ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Yağışlı

YAZARLAR

Çerkes Soykırımı'nın 147. Yılı

Mehdi Çetinbaş

20 Mayıs 2011 Cuma 23:17
  • A
  • A
Bu gün 21 Mayıs.
Sizler için belki de hiçbir anlamı olmayan bir gün.
Kiminizin doğum günü, kiminizin evlenme yıl dönümü, bazılarınızın da sevdiklerini kaybettikleri bir günün yıl dönümü olabilir.
Benim için 21 Mayıs tarihinin ayrı bir önemi vardır. Atalarım 21 Mayıs 1864 tarihinde, dünya tarihinin en büyük soy kırımına tabi tutularak vatanlarından sürgün edilmişlerdir.
Bütün dünya, Yahudi ve Ermeni soy kırımlarını konuşur. Üstelik bu soy kırımlar konusunda, tarihçiler arasında derin ihtilaflar da vardır. Buna rağmen her yıl büyük tantanalar yapılır. Dünya parlamentoları Ermeni soykırımını kabul eden ve Türkiye’yi suçlayan kararlar alırlar. Her yıl 24 nisan yaklaşırken dünya büyük bir gerilime sokulur.
Oysa benim kadersiz milletimin başına gelenlerden çok az kimsenin haberi vardır. Çerkesler başlarına gelen büyük felaketi bu günlere kadar nedense dışa vurmamış, kendi içlerinde kapalı dünyalarında yaşamışlardır.
Çerkesler, dünyanın en kadim milletlerinden biri olarak, Kuzey Kafkasya’da kendi topraklarında, kendilerine özgü bir yönetim tarzı içinde varlıklarını sürdürüyorlardı. Tarihin bir çok döneminde sayısız istilalara maruz kaldılar. Persler, Hunlar, Avarlar, Timur Kafkasya’yı istila eden ve buradan geçen liderlerden sadece bir kaçıdır. Ancak bunların hiç biri, Kuzey Kafkasya’yı ve Çerkes halklarını uzun süre ellerinde tutamadılar.

Kafkasya istilasına başlatan Çar IV. İvan Grozny’dir

Çerkesler ülkelerine giren bütün istilacılara karşı amansız bir mücadele verdiler. Sürekli olarak ülkelerini koruma mücadelesi veren Kuzey Kafkasyalılar, savaşçı bir toplum olarak tarih sahnesinde yerlerini aldılar.
Kuzey Kafkasya halklarının kaderleri, kuzeylerindeki Rus prensliklerinin birleşerek yeni bir devlet kurmaları ile değişti. Diğer prenslikleri hakimiyeti altına alan Moskova Knezliği (Prens), Rus devletinin temelini atmıştı . Genişleyerek güneye doğru inen Ruslar, Çar IV. İvan (Grozny) zamanında 1567 yılında Kuzey Kafkasya topraklarına saldırdılar.
Yaklaşık olarak üç yüz yıl devam eden Kafkas –Rus savaşları, dünya tarihine pek fazla yansımamakla birlikte tarihin en kanlı savaşlarıdır. Bu savaşlarda, teknik üstünlüğü Kuzey Kafkasya kabileleri ile hiçbir şekilde kıyaslanamayacak olan Ruslar, Çerkes savaşçıları karşısında büyük bozgunlar yaşamışlardır.
Yaklaşık üç yüz sene devam eden bu savaşlar sırasında, Rusya’da üç ayrı hanedan, 26 çar görev yapmıştır. Çar IV. İvan ile başlayan Kuzey Kafkasya’nın işgali süreci II Alexandre dönemine kadar devam etmiştir.
Kuzey Kafkasya’da savaşın en şiddetlendiği dönem, Çar I. Nikolay’ın tahta çıktığı 1825 yılında başlar. Kırımı Osmanlı’dan koparan Ruslar, Kırım ile birlikte Kuzey Kafkasya topraklarını da Osmanlı’dan aldıklarını ileri sürerek Kuzey Kafkasya’ya girmek istediler.
Hiçbir zaman Osmanlı toprağı olmayan, sadece Osmanlı ile dostane ilişkilere sahip olan Çerkesler, Rus işgaline karşı büyük bir direniş gösterdiler. Doğuda İmam Şamil önderliğindeki Dağıstan ve Çeçenistan kuvvetleri Ruslara karşı amansız bir mücadele verirken, Batı Cephesinde Hacı Khuzbek, Hacı Degumuko Berzeg, Zanıko Sefer ve Hacı Giranduk Berzeg komutasındaki Çerkes süvarileri Rus işgalcilere göz açtırmıyorlardı.

Köyleri yakılan zavallı Çerkesler, dağlarda ot yiyerek hayatta kalmaya çalışıyordu.

Çerkes kuvvetleri silah ve cephane noktasında son derece yetersizdiler. Destek ve ikmal imkanları da neredeyse sıfırdı. Ruslara yaptıkları baskınlarda ele geçirdikleri mühimmatlarla savaşı sürdürmeye çalışıyorlardı. Kendilerine cephane desteği sözü veren İngiliz ve Osmanlı desteğinin gelmemesi sonucu kuvvetler hızla tükenmeye başlamıştı.
Bu seferki Rus saldırıları çok acımasızdı. Ruslar kadın ve çocuklardan başka kimsenin bulunmadığı Çerkes köylerine saldırıyorlar, buralarda canlı namına hiçbir şey bırakmıyorlar, köyleri tamamen haritadan siliyorlardı.
Rus saldırılarından kurtulabilen zavallı insanlar, dağların derinliklerinde aç ve sefil bir vaziyette ot yiyerek varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlardı. Ruslar bununla da kalmıyor, o güzelim Karadeniz kıyısındaki ormanları ateşe vererek, yaz boyu yangınlarla tabiatı tahrip ediyor, Kafkas savaşçılarının barınma imkanlarını kendi akıllarınca yok ediyorlardı.
Kuzey Kafkasya 1825 yılından başlayarak 1864 yılına kadar alev alev yandı. Yaklaşık kırk yıl devam eden bu vahşi saldırılarda ne kadar Kuzey Kafkasyalı’nın hayatını kaybettiğini tahmin bile edemiyoruz. Yine de bir rakam vermek gerekirse İngiliz seyyahlar, John S Bell ve James Longworth savaş sırasında bölgeyi dolaşmışlardır. Onların izlenimlerine göre bu bölgede 1825-1835 yılları civarında beş ya da altı milyon insanın yaşadığı anlaşılıyor.

Ruslar, Çerkes halkını vatanlarından sürdükleri günü, zafer bayramı olarak halen kutluyorlar.

Kuzey Kafkasya coğrafyasında öyle büyük bir etnik temizlik yapılmış ki, aradan geçen 147 yıl sonra bile Kuzey Kafkasya’da Çerkes (Adıge) nüfusu ancak altı yüz bin civarındadır.
Üç yüz yıllık bir işgal hareketinin sonunda Kuzey Kafkasya, hem insan gücü, hem de teknik üstünlüğe sahip Rusya karşısında daha fazla dayanamadı. Ruslar bazı Çerkes kabilelerinin tamamen, dilleri ve kültürleri ile birlikte varlıklarını da yok ettiler. On iki Çerkes boyundan biri olan Ubıhlar tamamen yok oldular.
21 Mayıs 1864, Çerkes halkı açısından unutulması mümkün olmayan bir tarihtir. Aradan geçen 147 yıla rağmen acılar halen unutulmamıştır. Bu tarihte Çerkes halkının vatanlarından sürülmesi için Çar Naibi Grandük Mişel, yayınladığı kararname ile Karadeniz kıyısında ikamet eden tüm Çerkes boylarını vatanlarından sürerken, aynı günü Rus halkı için zafer bayramı ilan etmiştir.
Bu karmaşık durum Rusya’da halen devam etmektedir. 21 Mayıs Ruslar tarafından ordu günü ya da zafer bayramı olarak kutlanmaya devam etmektedir. Aynı tarihte Rusya Fedarasyonu içinde bulunan Çerkes halkları da sürgün ve soy kırımı protesto için bir araya geliyorlar.
1864 yılının Mayıs ayından başlayarak, yıl sonuna kadar yaklaşık iki milyon civarında Çerkes vatanlarını terk etmeye mecbur bırakılmışlardır. Bu sürgün öyle ilkel şarlarda yapılmıştır ki, kıyılarda toplanan, canını kurtarmak isteyen çaresiz insanlar, bulunan gemilere rastgele bindirilmişlerdir.
Çerkes sürgünü sırasında aileler parçalanmış, büyük dramlar yaşanmıştır.
Bu sürgün sırasında, eşler birbirinden ayrılmış, ana ayrı, kızı ise ayrı gemilere bindirilmiş, bütün gemiler aynı yere gidiyor, orada nasıl olsa buluşacaksınız denerek insanlarla alay edilmiştir. Pusulasız ve hedefsiz olarak Karadeniz’e açılan gemiler, ulaştıkları Osmanlı topraklarına rastgele olarak Çerkes sürgünleri indirmişlerdir. Trabzon, Ordu, Samsun, Sinop, Kefken, Şile hatta Varna, Burgaz ve Rusçuk limanları bile indirme yerleri olmuştur. Bu sürgün sırasında aileler parçalanmış büyük dramların yaşanmasına sebep olunmuştur.
Bu yaşanan olayların hepsinin müsebbibi Çarlık Rusya’sıdır. Çarlık 1917 yılında yıkılmıştır, ancak onun mirasçısı bu günkü Rusya Federasyonudur. Çarlık sonrası kurulan Sovyetler Birliği ve daha sonra kurulan Rusya Federasyonu da Kafkas halkları üzerindeki soy kırım faaliyetlerine aynen devam etmişlerdir.
Sovyetlerin dağılmasının ardından bağımsız olmak isteyen Çeçen halkının yaşadığı vahşet, halen hafızalarımızda taptaze durmaktadır. 1994 yılında başlayan Çeçen-Rus savaşı sırasında, toplam nüfusu ancak bir milyonu bulan Çeçen halkının yaklaşık iki yüz elli bini katledilmiştir.
Ruslar tarih boyunca işledikleri soy kırım suçlarının bedelini ödemedikleri için, bu gün de pervasız hareket etmektedir. Öylesine pervasızdırlar ki, Rus parlamentosu Türkiye’yi Ermenilere soy kırım uygulamakla suçlayan iki ayrı karara imza atmıştır. Şu anda ticari ilişkilerimizin zirvede olduğu Rusya’nın, Ermeni soykırımı yasasını iki kez Duma’dan geçirdiğini kaçımız biliyoruz.
Çerkes soy kırımının 147. Yılındayız. Üç yıl sonra 150. Yıl gelecek. Soy kırımın 150. Yılı daha da ilginç olaylara gebe. Ruslar Çerkes Halkını katlettikleri, tamamen yok ettikleri ve topraklarını gasp ettikleri SOÇİ’de, kış olimpiyatları düzenliyorlar. Barış ve kardeşliğin sembolü olan olimpiyat ruhu SOÇİ topraklarında nasıl yeşertilecektir.
Rus ordularına karşı son neferine kadar savaşarak şehit düşen Ubıh askerlerinin gömülü olduğu SOÇİ yaylalarında, tam da olimpiyat tesislerinin yapıldığı yerde; Kabaade (Krasnoya Polyana) platosunda yatan Kafkas şehitlerinin ruhu taciz ediliyor. 2014 yılında sürgün ve soykırımın 150.yılında Ruslar Çerkesleri bir kez daha öldürüyor.
Sürgünde doğan ve Kafkasya’yı efsanelerden öğrenen gençler, artık küçülen dünyada her şeyi daha yakından takip edebiliyorlar. Yıllar sonra atalarının sürgün edildiği toprakları ziyaret edenler, yaşanan acıyı daha derinden kavrayabiliyorlar.
150. yıla giderken Çerkesler, başlarına gelen bu felaketi daha geniş kitlelere duyurma peşindeler. Bu olayı kademeli olarak bütün dünya parlamentolarının gündemine taşımak istiyorlar. Çerkes soykırımını tanıma noktasında ilk adım, elbette ki Türkiye’ye düşüyor. Ruslar iki kez bizi Ermeni soy kırımı ile suçladıkları halde, siyasi ve ekonomik münasebetlerimiz nasıl devam ediyorsa, biz de aynı şekilde Rusya’yı suçlayan kararı parlamentomuzdan geçirebiliriz.
Rusya’nın soy kırım yaptığına dair en önemli belgeler Osmanlı arşivlerinde bulunmaktadır. Yapılacak tek şey, bu konuda irade ortaya koymaktır.

NOT: 21 mayıs 2011 Cumartesi saat 13.00’da KAFKASYA FORUMU tarafından Taksim’de bir toplantı tertip edilmiştir. Tertip komitesi herkesi katılmaya davet ediyor.


KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU Saat 18.00’da, Beşiktaş iskelesinde, Sürgün şehitleri için bir anma merasimi tertip etmiştir.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.