ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Çerkesyanın başkenti Soçi'den izlenimler

Mehdi Çetinbaş

16 Aralık 2013 Pazartesi 11:24
  • A
  • A

     2014 yılının Şubat ayında Rusya Federasyonu’nun Soçi şehrinde kış olimpiyatları başlıyor.Bir çoğunuzun belki de dört gözle beklediği bu olimpiyatlar, Çerkes toplumu için başka bir anlam taşıyor.

     Bu olimpiyatlara ev sahipliği yapacak olan Soçi, Çerkes toplumunun zihninde büyük bir travmanın yaşandığı yer olarak tarihe geçmiştir.

     Soçi ,tarihte büyük Çerkes sürgünü olarak anılan ve bir milletin kaderini etkileyen bir dönüm noktasının başlangıç yeridir.

     1864 yılında Çar Rusyası tarafından vatanlarından sürülen Çerkes toplumu, bu gün dünyaya dağılmış olarak varlığını,dilini ve kültürünü yaşatma mücadelesi veriyor.

     Ruslar Soçi şehrinde olimpiyatları düzenlerken, kanaatime göre tarihi bir fırsatı kaçırdılar.1864 yılında bu topraklarda Çerkes toplumuna yaşatılan acı ve yok edilen Ubıh dili ile bir nevi yüzleşme yapılabilirdi.

     Barış ve kardeşliğin sembolü olan Olimpiyatlar sayesinde, Ruslar ve Çerkesler arasındaki buzlar eritilebilirdi. Peki ne yapıldı?

     Tam tersine bu topraklarda çok değil, 150 yıl önce yaşayan bir halkın varlığı toptan inkar edildi. Bu durum hem Kafkasya’da, hem de diasporada Çerkes halkının haklı tepkilerine sebep oldu.

     Zamanı geri getirmek elbette mümkün değil. Bir zamanlar halkının tamamı Çerkes olan bu toprakları bu gün eski durumuna getirmenin hayali bile kurulamaz. Bu gün beş yüz bin civarında bir nüfusun yaşadığı Soçi’de, neredeyse hiç Çerkes yaşamıyor. Sadece yakın ilçelerde on ya da on beş bin civarında bir Çerkes yaşıyor.

     Bu olimpiyatlar illa Soçi’de yapılacak idiyse, bu toprakların tarihi sahibi olan halkı onore etmek maksadıyla bazı jestler yapılabilirdi. Çerkes halkından bahsedilir, olimpiyatlara ev sahipliği yaptırılabilirdi.

     Şimdi Soçi kış olimpiyatlarına az bir zaman kaldı. 2012 yılında olimpiyatların yapılacağı yere yapmış olduğum seyahatle ilgili seyahat notlarımı Düzce Çerkes Derneği’nin bülteninde yayınlamıştım. Konunun güncelliği sebebiyle aynı yazıyı güncelleyerek takdim ediyorum.

+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++   

     1991 yılından bu yana alışkanlık haline getirdim.Yaz tatillerini sürekli olarak Kafkasya'da geçiririm.İnsanlar yazın kendilerini Antalya,Bodrum,Marmaris gibi tatil beldelerine atıp hayatın keyfini çıkarmaya çalışırlarken ben hep Kafkasya'da olurum.

     Yaz tatillerini Kafkasya'da geçirme alışkanlığımı belki de bir tatil olarak algılayabilirsiniz.Ama bu hiçbir zaman böyle olamadı.1991 yılında akraba ziyareti olarak başlayan seyahatler, daha sonraları kurucusu olduğum Kafkas Vakfı’nın faaliyetlerini takip etme görevine dönüştü.

     1993 yılından başlayarak, Kafkasya’da vekaleten kurban kesme faaliyetleri başta olmak üzere, sivil toplum faaliyetleri çerçevesinde Karadeniz’den Hazar’a tüm Kafkasya’yı kuşatan faaliyetler içinde olduk.Bu süre zarfında bütün Kafkasya coğrafyasını  dolaşma imkanı bulduk.

     Özellikle Adıgey ve kıyı boyu Şapsığ bölgesini köy köy, karış karış dolaşma imkanına sahip olduk.Karadeniz kenarından dağların içlerine uzun seyahatlar yaparak oralarda eski Çerkes tarihinin kalıntılarını aradık.

     1993 yazında ilk defa, Rusların Krasnaya Polyana adını verdikleri,Adıge savaşçılarının 1864 sürgünü öncesi son olarak ölüm kalım savaşı verdikleri Kabade platosunu da ziyaret etmiştim.Soçi’ye yaklaşık yirmi kilometre mesafede bulunan bu platoya varmak, o zamanlar hayli meşakkatli olmuştu.Çukurlarla dolu bozuk yollardan geçerek, iki saati aşkın bir yolculuk sonunda Kabaade’ye ulaşmıştık.

                    KABAADE’YE   YOLCULUK

     Son gidişim 2012 temmuz başına rastladı .Bu gidişimdeki hedefim, 1993 yılında gittiğim ,daha sonraları 2014 Soçi kış olimpiyatları dolayısıyla popüler hale gelen Krasnaya Polyana (KABAADE)yı yeniden görmek ve durum tespiti yapmaktı.

     Bu gezide bana rehberlik yapan değerli bir dost ta vardı.Kendisi geçmişte Tuapse’de önemli bürokratik görevlerde bulunup emekli olmuş Hatko Azamat’a da buradan selamlarımı sunuyorum.

     Yaz dolayısıyla Tuapse- Soçi yolu öylesine yavaş akıyordu ki, Tupse’den Soçi’ye ulaşmak saatlerimizi alacaktı. Yol problemini Azamat çözdü.Otomobili bir kenara bırakarak,elektrikli trenle Soçiye ulaştık.Burada bizi Azamat’ın bir arkadaşının tahsis ettiği şoförlü bir araç bekliyordu.

     Benim ilk şaşkınlığım Tuapse’de başlamıştı.En son 1999 yılında gördüğüm  bu topraklardaki değişim, gerçeği söylemek gerekirse benim için oldukça şaşırtıcı olmuştu.En basit uç bir örnek vermek gerekirse, 1999 yılında susuzluktan ölseniz içmek için bir şişe su bulamazdınız.Bunun yerine mineral, yani soda içmek zorunda kalırdınız.O zamanlar Azamat, suyu parayla kim alıp içecek ;su parayla satılır mı diyordu.Şimdi ise süslü ambalajlar içinde, bir çok su markası kıyasıya bir rekabet içinde rafları süslüyor.

     Soçi-Adler yolunda bir süre ilerledikten sonra yönümüzü dağlara doğru çevirerek tırmanışa geçtik.Aslında şaşkınlığım Soçi tren istasyonunda başlamıştı.Benim 1999 yılında bıraktığım Soçi’den hiçbir eser yoktu.Her yer, on beş yirmi katlı yüksek binalarla dolmuş, nefes alamaz hale gelen bir şehir karşılamıştı beni.

     Aslında her gün İstanbul’un o keşmekeş ve bunaltıcı trafiği ile boğuşmaya alışan ben bile isyan ettim.Soçi’de yaşayan insanlara, Allah kolaylık versin demekten başka bir şey gelmedi elimden.Soçi’nin bütün ara yollarını bilen şoförümüz,labirent gibi dar sokaklarda manevralar yaparak bizi bir saat içinde Kabaade yoluna revan eyleyebildi.

     Yolda her yerde, 2014 Soçi olimpiyatları reklam tabelaları ve Krasnaya Polyana yön levhaları eşliğinde tırmanışa geçtik.Yol 1993’e göre belki daha muntazamdı.Ancak yine de gidiş geliş olarak  iki arabanın geçişebileceği dar bir yol vardı.Otellerin yapıldığı bölgeye inşaat malzemesi taşıyan ağır vasıtaların arkasına takılıp rampalarda saatte 15-20 km süratle yolumuza devam ettik.

                     21 MAYIS ANITI VE HAYAL KIRIKLIĞI

      Aracımızın termometresi 37 dereceyi gösteriyor, klimamız ise ya yeterince soğutmuyor, ya da yeterli olmuyordu.Yarım saat yolculuktan sonra bir çok otomobilin park ettiği, güzel panoraması olan bir yere vardık.Burada dikili olan bir anıt dikkatimi çekti.Yanına vardığımda Rusça ve İngilizce kitabelerin yer aldığı anıtta 21 mayıs 1864 ibaresini görünce, ister istemez heyecanlandım.Her halde Ruslar geçmişte yaşanan acıların anısına ortak bir anıt dikmişlerdir diye içimden geçirdim.

     Azamat yazıyı okuyup bana tercüme edince, beynimden vurulmuşa döndüm. Kitabede Ruslar,Çerkes halkından bir satır bile bahsetmeden özetle şöyle yazmışlar. “ Rus ordusu 21 Mayıs 1864 tarihinde bu yoldan ilerleyerek Kafkas savaşını sona erdiren büyük zaferi kazanmıştır.” Buna ilaveten daha başka bir çok bilgi var ama, Çerkes halkı ve Ubuhlardan bir satır bile haber yok.

     Ruslar bu yoldan geçip Kafkas savaşını (!) sona erdirmişler. Zannedersiniz ki, Kafkasyalılar kendi aralarında savaşmışlar,Ruslar da bu savaşa barış gücü olarak müdahale edip olayları yatıştırmışlar. Bu kadar tarih çarpıtmasına pes dedim. 

     Araçla tırmanışa devam ettik. Rostov’lu bir Rus olan olan şoförümüze 1864 olaylarını anlatıyorum. Yüzünde şaşkınlık ifadelerini açıkça görüyorum.Çok üzüldüm diyor,ben bunları daha önce hiç duymamıştım diye ilave ediyor.

     Kendisine soruyorum:

    -Rusça Krasnaya Polyana ne anlama geliyor?

   “-Kızıl Çayır anlamına geliyor” diye cevap veriyor.

    -Bu cennet parçası yemyeşil alana neden kızıl çayır denmiş hiç düşündün mü ? diye tekrar soruyorum. Susuyor cevap vermiyor. Cevabı benden bekliyor.

    - Ruslar, 21 Mayıs 1864 tarihinde burada kalan hafif silahlı 20 000 civarındaki son Çerkes birliğini kuşatarak top ateşine tuttular. Bir tanesini bile sağ bırakmadan imha ettiler.Şu köyün kurulu olduğu alanın adı daha önceleri Kabaade yaylası olarak anılıyordu.Burada mezralar halinde bir çok Çerkes yerleşim yeri mevcuttu.Bu yaylanın her yeri Çerkes Kanları ile kızıla boyandı.Şurada akan derenin eski adı Açepsı.Çerkes kanları bu derenin suyuna karışarak 20 km uzaktaki Karadeniz’e ulaştı. Şimdi anladın mı buraya neden Kızıl Çayır dendiğini.

     Rus Şoför benim de gözlemime göre gerçekten de anlattıklarımdan etkilenmişti. Bu duyduklarımı herkese anlatacağım. İnsanların gerçekleri bilmesi gerek dedi.Yol boyunca kendi kendine hayretler içinde Kranaya Polyana kelimesini tekrar edip durdu.

                      AÇEPSI DERESİ İÇİNE İNŞA EDİLEN TREN YOLU

     Tırmanışa devam ediyoruz.Sağ tarafımızda ünlü Açepsı deresi.Bir müddet sonra derede bir şey dikkatimi çekiyor.Dere içinde çakılı sıra sıra yüksek beton bloklar devam ediyor.Soruyorum bunlar nedir diye.

    Şoförümüz Todor, Elektrica diyor. Ruslar olimpiyat köyüne,ya da oteller bölgesine kara yolu yapmayı yetiştiremeyecekleri için, işin kolayına kaçıp dere yatağı içinde elektrikli tren hattı yapıyorlar.Çağlayansız olarak, derin bir vadide akan dere yatağı adeta katlediliyor.

    Böyle bir dere yatağına inşa edilen hattın tehlikesinden bahsedecek oluyorum. Todor espirili bir dille cevap veriyor.Bizimkiler için tabiat ve ekolojik denge pek önemli değil.Bu tren yolu 2014 Soçi olimpiyatları bitene kadar yıkılmayıp ayakta kalsın yeter diyor.

     Gerçekten de dere yatağının ne derece tahrip edildiğini ancak görürseniz inanırsınız. Bunu görünce bizim Karadeniz’de yapılan HES’lere karşı verilen çevreci mücadeleleri hatırlıyorum. Ülkemize gelip çırılçıplak soyunarak, nükleer santralleri ve başka şeyleri protesto eden Ukraynalı Femen gurubu aklıma geliyor.

     Todor Femenleri biliyor, onlar Rus polisinden çok korkar diyor. Bizim polis onlara göz açtırmaz, bir de feci şekilde dayak yerler, onun için onlar buraya pek uğramaz diye ilave ediyor.

     Nihayet olimpiyatlar için yapılan konaklama tesislerinin inşa edildiği alana ulaşıyoruz.Tam bir şantiye alanı.İnşaatı devam eden yan yana yüzlerce otel.Yine tabiat katliamı ile yapılan sayısız tesis.Dar alanda akan dere yatağı alabildiğine daraltılarak, yüksek setler oluşturulmuş,hemen dere kenarına oteller inşa edilmiş.Zirveye çıkan teleferiğin yakınında, neredeyse boş bir alan bulmak imkansız gibi.Her yer tesis.O cennet harikası yeşilliklerin içinde insan gözünü yoran, hiçbir estetiği olmayan, şekilsiz bina yığınları arasından ilerliyoruz.

     Nihayet asfalt yol bitiyor.İleride bir konteynır önünde dikilen askere benzettiğim biri duruyor.Sonra bozuk bir toprak yol başlıyor.Burası nereye gidiyor diye sorduğumuzda; Abhazya sınırının burada başladığını öğreniyoruz.Espri olsun diye, Abhazya toprağına da basabilir miyim diye soruyorum.İzin alarak Abhazya tarafına birkaç metre giriyorum.Çok arzu etmeme rağmen, zaman darlığı sebebiyle gerçekleştiremediğim Abhazya’ya da böylece ayak basmış oluyorum.

     Kayak yarışlarının yapılacağı zirveye çıkan teleferik çalıştırılmıyor.Todor güvenlik için böyle yapıyorlar diyor.Ardından ilave ediyor. Ne kadar doğru bilemiyorum 15-20 gün önce, Soçi’de olimpiyat oyunlarını sabote etmek isteyen birkaç terörist, silahları ve patlayıcıları ile  yakalandı diye haberler çıktı diyor.

             KORKUDAN ZİRVEYE HELİKOPTERLE BETON TAŞIYORLAR

     Zirvedeki çalışmalar öylesine sıkı ki, teleferik dururken zirveye helikopterlerle beton taşıyorlar.Zirvede çalışan personel ve işçileri çok dikkatli seçtiklerini söylüyor Todor.

     Atalarımın 150 yıl önce katledildikleri bu topraklar beni boğuyor.Cennet misali yemyeşil bir tabiatın içinde kendimi cehennem azabında hissediyorum.Gözüm bu güzellikleri görmüyor.

     Haydi Azamat, yeter bu kadar gidelim diyorum.Orada kurulu yarım yamalak kafeterya tipi bir yer var. Yorulduk bari bir şeyler yiyip içelim diyor Azamat .Hayır diyorum derhal buradan uzaklaşalım, bu manzaraya daha fazla tahammül edemeyeceğim diyor ve dönüş yoluna revan oluyoruz.

     Dönüş yolunda arabayı 21 Mayıs anıtının yanında tekrar durduruyorum.Çıkışta şehitlerimiz için dua etmeyi, o sinirle akıl edememiştim.Sakin bir köşeye çekilip yüksek sesle Amenerasül başta olmak üzere şehitlerimiz için hatim duasını yerine getiriyorum.Duayı bitirince, üzerimdeki gerginliğin kalktığını fark ediyorum.Bir anda şehitler ile aramda içsel muhabbete koyuluyorum.İster istemez gözümden yaşlar akıyor.Benim ağladığımı gören Azamat’ın da duygulandığını fark ediyorum.

     O köşede yaşadığım anı emin olun ömrümce unutmayacağım.O an yakaladığım duygu yoğunluğunu tekrar yakalamak için neleri feda etmezdim ama bir anda geldi geçti.Tekrar oradaki kalabalığın içine dünyaya geri döndüm.

     Çerkesya’nın tarihi başkenti Soçi’de, Rus’lar Çerkes izlerini silmek için ne gerekiyorsa yapmışlar.Tanıtım broşürlerinde tek kelime ile de olsa Çerkes hayatından bir iz yok.

     Ruslar Çerkes halkını bu topraklarda her ne kadar yok farz etse de, tarih canlı ve dipdiri olarak karşımızda duruyor.

     Etnik temizlik amacıyla yapılan sürgün ve soy kırımlara rağmen Çerkes halkı inatla varlığını sürdürmeye devam ediyor.

     Bu son seyahat bende umutsuzluk yerine, tam tersi bir kamçılama etkisi oluşturdu. Hissettim ki Kabaade şehitleri, bizim başlattığımız sürgün ve soykırımı anma toplantılarından hoşnutlar.

     Tek üzüldükler nokta, bu toplantıların birlik ve beraberlik içinde derli toplu olarak yapılamaması.Gelecekte, Çerkes halkının birlik ve beraberlik içinde geniş katılımlı 21 Mayıs toplantılarında bir araya gelmesini temenni ediyoruz.                    

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.