ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

CHP'de Psikolojik Bozukluk

Mehdi Çetinbaş

25 Haziran 2011 Cumartesi 12:45
  • A
  • A
Bu CHP’yi anlamak mümkün değil. Hiçbir zaman da anlayamayacağım. Çünkü bu milletle aynı dili konuşamıyor.
Siyasi partilerin kuruluş amaçları nedir diye bir soru sorsak; buna istisnasız olarak herkesin verebileceği ortak cevap: ” Halktan oy alarak iktidar olmak” sözünü duyabiliriz.
Siyasi partilerin bunu başarabilmesi için yapmaları gereken en basit şey; halk ile düzgün bir iletişim kurmaktır. Kısacası halkı inandırmak için ayağı yere basan projeler hazırlamak, halkın güvendiği ve inandığı insanlara listelerde yer vermek gerekir.
Tam 61 yıldır CHP bu ülkede tek başına iktidar olamadı. İktidar olamadı ama , CHP bu ülkede sürekli olarak muktedir oldu. Muktedir olduğu için de iktidara gelme gibi bir derdi hiçbir zaman olmadı. Devletin bütün kurumları ve kadroları her zaman elinde olduğu için , CHP bu ülkede her zaman gizli iktidar olarak kaldı.
CHP geleneğinde, halkı anlamak gibi bir çaba olmadığı için, parti büyük bir bocalama geçiriyor. 2002 yılında başlayan AKP iktidarı ile birlikte yıkılan bürokratik oligarşi, CHP’yi dümensiz gemi gibi ortada bırakmıştır.
Halkı cahil, kaba ve güdülecek bir koyun sürüsü gibi gören seçkinci yapı,her seçim kaybedişinde suçu hep halkta bulmuştur. Halka bazen “bidon kafalı” demiş, bazen de “göbeğini kaşıyan adam” tabiriyle kendisine oy vermeyenleri aşağılamıştır.

CHP’nin yeni gerekçesi Stocholm Sendromu.

CHP, en son Kılıçtaroğlu liderliğinde girdiği son seçimde acaba dedirtmiş, izleyenlere CHP ile halk arasındaki uçurum kapanıyor izlenimi vermiştir. Ama gel gör ki , huylu huyundan vaz geçmez misali, Kılıçtaroğlu ortaya attığı “Stockholm Sendromu “ sözü ile yine de CHP’nin akıllanmadığını ortaya koymuştur.
Olay aslında 38 yıl öncesine dayanıyor. İşin gerçeğini söylemek gerekirse, olayı çok iyi ve net hatırlamama rağmen “ Stockholm Sendromu “ adı altında bilimsel literatüre geçtiğini bilmiyordum.
1973 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de bir banka soygunu girişimi olur. İçeri giren soyguncu bankada çalışan üç bayan memureyi rehin alır, polis ile pazarlığa girişir. İçerideki soyguncu polisten bazı isteklerde bulunur. Bu isteklerden sadece hapiste bulunan bir arkadaşının olay yerine getirilmesi isteği karşılanır. Olay yerine getirilen arkadaşının arabuluculuğu da pek işe yaramaz.
Eylem oldukça uzun sürer. Soyguncunun yorgun düşeceğini hesaplayan polis çok katı davranır. Beş gün devam eden rehine eylemi sırasında, gazetelerin de yayınları, içerideki soyguncu ve rehinelerle yapılan röpörtajlar sonucu,kamuoyunda soyguncu lehine bir imaj oluşur.
Soyguncu çok nazik ve kibar biridir. Rehineler ondan korkmazlar ve kaçmak için bir girişimde bulunmazlar. Olayın içinden çıkılmaz bir hal almaya başladığını gören polis, içeri uyutucu gaz atar, sonuçta soyguncular teslim olurlar.
Hatırladığım kadarıyla olayı ilginç kılan, kurtarılan rehinelerin soygunculardan şikayetçi olmamaları, tam tersine, mahkemede sanığın avukat tutmasına katkıda dahi bulunmaları dünyada büyük bir yankı uyandırmıştı.

1950 seçimlerinde de alınan oylar Haso- Memo oyları denerek küçümsenmişti.

CHP genel başkanının MYK’da da tartışıldığı anlaşılan Stocholm Sendromunu dillendirmesi, hala akıllanmadıklarının bir ifadesi. Her seçim kaybedişlerinde suçu başka yerlerde aramaları CHP’nin geleneksel politikasıdır.
1950 seçimlerini kaybettiklerinde, Demokrat Parti’nin “ Haso-Memo “ oylarıyla iktidara geldiğini söyleyerek, Türk köylüsünü küçümsemişlerdi. Bu anlayış yıllardır devam ediyor. CHP’ye oy vermeyenler bazen çoban, bazen cahil, bazen bidon kafalı(boş), bazen de göbeğini kaşıyan adam olarak nitelenmiş.
12 Haziran 2011 seçimlerinde ise, örneği dünya sosyolojik literatüründen alarak büyük bir aşama kaydettiler. Türk halkını kendi işkencecisine, ya da tecavüzcüsüne aşık olan, ya da onunla duygusal bağ kuran bir hastaya benzettiler.
Bu tür örneklerin kişiler bazında bir hastalık olarak dünyada görüldüğünü söyleyebiliriz. Stocholm örneği dışında, ABD basın devi Randollp Hearst’ün 1974 yılında teröristler tarafından kaçırılan torunu Patty’nin, kendisini kaçıran teröriste aşık olarak onlara katılması ve birlikte soygunlar yapması hatırladığımız olaylar arasındadır.
Şimdi gelelim Türk halkının kullandığı oyla, Stocholm Sendromu arasında bağ kurma olayına. Aslında bu da bir tür hastalıktır. Başarısız olanların başarısızlıklarının sebeplerini kendilerinin dışında aramalarına psikolojide yansıtma metodu denir. Kişi kendinde hiçbir eksiklik görmez. Suçlu hep kendi dışındakilerdir. Oysa kendisine imkan verilse neler neler yapacaktır, vs vs…
İşte CHP’nin psikolojik bir analizi yapılacaksa, CHP psikolojide savunma mekanizmalarından “yansıtma” hastalığına yakalanmıştır. Bu tür psikolojik rahatsızlık yaşayanların tedavi olmalar gerekir. İşin ilginç yanı, savunma mekanizmalarını kullanan hastaların hiçbir şekilde hasta olduklarını kabul etmemeleridir. Buradan da anlaşılıyor ki, CHP iflah olmaz bir psikolojik rahatsızlığın pençesindedir.

CHP gelecek seçim için, şimdiden yeni gerekçeleri hazırlamak durumundadır.

21.5 milyon oy alarak iktidara gelen partinin seçmenini, Stockholm Sendromuna yakalanmakla suçlayan bir anlayışı, ben hiçbir zaman anlayamayacağım. Son sekiz yılda bu ülkede meydana gelen değişimi göremeyen kör gözlere ne diyebilirsiniz.
İstanbul-Ankara arasını, otoban dışında da tamamen duble yol haline getiren, hastanelerdeki çileyi en aza indiren, ilaç problemini çözen, eğitim yılı başlangıçlarında velileri kitap peşinde koşmaktan kurtaran, eskiden zenginlerin ulaşım aracı olan havayolunu, en fakir insanın bile hizmet alabileceği bir seviyeye getiren bu iktidarın halktan oy alması için o kadar çok sebep varken, bunları göremeyen gözler acaba çok mu sağlıklıdır.
Bu ülkenin hiç mi problemi yok! Ekonomi güllük gülistanlık mıdır? Esnaf,köylü, çiftçi bütün problemlerini halletmiş midir. Bunu zaten iktidarın kendisi de söylememektedir. Ortada bir gerçek vardır! Türkiye 2002 yılıyla kıyaslandığında, göstergeler daha mı kötüye gitmiştir. İnsanların 2002 yılındaki gelirleriyle alabildikleri zaruri ihtiyaç maddeleri, şu andaki gelirle ne oranda karşılanmaktadır. İyiye mi, yoksa kötüye doğru mu bir gidiş vardır.
Bu ülkede yılda 800 000 civarında otomobil satılmaktadır. Bu otomobilleri uzaydan gelenler mi almaktadır. Bazı yerlerde köyler de dahil olmakla birlikte, altmış küsur vilayet doğal gaz kullanmaktadır. Telekomünikasyon hizmetleri en ücra köye kadar ulaşmıştır. Cep telefonu, internet ve daha bir çok ileri teknolojiyi kullanan milyonların, bu ülke vatandaşı olduğunu bilmem hatırlatmama gerek var mı?
Sıkıntı çeken, bir çok problemi olan insanların CHP yerine, yine de AKP’ye oy vermesinin sırrını anlayamayan kafalar, varsın Stockholm Sendromuna sığınsınlar. İnsanlar oy kullanırken vizyonu ve projeleri olan partileri tercih ederler.
Bana CHP’ye oy verilmesini gerektirecek somut bir gerekçe söyleyebilir misiniz. Zaten hükümet tarafından farklı şekillerde, değişik isimlerle yerine getirilen dar gelirlilere yönelik hizmeti, Kayserilinin eşeği boyayarak satması misali “herkese 600 tl” adı altında pazarlamaya kalkan şark kurnazlarına bu millet geçit verir mi?
Her seçim döneminde CHP, suçu kendinde aramak yerine bu milleti aşağılamayı kendine meslek edinmiştir.
Geçen seçimlerin gerekçesi , bidon kafalılar ve göbeğini kaşıyanlardı.
Bu seçimin suçlusu da bulundu! Stocholm Sendromu!
CHP şimdiden 2015 seçimlerinin gerekçesini hazırlamak durumundadır.
Bu gidişle CHP gerekçe bulmada zorlanacak…
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.