yüzyılları bulduğunu göz önünde tutarsak, sözlerimizin daha iyi anlaşılması mümkündür. Batı medeniyetinin çöküşü çok daha hızlı olacaktır. Etkileşim araçlarının hızı, çöküşü de hızlandıracaktır. Kuvvetle muhtemeldir ki; elli sene sonrasının dünyası çok daha farklı olacaktır.

Çok değil, gelecek yirmi sene içinde, yaşarsak Türkiye’yi çok daha farklı konumlarda göreceğiz. Geçmişinde medeniyetler kurma ve öncü olma yeteneği bulunan toplumlar, bu vasıflarını periyodik aralıklarla ortaya koyarlar. Osmanlı’nın yıkılışının üzerinden yüz yıl geçti. Yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kısa bir bocalamanın ardından genetik mirasına sahip çıkmaya başlamıştır.

Türkiye’nin en büyük problemi, beyni uyuşmuş, tarihi mirasını reddeden birinci cumhuriyet aydınlarının statükocu direnişleridir. Cumhuriyeti kuruluş yıllarındaki gibi, 1923 yıllarında bırakan, bir arpa boyu geliştirmeyen bu elitist kadroların tasfiye işlemi başlamıştır.Her yeniliğe direnen bu gericilere rağmen, ilerleme ve gelişme devam edecektir.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana tek parti dönemi hariç, yalnız başına iktidar yüzü görmeyen CHP, bu gün de statükoyu temsil eder durumdadır. Tunus ve Mısırdaki diktatörlere karşı ayaklanan halkı örnek göstererek, demokrasi sandığına dinamit koymaktadırlar.

Genel seçimlere dört ay gibi kısa bir zaman kalmasına rağmen, CHP’nin tavrı anlaşılır değildir. Bu gün hemen başlayarak köy köy,kasaba kasaba,sokak sokak dolaşarak halktan oy isteyeceklerine, halka darbe çağrısı yapanlar nasıl demokrat olabilirler? Şiddetten medet uman bir siyasi partinin bu millete verebileceği ne olabilir? Sandıkta kazanıp ta iktidarı gasp edilenler, hep muhafazakar partiler olmuştur. CHP’nin, bu milletten sandıkta vize alıp ta iktidarı mı gasp edilmiştir?

Sekiz yıldır iktidarda olan bir partiyi yıpratamayan, ona alternatif olamayan bu muhalefetle Türkiye’nin varacağı hiçbir hedef yoktur. Bu gün yapılan kamu oyu yoklamalarında, yüzde kırk beşlerin üstünde oy alacağı belirlenen AKP’nin, seçimlere doğru oy kaybedeceğini farz edenler ham hayallere kapılıyorlar.

Benden söylemesi, Kılıçtaroğlu, Gürsel Tekin ve patavatsız Hurşit Güneş liderliğindeki CHP, Deniz Baykal’ın gösterdiği performansı bile gösteremeyecektir. Ben CHP’yi milletvekili aday listelerini YSK’ya verdikten sonra da görmek istiyorum. Bakalım o zaman nasıl bir çözüm bulacaklar. Yüz, ya da yüz yirmi kişilik bir kontenjana saldıran binlerce kişiyi nasıl tatmin edecekler çok merak ediyorum.

Dünya kendi yörüngesi etrafında dönüyor. Türkiye dünyada dönen dolapları, bu güne kadar olmadığı tarzda çok yakından görüyor ve okuyor. Türkiye, dünya aktörü olarak sahnede yer almaya başlamışken, muhalefetimizin durumu içler acısıdır. Dünyanın döndüğünü fark edemeyen CHP yönetimi , Galile’yi idama mahkum eden engizisyon misali gerçeklerle yüzleşmekten korkuyor. Böylesine zayıf, etkisiz ve çaresiz muhalefet, AKP yönetimi için aslında şans değil büyük bir talihsizliktir.

Size belki de komik gelecek, böyle bir ortamda AKP’ye büyük bir iş düşüyor. Kendi muhalefetini de kendi oluşturmak durumundadır. Sizi bilmem ama ben bu muhalefetten ümidimi kestim.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.