ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Dönem Asr Suresi'ni bol bol okuma dönemidir

Mehdi Çetinbaş

27 Mart 2013 Çarşamba 23:53
  • A
  • A

     Son günlerde , ulusalcı olarak tabir edilen basın ve yayın organlarını daha dikkatli olarak izlemeye çalışıyorum. Tam da benim dediğim gibi hareket ediyorlar.

     5 Şubat tarihindeki  “barışa adım adım” başlıklı yazımda, muhalefetin ve sürece karşı çıkanların eski defterleri karıştırarak, geçmişte söylenen bazı sözleri yayınlayacaklarını ve bundan medet umacaklarını söylemiştim. Gerçi bunu söylemek için çok fazla bir kehanete de gerek yoktu. Bu hatırlatmayı, sürece karşı olanların ne kadar boş ve kof olduklarını belirtmek için yapmış oldum.

     CHP gurubunda, Başbakan’ın farklı zaman ve ortamlarda söylemiş olduğu bazı sözleri bir araya getirerek, sözüm ona çelişki yakalıyorlar. Sözleri ustaca montajlayarak, başbakanı aynı konuda birbirine zıt düşünceler savunan bir insan gibi göstermek istiyorlar.

     Terörle mücadele konusunda, Başbakanın bundan bir kaç sene önce söylemiş olduğu sözler esas alınarak bir suçlama yapılabilir mi? O sözleri o zaman söyleyen Başbakan, bu gün başka bir noktaya gelmiş olamaz mı?  Savaş söyleminden barış söylemine geçmek, geri gitmek anlamına mı geliyor?

     Türkiye’nin başına bela edilen PKK, otuz yılı aşkındır bu ülkede faaliyet gösteriyor. Bir rivayete göre PKK derin devletin desteği ile farklı bir amaç için kurulmuş, zamanla da kontrolden çıkarak bir canavar haline dönüşmüştür.

     Biz sürekli olarak bir konuyu dile getiriyoruz. Uzun yıllar bir terör örgütü olarak faaliyet gösteren PKK, kabul edelim ya da etmeyelim terör örgütü olma özelliğini devam ettirmenin yanı sıra, bu boyutu aşarak yeni bir safhaya  da uzanmıştır.

     Otuz yıl boyunca  yürütülen bu kirli savaşta,on binlerce insan hayatını kaybederken, PKK siyasallaşarak, dünyanın bir çok yerinde kurduğu paravan kuruluşlar sayesinde, işlerini çok rahat yürütür hale gelmiştir.

     Yine aynı PKK, Türk siyasi hayatına da girmiş ve kurdurduğu parti kanalıyla TBMM’de politika yapmaya başlamıştır. Sayısını bilemediğim kadar kapatma kararı ile karşı karşıya kalan PKK’nın siyasi uzantıları, her defasında daha da güçlenerek meclise geri gelmişlerdir.

     Seçim barajı dolayısıyla, seçimlere bağımsız adaylar vasıtasıyla katılan BDP, tabiri caizse, deveye hendek atlatarak meclise otuzu aşkın milletvekili sokmayı başarmıştır.

     Kafamızı kuma gömerek, bunları görmezden gelerek bir yere varamayız. PKK ve BDP gerçeğini hiçbir şekilde göz ardı edemeyiz. PKK’nın geçmişte yaptığı kanlı eylemleri tasvip ettiğimiz zannedilmesin. Biz sadece bir durum tespiti yapıyoruz.

     Devlet, ileride kullanmak maksadıyla kendi elleriyle yetiştirdiği bir canavarın esiri haline getirilmiştir. Temeli ,Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarına dayanan hatalar zincirinin ceremesini, bu gün bizler çekiyoruz.

     İnsanlar, yılarca etnik kimliklerinden soyutlanarak yaşamaya mahkum edilmiş ve enerjileri tüketilmiştir.  Evinde Kürt,Çerkes ve Boşnak gibi kimlikler taşıyan insanlar, sokağa çıktıklarında, Türk etnik kimliğine bürünerek rol yapmak zorunda bırakılmışlardır.

     Bütün bu birikimler, zaman içinde bir volkana dönüşerek patlamıştır. Türkiye şu anda, geçmişiyle  çok sert bir hesaplaşma içindedir.

     Başbakan neden düne kadar, PKK ve BDP ile ilgili sert söylemlerde bulunurken, bu gün birdenbire tavır değiştirerek adeta yüz seksen derece dönüş yaptı diye soru soranlar oluyor.

     Öncelikle Başbakan’ın tavır değiştirdiği görüşüne pek katıldığımı söyleyemem. İşin doğrusunu söylemek gerekirse, Başbakan’ın yakın zamana kadar İmralı sürecini kontrol edebildiğini de sanmıyorum.

     Son bir iki yıl öncesine kadar, Öcalan’ın tamamen asker kontrolünde, avukatları kanalıyla örgütü yönettiği söylenirdi. Yetki Adalet Bakanlığında olmasına karşın, sivil yönetim askerlerin izni olmaksızın İmralı’ya giremezdi.

     Ne zaman ki asker vesayeti kırıldı,  PKK konusuna da ciddiyetle el atılmış oldu. Son günlerde cereyan eden görüşmeleri bu gözle değerlendirmek gerekir.

     Muhalefetin ileri sürdüğü, Erdoğan’ın Öcalan’ı muhatap alarak masaya oturduğu söylemlerini dikkate alıp tahriklere(AKP seçmeni için)kapılmamak gerekir. Dünyanın her yerinde terör örgütleriyle müzakereler böyle yürür. Efendim MİT müsteşarı Başbakan’a bağlıymış, dolayısıyla onun yaptığı görüşmeler, Erdoğan’ın Öcalan’la görüşmesi anlamına gelirmiş vs. gibi söylemler hiç kimsenin moralini bozmasın.

     İRA  ve ETA ile görüşülürken aynı kanallar kullanılmıştır. Filipinler Hükümeti, Moro Müslüman savaşçıları ile uzlaşma sağlarken aynı kanalları kullanmıştır. Hatta daha da ilerisini söyleyelim; Filipinler Hükümeti ile Müslüman gerillalar arasında Türkiye arabuluculuk bile yapmıştır.

     Söylemek istediğimiz şey şudur; akan kanın durması ve terörün bitirilmesi için mutlaka bir şeyler yapılması gerekmektedir. Bu konuda farklı fikirleri olanlar varsa onlar da bunu açıkça belirtmelidir.

     Verilen bunca şehidin kanı yerde mi kalacak? Yetim çocukların ve dul kalanların intikamları alınmayacak mı? Bebek katili bu hainler cezasız mı kalacak? Bu ve buna benzer bir çok soruyu sizler de sorabilirsiniz.

     Peki ben de soruyorum; bu öldürme nereye kadar varacak? Tut ki devam ettik, yirmi bin PKK’lı öldürdük. Onlar da beş bin askerimizi şehit ettiler. Bu şekilde olay nereye varır Allah aşkına ! Bunun  sonu gelir mi?

     Şehit ailelerini kışkırtarak yapılan ucuz politika, belki de bir takım insanların üzerinde etkili olur. Ancak uzun vadede düşündüğümüzde,her ne pahasına olursa olsun terörün bitirilmesi konusunda büyük çabalar göstermemiz gerekir.

     Son günlerde tahrik edici manşetler atan,  gıdasını kan dökmekten alan insanlara mutlaka gereken cevabı vermeliyiz. Vereceğimiz en güzel cevap; tahriklerine kapılmadan onları görmezden gelmektir.

     Ellerinden en önemli silahları alınan çevreler son kozlarını oynuyorlar. Memleketi Türk ve Kürt gibi kamplara bölerek kendilerince yeni metotlar deniyorlar.

     Bu günlerde en büyük sorumluluk, baldıran zehrini içmeye talip olan Başbakan’a düşüyor. Süreci yürütmek için sinirlerinin çok sağlam olması gerekiyor. Gerçekten de tarihi bir süreç yaşıyoruz.

     Bıçak sırtında yürüyen bu sürecin çok dikkatli yürütülmesi gerekir. Siyasetçilerin  bu zaman zarfında mümkün olduğunca az konuşmaları, sürecin daha sağlıklı yürütülmesini sağlar.

     Önümüzdeki günlerde çok daha zor bir süreçten geçeceğiz. Ben hep yazmaya ve hatırlatmaya devam edeceğim.

     Bu dönem, birbirimize sürekli olarak sabrı tavsiye edeceğimiz ve bol bol ASR suresini okumamız gereken bir dönemdir diye düşünüyorum.  

POLAT ALEMDAR'IN ASR SURESİ'NİN OKUMASINI İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

YORUM YAZ
TOPLAM 5 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Misafir01 Nisan 2013, Pazartesi 12:34

    vatan hayini

  • - hdemirel-hollanda:29 Mart 2013, Cuma 18:12

    yazilarinizin devamini diliyorum tbr ederim sizi

  • - Ayhun Faruk Akgün:29 Mart 2013, Cuma 13:45

  • - Kanber ATAKUL:29 Mart 2013, Cuma 09:58

  • - NURGÜL ÇÖLKESEN:29 Mart 2013, Cuma 08:24