ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Çerkes soy kırımı 149. Yıl

Mehdi Çetinbaş

20 Mayıs 2013 Pazartesi 17:18
  • A
  • A

Bu gün 21 Mayıs, büyük dedemim doğduğu topraklardan zorla koparılışının üzerinden tamı tamına 149 yıl geçti. Ben sürgünde dünyaya gelen üçüncü nesilim. Dört ve beşinci kuşaklar da sürgünde dünyaya gözlerini açtılar.

21 Mayıs 1864, Çerkes Halkları için kara bir gündür. Fasılalı olarak üç yüz yılı aşkın bir süre devam eden Kafkas-Rus savaşlarında, 21 Mayıs 1864 önemli bir dönün noktasıdır. Kendisinden kat kat üstün olan Rus ordusunun orantısız gücüne karşı, ilkel silahlarla karşı koyan Çerkes süvarilerinin, son direniş noktasının kırıldığı tarihtir 21 Mayıs.

Birkaç yüz binlik Rus ordularına, karşı kahramanca direnen Çerkes birlikleri, tükenme noktasına gelmişlerdi.  Farklı cephelerde savaşan çoğunluğu süvari 20.000 Çerkes savaşçısı, Soçi yakınlarındaki Kabaade platosunda toplanmıştı. Yaralı ve yorgun savaşçılar burada son toplantılarını yaptılar.

Etraflarını kuşatan, sayısı yüz bini aşan ağır silahlı Rus birlikleri karşısında belki de hiçbir şansları kalmamıştı. Çerkes töresinde ise, düşmana canlı teslim olmak, yaşarken ölmek demekti. Çerkes ozanları, teslim olanlar için söyleyecekleri şiir ve şarkılarla, onları ebedi bir lanete mahkum ederlerdi.

Ağırlıkta Ubıh savaşçıların olduğu, bütün Kafkasyalılardan oluşan son Adıge birliği, teslim olmaktansa vuruşarak şehit olma noktasında karar kılmıştı. Topluca kılınan son namazdan sonra, çevrelerini kuşatan Rus birliğine karşı yarma harekatına giriştiler.

Bulundukları alan birkaç kilometrelik dar bir alandı. Çevrelerini kuşatan Rus ordusunun elindeki havan mesafesindeydiler. Kafkas kuvvetleri, yoğun topçu ve havan ateşi altında, birkaç saat içinde şahadet şerbetini içtiler.

Ruslar öylesine vahşice bir katliam yapmışlardı ki, Kabaade platosu,  parçalanmış şehit Çerkes savaşçıların naşıyla dolmuştu. Rus ordusunun içinde yer alan Rus Kazakları, sağ kalan yaralı Çerkes savaşçılarını süngüleyerek öldürüyorlardı.  

Karadeniz’e otuz kilometre mesafede bulunan, Kabaade platosunda şehit olan Çerkes savaşçılarının kanları, vadide akan Açepsu deresinin sularına karışarak Karadeniz’e kadar ulaşmıştı. Anlatılanlara göre, Açepsu deresinin Karadeniz’e ulaştığı yerdeki kızıllık haftalarca devam etmişti.

21 Mayıs gününün akşamı Rus askerleri ,Kabaade platosunda,  şehit Çerkes askerlerinin naaşlarını çiğneyerek, meşalelerle fener alayı yaparak zaferlerini kutladılar. Çar Alexandre  21 Mayısı zafer bayramı olarak ilan etti. Ne gariptir ki, Çarlık Rusya’sının mirasını reddeden Rusya federasyonu, halen 21 Mayısı ordu günü ve zafer bayramı olarak kutlamaktadır.

Büyük Çerkes Sürgünü, dünyanın en vahşi soy kırımlarından biri olmasına rağmen, maalesef yeterince bilinmemiştir.1825 yılından 1864 yılının mayısına kadar fasılasız kırk yıla yakın devam eden savaşlarda, milyonlarla ifade edilen insan hayatını kaybetmiştir.

İnsan kaybının dışında, Kafkasya tamamen yok edilmiştir.  1820- 1830’li yıllarda Avrupalı seyyahlar Mr Bell ve Longvord  tarafından ziyaret edilen batı Kafkasya’da, o tarihlerde yaklaşık olarak üç milyondan fazla Çerkes yaşamaktadır.

Aynı hatıralardan elde edebildiğimiz bilgilere göre, kıyı şeridinde ve dağlarda, gerek köy gerekse mezralar halinde binlerce Çerkes yerleşim birimi vardı. Savaşlar sırasında bütün yerleşim yerleri  tahrip edilmiş, köy ve mezralar yakılarak imha edilmiştir. Kafkasya’daki Çerkes izleri tamamen silinmeye çalışılmıştır.

Ülkesinden zorla koparılan insanlar, gemilere balık istifi doldurularak vatanlarından sürülmüşlerdir. 1864 yılını takip eden süreçte, birkaç aylık zamanda iki milyonu aşkın insan Osmanlı ülkesi topraklarına gönderilmiştir. Sürgün yoluna çıkarılan insanların, en az beş yüz bin kadarı sürgün yolunda,bir o kadarı da indirildikleri yerlerde salgın hastalıklardan hayatını kaybetmişlerdir.

Çerkes halkı ,Osmanlı bakiyesi topraklarda varlığını devam ettirmektedir.Türkiye, Suriye,Ürdün, İsrail ve Balkan’larda toplu yerleşim alanlarında Çerkesler mevcuttur. Yüz elli yıla yaklaşan bir diaspora hayatı, Çerkes dilini ve kültürünü yok oluşla karşı karşıya getirmiştir.

Doksan yıllık cumhuriyet döneminde yoğun bir baskı altında kalan Çerkes dili ve kültürü, büyük bir erozyona uğramıştır. Günümüzde yapılan düzenlemelerle farklı etnik gurupların dillerini okuyup yazmaları konusundaki serbestlik, Çerkesçeyi kurtarmaya yetmeyecektir. Bu konuda mutlaka pozitif ayrımcılığa ihtiyaç vardır.

1991 yılında Sovyetlerin dağılmasının ardından, anavatanları Kafkasya ile yeniden bağlantı kuran diaspora Çerkeslerinin sorunları  azalacağına, aksine artmıştır.  Diaspora Çerkesleri, Rusya Federasyonuna bağlı olan, Federal cumhuriyetlerde yaşayan akrabaları ile daha rahat temas kurma, oturum ve vatandaşlık alma konusunda büyük sıkıntılar yaşamaktadırlar.

Rusya, sürgün sonrası vatanında kalabilen, inatla varlığını sürdürme noktasında direnen bir avuç Çerkesi de parçalayarak üç ayrı federe devlete bölmüştür. Adıgey, Karaçay-Çerkes, Kabardino-Balkar adlı üç federal yapıda yaşayan Çerkesler’in toplam nüfusu, altı yüz bin civarındadır. Diaspora Çerkeslerinin dünyadaki toplam nüfusu,  beş milyonu Türkiye’de olmak üzere yaklaşık altı milyon civarındadır.

Çerkeslerin yüz elli yıla yaklaşan dramlarına eklenen, acılarını tazeleyen ve yaralarını kanatan son davranış Rusya federasyonundan gelmiştir.

Yazımızın başında bahsettiğimiz,21 Mayıs 1864 trajedisinin yaşandığı Kbaade platosunda, 2014 Soçi kış olimpiyatları tertip edilmektedir. Ruslar Çerkeslerin gözünün içine bakarak, 150 yıl önce soykırım uyguladıkları bir halkı yok sayarak, bu olimpiyatları tertiplemektedirler.

Olimpiyatlar için hazırlanan tanıtım kitapçıklarında, bir tek satır bile olsa Çerkes halkından bahis yoktur. Kbaade platosunda inşa ettikleri otel hafriyatları sırasında çıkan şehit kemikleri, saygısızca hafriyat kamyonları ile dolgu alanlarına taşınmıştır.

Ruslar, bölgedeki Çerkes izlerini tamamiyle yok etmişlerdir. Kabaade platosunun adını değiştirerek Krasnaya Polyana yapmışlardır. İlginç olan, cennet misali yeşillikler içinde yer alan Kabaade yaylasına verilen Kranaya Polyana isminin anlamıdır. Krasnaya Polyana, Rusçada Kızıl Çayır anlamına gelmektedir.  Kızıl çayır ismi de orada akan Çerkes şehitlerinin kanından gelmektedir. Ruslar ne yaparsa yapsın, Çerkes şehitlerinin kanları yakalarını bırakmıyor.

Bu gün geldiğimiz noktada,tarihi geriye çevirmemiz elbette mümkün değildir. 1991 yılında Rusya lideri Yeltsin’in yarım ağızla telaffuz ettiği Çerkes soy kırımı, Rusya tarafından mutlaka tanınmalıdır.

Rusya Duması, tartışmalı Ermeni soy kırımı konusunda iki kez karar alıp parlamentosundan geçirirken, kendi eteğindeki taşları da ortaya dökmelidir. Rus arşiv belgelerinin tamamı araştırmacılara açılmalıdır.

Bu inkar politikası devam ettiği müddetçe, Çerkeslerin torunları gün geçtikçe artan bir tempoyla bu soy kırım söylemini dillendirmeye devam edecektir.

Yazımızı sonlandırırken,Çerkes Sürgününden 65 yıl sonra, 1929 baharında Adigey'e bilimsel çalışma için giden Gürcü tarihçi Simon Canaşia’nın Şahitliğine kulak verelim

Gürcistan Tarihi’nin yazarı ve önemli bir gürcü milliyetçisi olan Canaşia, Şapsığ bölgesi Cubga’da karşılaştığı 91 yaşında bir ihtiyardan dehşet içinde dinlediği şu ifadeleri bir makalesinde yayınlamaktan kendini alıkoyamaz.

“Deniz kenarında yedi yıl boyunca atılmış insan kemikleri vardı. Kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuvalarını kurarlardı. Deniz yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafataslarını atıyordu. Benim orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem”

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - ŞAMİL OĞUZ:21 Mayıs 2013, Salı 14:46