ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Deveyi Yardan Atlatan Bir Tutam Ottur

Mehdi Çetinbaş

12 Ekim 2010 Salı 23:16
  • A
  • A
İş yoğunluğum dolayısıyla, on beş gündür klavyenin başına geçip ülke meseleleri ile ilgili görüş serdetme imkanı bulamadım. Bu süre zarfında o kadar çok farklı olay ülke gündemine girip çıktı ki, hangisi üzerinde kalem oynatalım bir türlü karar veremedik.
Bir tarafta Hanefi Avcı’nın tutuklanması ile başlayan tartışmalar, diğer taraftan YÖK’ün başörtülü öğrencilerin sınıftan zorla çıkartılamayacağına dair vermiş olduğu mütaala. Tam yazımı yazmak üzere oturduğum sırada, HSYK üyelerinin topluca istifa ettiği haberi gündeme bomba gibi düştü. Hepsi de başlı başına ayrı bir yazı konusu.
Biz de sıcak olarak takip edemediğimiz bu olaylar hakkında birkaç kelam ile görüşlerimizi bildirmeyi tercih ettik. İnşaallah bundan sonra fazla ara vermeden gündemi yerinde ve zamanında takip etmeye muvaffak oluruz. Bu gün Hanefi Avcı konusunu farklı bir boyutuyla ele almak istiyoruz.
Hanefi Avcı olayı, gerçekten de çok enteresan bir gelişim süreci yaşadı. Türk emniyet teşkilatı içinde efsane haline gelen böyle bir ismin, böyle bir final ile meslek hayatına son vermesi bana çok tuhaf geldi. Büyük bir sabır ile okuduğum kitabı, gerçekten de söylendiği gibi iki ayrı bölüm şeklinde sırıtıyor.
Birinci bölümde genel olarak meslek hayatı ile ilgili anılarını kaleme alan Avcı, nedense kitabının son kısmında Fethullah Hoca cemaatine çatmayı tercih etmiş. Sözüm ona Hoca Efendi’yi ayrı tutarak, cemaat elemanlarının devlet içinde kadrolaşarak uygunsuz işler yaptıklarını, cemaatin adını kötüye çıkardıklarını söylemeye çalışıyor.

Kadın tuzağı binlerce yıldır aynen uygulanan, en ufak değişikliğe uğramayan bir senaryodur

Gazeteci Şamil Tayyar’ın da ifade ettiği gibi cemaat ile ilgili bölümde önemli üslup farkı var. Bu bölümün kitaba dışarıdan yapılan bir empoze ile eklendiği o kadar belli ki, bunun inkar edilmesi mümkün değil. Zaten bazı gazeteciler de bu kitabın yazılmasına yardımcı olduklarını açıkça itiraf ettiler.
Hanefi avcı durduk yerde neden arı kovanına çomak soktu. Yıllarca dirsek temasında bulunduğu, çocuklarını emanet ettiği cemaate neden böyle bir saldırıda bulunmayı tercih etti? Bu sorunun cevabı çok zor gibi görünse de, aslında çok da basit.
Tarih boyunca bir çok devleti yıkan, devlet adamlarını itibarsızlaştıran, yasak aşk ve kadın tuzağı Hanefi Avcı’yı da ağına düşürmüş. Edirne’de polis teşkilatı için düzenlediği hızlı okuma kurslarında ders veren Edebiyat öğretmeni Kezban Hanım, Hanefi Avcı’yı görünce kocasını ve çocuklarını unutarak bir görüşte ona tutulmuş. Tabii Hanefi avcı da ona. Tam bir Romeo ve Jülyet senaryosu.
Kadın tuzağı binlerce yıldır, Kleopatra, Katherina, Mata Hari ve daha bir çok ünlü kadının kullanıldığı yüzlerce senaryo ile hayata geçirilmesine rağmen, günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Cumhuriyet tarihinde sayısız devlet adamı ve bürokrat kadın tuzağına düşürülerek yok edilmiştir.
Hayatının büyük bir kısmını yıllarca yasadışı yollarla başkalarını dinlemekle geçiren bir emniyet müdürünün yasal yollarla dinlenmesi çok ibretlik bir olay. Girdiği çapraşık ilişkiler dolayısıyla dinleme ağına takılan Hanefi Avcı, büyük bir ihtimal ile yasak aşk kurbanı olmuştur. Tarih boyunca ünlülerin gözünü kör eden aşk Hanefi Avcı’yı da kör etmiştir.
Avcı gibi yılların tecrübesine sahip olan bir istihbaratçı ve emniyet müdürünün son halini acıyarak takip ediyorum. Kapalı bir çevrede yetişen ve elli yaşından sonra kendisine gülümseyen bir çift göze meftun olan Avcı, aynen Yavuz Sultan Selim’in bir gazelinde belirttiği kaderi yaşamıştır.

Yavuz’u bir gözleri ahuya zebun eden felek, Hanefi Avcı’yı da pençesine almış

Rivayet olunur ki Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi sırasında konakladığı yerde , çadırında temizlik hizmetlerini gören çevre köylerden bir Türkmen kızına vurulur. Sırdaşı Hasan Can’a konuyu açar. Hasan Can Türkmen kızına padişahın izdivaç teklifini iletir. Hemen davullar çalmaya, kazan kazan yemekler pişirilmeye başlanır.
Tam düğün bitip gelin gerdek odasına gireceği sırada , köylü Türkmen kızının yüreği bu heyecana dayanamaz, oracıkta ölüverir. Koskoca cihan padişahı Yavuz bu olaydan öylesine etkilenir ki , aşağıdaki dörtlüğü söylediği rivayet edilir.

Merdüm-i dideme bilmem ne füsun etti felek Giryemi kıldı hûn eşkimi füzûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek "


Bilmem ki gözlerime felek nasıl bir büyü yaptı ki
Gözümü kan içinde bıraktı, askımı artırdı
Benim pençemin( gücümün) korkusundan arslanlar(bile) titrerken
Felek beni bir ahu gözlüye esir etti.

Bu olayın gerçekte yaşanmış , ya da bir rivayet olması hiçbir şeyi değiştirmez. Yıllar boyu cihanı titreten padişahların, emirleri altındaki cariyelerin elinde oyuncak oldukları bilinen bir gerçektir. Tarih sayfalarına büyüteçle baktığımızda izah etmekte zorlandığımız bir çok çarpık ilişki görürüz. Mesela Napolyon ile Josephine ilişkisinin mantıksal bir izahını kim yapabilir.
O dönemin dünyasına hükmeden bir imparatorun, iki çocuklu dul bir kadının ardından yıllarca koşması; ona sayfalarca aşk mektubu yazmasının elbette mantıklı bir izahı yoktur. Napolyon’a eş olmak için yanıp tutuşan sayısız Fransız genç kızı dururken, Napolyon’a “Aşk ve muharebe birbirinden çok farklıdır. Birinde kaçan,diğerinde kovalayan kazanır” dedirten Josephine’ler tarih boyunca var ola gelmişlerdir.
Hanefi Avcı olayı ile ilgili sayısız komplo teorileri okuduk. Kendi fikri düşüncesine taban tabana zıt bir terör örgütüne yardım etmek suçundan tutuklanan Hanefi Avcı’nın tutuklanması, işin doğrusu beni çok şaşırtmadı. Bundan Hanefi Avcı’nın fikir dünyasında bir değişme olduğu sonucunu çıkartmıyorum.
Bir ahu gözlüye zebun olan Hanefi Avcı, yasak aşkını içinde yaşadığı çevre ile paylaşamazdı. Çünkü o çevre bu tür ilişkileri kaldıramazdı. İşte burada eskiden işkenceye tabi tuttuğu, kendi ifadesiyle sonradan dost olduğu Necdet Kılıç devreye girdi. Onun evi, buluşmak için ideal ve gözden ırak bir mekandı.
Hanefi Avcı, elli yaşından sonra kendisine kaçamak yapmak için evini tahsis eden Necdet Kılıç’a karşı , haliyle büyük bir minnet duygusu içine girmişti.
İster şantaj deyin, ister minnet deyin,hangi sebeple olursa olsun, Hanefi Avcı gözlerden uzak, evinde kaçamak yapmasına vesile olan yasa dışı sol örgüt mensubu Necdet Kılıç’a yardımcı olmuştur. Devletin suçlu şüphesiyle yasal yollarla dinlediği birine devlet sırlarını ifşa etmiştir.
Bizim gözümüzde çok akıllı ve uyanık bir istihbaratçı portresi çizen zavallı Hanefi Avcı, gözünü kör eden aşk ışığının etrafında pervane olarak kendini yakmıştır. Zamanında adam kullanma konusunda sınır tanımayan zehir hafiye, kendisini tepe tepe kullandırtmıştır.
Herkesin değişik senaryolar ortaya attığı böyle bir ortamda, bazı kalemler tarafından gelişi güzel dile getirilen bu konuyu da, ben senaryolaştırmış olayım. Hanefi Avcı ile ilgili sayısız komplo teorilerinin havada uçuştuğu bir ortamda, benim teorim yine de, ayağı yere basan en sağlam teoridir.
Hanefi Avcı’nın durumu açıklayan güzel bir atasözümüz var. Ne demiş atalarımız:
DEVEYİ YARDAN (uçurumdan) ATLATAN BİR TUTAM OTTUR
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.