ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Cumhuriyet'in Kara Kutuları

Mehdi Çetinbaş

25 Kasım 2011 Cuma 12:25
  • A
  • A
Şu CHP ilginç bir parti. Her söyleminde cumhuriyetin kurucusu olduğunu söyler; ardından ilave ederek, partinin kurucusunun Atatürk olduğunu da söylemeyi ihmal etmez.

Yaklaşık on bir sene sonra da, cumhuriyetin kuruluşunun yüzüncü yılını idrak edeceğiz. Aradan geçen yüz sene, cumhuriyet rejiminin değerlendirilmesi için yeterli bir süreçtir. Tarihçilik ve objektif değerlendirme için, yüz yıllık bir zaman dilimi genel geçer bir kuraldır.

Benim kanaatimce, cumhuriyet konusundaki değerlendirmelerimizde hatalı bir yol izliyoruz. Cumhuriyet,kelime anlamı olarak her ne kadar halkın yönetimini çağrıştırsa da, bu durum Türkiye’de 1950’li yıllara kadar böyle olmamıştır. Adı cumhuriyet olmakla birlikte, yarım asırdır tek adam, ya da hanedanlar tarafından yönetilen ülkeleri görünce, cumhuriyetin tek başına pek bir anlam ifade etmediğini söyleyebiliriz.

1923 yılından 1950 yılına kadar geçen Türkiye Cumhuriyeti serüvenine baktığımızda, Cumhuriyet’e halk katkısından ne derece bahsedebiliriz.

Türkiye 1923 yılından 1950 yılına kadar tek parti(CHP)tarafından yönetilmiştir. Bu süre zarfında cumhurbaşkanlığı makamı için yapılan seçimler, sembolik ve göstermelik olmaktan ileri gitmemiştir. Örnek vermek gerekirse, 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyetinin birinci Cumhurbaşkanı seçilen Atatürk’ün, bu göreve ikinci ya da üçüncü kez nasıl ve ne zaman seçildiğini, detaylı olmayan tarih kitaplarında bulamazsınız. Çünkü Atatürk, CHP tarafından kendisine layık görülen Ebedi Şef unvanı ile, zımnen hayat boyu cumhurbaşkanı olarak ilan edilmiştir.

Atatürk’ün karizmatik yapısı ve tartışılmaz liderlik vasfı, yaşadığı dönemi bir nevi alternatifsiz kılmıştır. Atatürk’ün alternatifsiz bir liderlik dönemi geçirmesi, onun bütün icraatlarının tartışmasız ve doğru olduğu anlamına gelir mi?

İnönü istemeseydi bu ülkeye demokrasi gelmezdi safsataları son bulmalıdır.

Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanlığı makamına gelen İsmet İnönü’nün demokrasiye kendi isteği ile geçtiği, o olmasaydı bu ülkeye demokrasi gelmezdi palavraları ile bu ülke 1950 yıllarına kadar oyalanmıştır. İkinci dünya savaşının ardından tercihini batıdan yana koyan, daha doğrusu koymak zorunda kalan Türkiye için, demokrasi zorunlu bir tercihti.

Cumhurbaşkanı olur olmaz Atatürk’ün resimlerini paraların üzerinden kaldırıp kendi resimlerini koyduran, resmi dairelere kendi resimlerini astıran İnönü’nün, demokrasiye isteyerek geçtiğini kim söyleyebilir. İnönü şayet kabul etmeseydi, bu süreci ancak birkaç yıl geciktirebilirdi.

Cumhuriyetin en büyük handikapı, yapılan eleştirilerde, eleştiri sahibinin direkt olarak Atatürk ile karşı karşıya getirilmesidir. Hakkında özel koruma kanunu olan Atatürk hakkında yapılabilecek olan siyasi ya da askeri eleştirilerin, bu kanun kapsamına girip girmediğinin bilinememesidir.

Bütün bunları neden yazdığımı merak ediyor olabilirsiniz. Son zamanlarda Dersim konusu yeniden alevlendi. CHP yine bu olayın tabii ki baş rolünde.

1937 yılında yapılan Dersim operasyonunu eleştirirken bunun faturasını tek başına CHP’ye yüklemek bizce de adil değildir. Şayet Dersim operasyonu tarihi bir hata ise, bu hatanın sorumluları zincirleme olarak bundan sorumludurlar. Sözün gelişi, Dersim harekatının Atatürk’ten izin almadan, ya da onun bilgisi haricinde yapılması mümkün müdür? Bu harekat sırasında CHP yöneticisi olan Celal Bayar, bu sorumluluktan vareste tutulabilir mi?

Aşiretinin lideri haksız yere asılan Kılıçtaroğlu’nun, Dersim konusundaki tavrı düşündürücüdür.

Dersim operasyonu Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir operasyonudur. Olay böyle olunca CHP’nin bu olaylarla ne ilgisi olabilir diyebilirsiniz. Doğru olanı da budur. Ancak söz konusu CHP olunca, durum ister istemez değişiyor. CHP bir parti olmaktan ziyade, kendisini devlet olarak gördüğü için, haklı olarak bu sorulara da muhatap oluyor.

Dersim öyle karışık bir denklem ki, çözebilene aşk olsun. Olayın mağdurları Dersim’deki alevi vatandaşlarımız, onlara soykırım uygulayan yeni kurulan modern Türkiye Cumhuriyeti ve onun yöneticileri. Ne hikmettir bilinmez, her platformda hak arayışına girişen, bitmez tükenmez kurultaylar toplanmasına sebep olan Alevi-Bektaşi dernekleri federasyonunun, dersim olayları ile ilgili yapmış olduğu bir araştırmayı hatırlayan var mı?

İşte CHP böyle ilginç bir parti. Başında Dersim’li bir genel başkan var. Genel başkanın mensup olduğu Kureyşan aşireti, bu olaylarda aktif olarak yer almış. Aşiretinin lideri dersim olaylarının elebaşı olarak görülüp idam edilmiş. Sizce böyle bir aşiret mensubu olan Kemal Kılıçtaroğlu’nun Dersim olayları ile ilgili suskunluğu normal mi?

Bence bu tabloda anormal bir durum var. AKP’nin oyunu arttırarak üçüncü kez iktidara gelişini Stockholm sendromu ile izah eden Kılıçtaroğlu’nun, asıl Stockholm sendromuna örnek sayılabilecek Dersim seçmeninin davranışını görmezden gelmesi çok ilginç değil mi?

Cumhuriyet döneminin en büyük alevi soykırımı sayılabilecek Dersim operasyonunu icra eden ve buna ısrarla sahip çıkan CHP’nin en büyük destekçilerinin dersim Alevileri olması bir çelişki değil midir?

Kuruluşunun yüzüncü yılı yaklaşırken, halen dokunulmaz tabuları olan Cumhuriyetimizin kara kutuları bir an önce açılmalıdır. Sadece meclis tutanaklarının açılması ile bu millet tatmin olmayacaktır. Genel kurmay arşivi başta olmak üzere, istihbarat örgütünün arşivleri ve ne kadar gizli arşiv varsa, hepsi araştırmacıların incelemelerine açık olmalıdır.


Cumhuriyet’in besleme kadroları tarafından kaleme alınan tarih kitapları bir kenara atılmalıdır.

Dersim olayları ile ilgili tartışmalar yanlış zeminler üzerinde yapılmaktadır. Dersimi bombalayan pilotlar arasında Sabiha Gökçen yer alıyor diyerek, Sabiha Gökçen Hava Alanı’nın adının değişmesini istemek de abesle iştigaldir. Aynı mantık silsilesini devam ettirirsek, olaylar sırasında sorumluluk üstlenen Atatürk başta olmak üzere, İnönü,Celal Bayar ve Fevzi Çakmak gibi tarihi şahsiyetlerin adını da mı tarihlerimizden sileceğiz.

Dersim olayında bütün mesele, yakın tarihimiz üzerindeki sis perdesinin kalkmasını istemeyen derin güçlerin direncinin kırılabilmesi meselesidir. Bunun en iyi çözümü ise bu olayın tarihçilere bırakılmasıdır.

Dersim olayları gündeme geldiğinde, CHP içindeki derin güçlerin hemen Atatürk kartını öne sürerek “ Bunların amaçları Dersim değil, Atatürk ve devrimlerini yargılamak ve tartışmaya açmak” şeklinde bel altından vuruşları son derece dikkat çekicidir.

CHP belki de farkında değil ama, bugünkü perişan halini açıkça sırıtan Atatürk istismarına borçludur. Türk tarihinin yetiştirdiği bir çok mümtaz şahsiyet gibi Atatürk’ün de, CHP’nin korumasına ihtiyacı yoktur. Tarih hataları ve sevapları ile bir bütündür.

Dersim üzerinde bu kadar durmamızın sebebi, bunun bir başlangıç olması temennisidir. Dersimle birlikte Cumhuriyet döneminin bütün tartışmalı konularına ait dosyalar yeniden açılmalıdır. İzmir Suikastı, Menemen Olayı, İstiklal Mahkemeleri ve İskilipli Atıf Hoca, Çerkes Ethem vatan haini mi yoksa kahraman mı gibi tartışmalarda, halkın kafasındaki izdihamların giderilmesi için çaba gösterilmelidir.

Atatürk kalkanının arkasına gizlenerek, yakın Cumhuriyet tarihinin gerçeklerini tahrif etmeye artık son verilmelidir. Cumhuriyetin kuruluş kadroları içinde yer alan ve onun nimetlerini tepe tepe kullananların kaleme aldıkları tarih kitapları artık bir kenara bırakılmalıdır.

Umarım artık objektif bir cumhuriyet tarihi okuma imkanı buluruz. Bu günlerin çok uzak olmadığına inanıyorum.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.