ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Dil yobazları

Mehdi Çetinbaş

16 Şubat 2013 Cumartesi 10:13
  • A
  • A

Türk dilinin en büyük hocalarından (Öğrencisi olma şerefine nail oldum. Allah mekânını cennet eylesin) merhum Muharrem Ergin, dili ve gelişimini güzel örneklerle anlatırdı.

Dil canlı bir organizma gibidir. Yaz kış yeşil olan ağaçlara benzer. Sürekli canlıdırlar, kuruyan yaprak doğallık içinde dökülür, yerine yenisi çıkar,  ağaç her zaman yeşil kalır derdi.

Dil de, kökü tarihin derinliklerine uzanan bir çam ağacı gibidir. Yaz kış canlıdır. Yaprakları doğallık içinde yenilenir. Kuruyan yapraklar ise aşağı dökülür. Dil, böyle bir ağaçtır. Kelimeler ağacın yaprağıdır. İşlevini yitiren kelime de, kuruyan yaprak gibi dilden ayrılır.

Tarih sahnesinde, asılar boyu bir kartopu tanesi gibi yuvarlanarak gelen dil, birçok farklı etnik gurupla karşılaşır, onlarla alışverişte bulunur, alır, verir, bir çığ gibi büyüyerek yoluna devam eder.

Bazı diller, zirveden kopan ana çığ tabakası olarak gelir, diğer küçük dilleri içinde eriterek asimile eder. Bu olay tarih boyunca yaşana gelmiştir. Bir zamanlar tarihte parlak medeniyetler kuran birçok kavim, büyük dillerin çığı altında kalarak yok olmuştur.

Hitit, Sümer, Etrüsk, Urartu vb. birçok kavim, hem dil, hem de etnik olarak tarih sahnesinden silinmiştir. Hiç şüpheniz olmasın ki, bu dillere ait bir çok kelime, bu gün kökeni bilinmeden farklı dillerin içinde yaşamaktadırlar.

Türkçe de, dünya üzerinde yaşayan kadim diller arasında önemli bir yere sahiptir. Bu gün halen varlığını sürdürüp, kökü binlerce yıla dayanan fek fazla bir dil bulamazsınız.

Neredeyse bir dünya dili haline gelen İngilizce’nin tarihi, öyle sanıldığı kadar eski değildir. Orhun Nehri kenarına Göktürk Yazıtları dikildiğinde, (732) dünya üzerinde bırakın İngilizceyi, İngiliz diye bir millet bile yoktu.

Britanya adası  geçmişte, Kelt kavmi adı verilen, Kelt dilini konuşan yerlilerden oluşuyordu. Bu adayı daha sonra,  aralarında Roma imparatoru Sezar’ın da olduğu birçok komutan işgal etmiştir. Alman, Fransız ve daha birçok kavim, Britanya adasında dönem dönem egemen olmuştur.

Anadili İngilizce olan ilk İngiliz kralı 1399’da tahta çıkan 4. Henry’dir.

Gerçeği söylemek gerekirse, İngilizce adında tarihi bir dil yoktur. Dil, Germen ve Anglo- Sakson bir temele dayanıyor. MS üçüncü yüzyılda Britanya adasına gelip yerleşen, Germen dilinin farklı diyalektlerini konuşan Hollanda ve Almanyalı yerlilerden türeyen bir dildir.

Anglo-Sakson kavimleri, konuştukları dile zaman içinde, Anglo- Sakson’dan bozma, anglis demişlerdir. Bu kavram gelişerek, günümüzdeki İngilizcenin temeli olmuştur.

11. asırdan itibaren adada başlayan siyasi yönetim, uzun zaman kendi iç çekişmeleriyle uğraşmıştır. Başlangıçta Britanya adasında tahta geçen krallar, ya Almanca ya da Fransızca konuşurlardı. Anglis, yani İngilizce konuşan ilk kral, 1399 yılında tahta çıkan 4. Henry’dir.

Bütün bu örnekleri vermemizin sebebi, bir dilin gelişimin nasıl olabileceğini gözler önüne sermek içindir. Birçok dilin harmanlaması ile yaşayan tarihin önünde oluşan İngilizce, bugün içinden çıktığı dilleri de geride bırakarak bir dünya dili olmuştur.

Hiçbir İngiliz, dilindeki kelimelerin kökenini araştırarak kompleks içine girmez. Tam tersine, bütün dünya dillerinden devşirerek oluşturduğu İngiliz dili ve onun yüz binleri bulan kelime hazinesi ile öğünür.

Geçen yazımızda bizim kısaca üzerinde durduğumuz Öz Türkçecilik cereyanını dikkate aldığımızda, ne kadar büyük bir hata yaptığımızı anlarız. Orta Asya’dan hareket ederek, sayısız dille teması sonucu, büyük bir kelime hazinesi oluşturan Türkiye Türkçesi, müdahale olmasa belki de dünyanın en büyük dili olarak İngilizcenin de önünde olabilirdi.

Başka dillerle karşılaşmayan ve onlarla alışverişte bulunmayan diller, gelişmemiş dillerdir. Dil başka dilden kelime alır. Bu kelimeyi de kendi telaffuzu ve dilinin fonetik yapısına uydurarak kullanır. Arapçadan dilimize girenteşekkür etmek kelimesi tamamen bize hastır. Bir Araba teşekkür ederseniz sizi anlamaz. Arapça’da teşekkürün karşılığı  “şükran” sözcüğü ile ifade edilir.

Yabancı dilden dilimize giren kelime, akşamdan dile girip, sabaha kullanılır hale gelmez. Bir kelimenin dile girişi ve dilde kalıcı olması, kendine yeni anlamlar bulması, yüzyılları bulan bir süreçtir.

Türkçe kuraları çok net olan matematiksel bir dildir.

Mesela Arapçadan aldığımız “Nazar” kelimesini ele alalım. Anlam olarak “bakmak“ fiilinin karşılığıdır. Biz şayet Arapçadır diye Nazar kelimesini dilimizden söküp atarsak, bu kelime ile oluşan deyim ya da yan anlamları ne yapacağız. Nazar değmek deyimi yerine, bakış değmek diyebilir miyiz? “Benim nazarımda hiçbir değeri yok” cümlesindeki nazar yerine bakmak fiili oturuyor mu?

Bu örneği dilimize Arapça ve Farsçadan girmiş sayısız kelimede uygulayabilirsiniz. Göreceksiniz o zaman dil nasıl fakirleşiyor.

Türkçe, aslında çok düzgün kuralları olan, matematiksel bir dildir. Başta ses uyumu olmak üzere, çok ilginç kuralları vardır. Dilimize dışarıdan giren bir kelimeyi, ne kadar Türkçeleşirse Türkçeleşsin, tespit etmek çok kolaydır.

Bu kurallardan en basit ve akılda en kalıcı olanını söyleyelim. Türkçe’de kelimelerin ilk harfleri J-L-M-N-R-Z sesleri ile başlayamaz. Bu kesin bir kuraldır. Sadece taklit ve yansımadan türetilen sesler istisna. (Melemek, zonklamak, lakırdı vs.) Bu harflerle başlayan kelimelerin sözlükten çıkarıldığını bir an düşünün. Kim bilir dilimiz ne hale gelirdi.

Bu sözcükler, Türkçe’de kelimenin başında bulunamadığı için bozulmamış Türkçe’nin aslını sürdüren dağ köylerindeki Yörüklerin, İrecep, İramazan, İlimom tarzındaki söyleyişlerinin sırrı burada gizlidir.

Dil kurumu tabi ki yeni kelimeler üretebilir. Üretilen kelimeler tavsiye niteliğinde olmalıdır. Popüler şair ve yazarların kullanımı ile bu kelimeler halka arz edilebilir. Üretilen yeni kelime, eskisinin yerine geçmeye zorlanmamalıdır. Halkın benimsediği bazı yeni kelimeler, eskisini atmadan da kendisine rahatlıkla yer bulabilir.

Şart kelimesine karşılık üretilen koşul kelimesi, şart sözcüğünü yerinden edememiş, bununla birlikte kendisi de dilimizde ayrı bir yer edinmiştir. Hatta çok ilginç bir şekilde, koşulsuz-şartsız gibi bir deyimin oluşmasına bile vesile olmuştur.

Eski dilde kullanılan bazı kelimelerin yerine üretilenler, bazen rahatlıkla tutarken, bazıları da itibar görmeyerek tabiri caizse çöpe atılmıştır. Üretilen yargıç kelimesi hâkim sözcüğünü yok edemezken, savcımüdde-i umumikelimesini yok etmiştir.

Yukarıdan beri verdiğimiz örnekler, dile dışarıdan müdahale ve zorlama yapılmadıktan sonra, gelinebilecek olan durumu göstermek içindir

12 Temmuz 1932 yılından başlayarak, Türkiye’de yaşanan dil katliamı, maalesef çok uzun bir süre devam etmiştir. 1980’lere kadar devlet politikası olarak yürütülen bu katliam, maalesef kelime hazinesi kıt, düşünce yoksulu bir nesil yetiştirmiştir. Hele bir de buna, bilgisayar dili denen hilkat garibesini de eklersek, acınası durum, ağlanacak hale gelir.

Sonuç:” Zararın neresinden dönersek dönelim kardır” mantığı ile unutturulan basit kelimeleri yeniden canlandıralım. Başta ders kitapları olmak üzere, bütün materyaller yeniden ele alınmalıdır. Bunlar yapılırken de geçmişte yapılan hataya düşmemeliyiz.

Dil kurumu tarafından uydurulup zorla halka benimsetilmiş diyerek, yerleşen kelimelere karşı düşmanca bir tutum içine girersek, bizim de o dil yobazlarından farkımız kalmaz.

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Ayda Perçin:19 Şubat 2013, Salı 09:06