ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Cemaat Truva Atı olmamalıdır

Mehdi Çetinbaş

20 Ocak 2014 Pazartesi 16:00
  • A
  • A

Şair Ziya Paşa, muhteşem eseri Terkib-İ Bentte, her biri bir vecize değerinde beyitler söyler. Bunlardan biri de, bu gün milletimizi koyun yerine koyup halen operasyon çekmeye kalkanlar için söylenmiş. Ziya Paşa diyor ki;
 “En ummadığın keşfeder esrar-ı derunun
Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın"

( En ummadığın kişiler bile senin içinde gizlediğin sırrı keşfederler.Sen herkesi kör ve alemi sersem mi sanırsın?.)
Bu gün yaşanan olayları çok güzel anlatan bir beyit! Yıllardır bizi uyutanlar, bize aynı masalları okumaya devam ediyorlar.

Adını bir efsane gibi duyduğumuz derin devlet, bu milletin gözünün içine baka baka yıllarca operasyon üstüne operasyonlar yaptı.

Bir kısmımız inanmasa bile, bu operasyonlar, yalanlar üzerine inşa edilerek bu milletin zekasıyla alay edildi.
Neler yazılmıştı 27 Mayıs ihtilali öncesinde; o yazılanlar hala gazete arşivlerinde duruyor. Merak edenler Taksindeki Atatürk kitaplığında bulunan gazete arşivlerini karıştırabilirler.

Demokrat Parti iktidarı, üniversite öğrencilerini öldürüyor, kıyma makinesinden geçirip Marmara’da balıklara yem olarak atıyor. Ya da öldürülen öğrenciler yeni yapılan yolların altına gömülüyor üzerine de asfalt dökülüyor. Buna benzer aslı astarı olmayan bir yığın iddia…

Peki ihtilal olduktan sonra , kaç aile kayıp çocukları için başvuru yapmış dersiniz! Sıfır; hem de koskoca bir sıfır.
Aynı şeyler12 Martta, 12 eylülde,28 Şubatta, Danıştay baskınlarında hep yapılmadı mı?

Ellerinde asaları , başlarında sarıkları ,sırtlarında cüppeleri ve göğüs altlarına kadar uzayan sakalları ile Ankara sokaklarını arşınlayan Aczmendiler neredeler? Nerede Fadime Şahinler, Müslim Gündüzler,Ali Kalkancılar?
Sırf laik çevrelerin hassasiyetini tahrik etmek için hayatına kastedilen Uğur Mumcu ,Çetin Emeç, Abdi İpekçi, Taner

Kışlalı ve adını burada saymakla bitiremeyeceğimiz birçok Türk aydını unuttuk mu sanıyorsunuz?
Geçmişte bu ülkede öyle korkunç provokasyonlara imza atıldı ki, millet artık şerbetlendi. Ne yapılırsa yapılsın artık etki etmiyor ve etmeyecek de.

Bu ülkenin karayollarında her gün on binlerce Tır, çeşitli malzemeleri gereken yerlere ulaştırmak için hareket halinde bulunuyor.

Ne büyük tesadüftür ki, çeşitli yerlerde savcılara yapılan ihbarlar sonucunda durdurulan tırlar, devletin istihbarat teşkilatı olan MİT’e ait çıkıyor.

Yine ne büyük tesadüftür ki, tırlar durdurulup daha aramaya bile başlanmadan,Ankara ve İstanbul’daki bazı ajanslar, tırların yükü ile ilgili haberler geçiyorlar.

Yine ilginç olan durum, bu ülkede yasaları en iyi bilmesi gereken savcıların, arama izni Başbakanın müsaadesine tabi olan MİT mensuplarının kontrolünde bulunan araçları aramak için ısrarlı olmasıdır.
Ben soruyorum: Türkiye Suriye’ye acaba daha önce yardım tırları göndermiyordu da, şu bir ay içinde mi göndermeye başlamış?

Türkiye’nin 2011 yılından beri Suriye muhalefetine destek verdiğini sağır sultan bile duymuştur. İhtimaldir ki,geçen zaman içinde, Suriye muhalefetine yardım amacıyla yüzlerce araç Suriye’ye gitmiştir.
Geçmişte bu araçlar Suriye’ye giderken hiç gündem olmazken, bu gün neden gazete manşetlerine çekilir. Siz bu aramalarda bir hassasiyet ya da iyi niyet görebiliyor musunuz?

Bu son operasyonlarda yaşanan çirkinlik, cemaat medyasının yaptığı çığırtkanlık ile birlikte tarihe kayıt düşülecektir.
Uluslararası istihbarat örgütlerinin elinde oyuncak hale gelen bu yapıyı, ona sırf dini hassasiyetleri dolayısıyla gönül verenler çok kısa zamanda göreceklerdir.

Sırf Ak Parti ve Tayyip Erdoğan düşmanlığı ile gözleri dönen, ben yoksam ülke de yok olsun mantığı ile hareket edenleri bu millet affetmeyecektir.

Geçmişte tertipledikleri oyunlarla bu milleti sokağa dökenler, yaptıkları bunca provokasyonlara rağmen başarı kazanamayınca, eminim ki büyük bir sinir krizi geçiriyorlar.

Bu millete ve iktidara öylesine çirkin ve kaba tuzaklar kurmaya çalışıyorlar ki, ne kadar gizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar mızrak çuvala sığmıyor.

Dünyanın en kötü toplumsal hastalıklarından biri olan yolsuzluğu bile, bu millet neredeyse paralel devlet yapısına tercih eder hale geldi.

Geçtiğimiz gün bir arkadaşla buluşmak için Üsküdar’da bir kahvede oturuyordum. Yan masada farklı görüşlere sahip olduğunu anladığım bir arkadaş gurubu, hem okey oynuyor, hem de son yolsuzluk olaylarını tartışıyorlardı.
CHP destekçisi olduğunu sandığım kişi, alaycı bir dille ayakkabı kutularından çıkan paraları örnek göstererek, AKP yönetimini tarihin en büyük yolsuzluğunu yapmakla suçluyordu.

AKP’li arkadaşı da aynı esprili dille karşılık verdi ve dedi ki, “ Ak Parti ile CHP’nin farkını sana söyleyeyim mi; mesela kasada yüz bin lira var. CHP bunun seksen bin lirasını çalıp yirmi lirasını hizmete ayırır, Ak Parti ise en çok yirmi lirasını çalıp seksen lira ile hizmet yapar”

Bunları duyunca kendimi gülmekten alı koyamadım. Bir yandan da toplumdaki rüşvet ve yolsuzluk algısının bu derece kanıksanmasına da hayret etmedim değil.

Bu gün Türkiye, gerçekten de büyük bir sınavdan geçiyor. Küresel güçlere karşı koymaya kalkan ve kendisi de küresel bir güç olma yolunda irade ortaya koyan ülkemiz, yeni ortaklar istemeyen güçlerin büyük saldırısı altında bocalıyor.
Bu yaşanan son olaylar, iktidar için de umarım bir ders olur. Bizim iktidarımız yolsuzluğa karşı amansız bir mücadele içinde mesajı da çok inandırıcı değildir.
Kahvede okey oynayan Ak Parti seçmeninin tanıdığı yüzde yirmi(!) tolerans, AK parti yöneticileri tarafından dikkatle incelenmelidir.

Apaçık rüşvet kapsamına girmese bile, ihale alan iş adamlarını bazı hayır kurumlarına bağış yapmaya zorlamak da etik bir davranış değildir.

Mimar Sinan Camiini yaptığını bildiğim Ali Ağaoğlu, Çamlıca Camiine milyon dolarlarla yardım yaptığını duyduğum iş adamlarının hem devlet ihalelerine girip iş almaları, hem de yönlendirilerek hayır işlerine para ayırmaları, yasal açıdan bir engel değilse bile zannımca etik değildir.

Devlet müteahhitlerinin yaptığı bağışlar, ister istemez insanların kafalarında bazı istifhamların oluşmasına sebep olmaktadır.

Ak Parti yönetiminde, bazı dernek ve vakıfların faaliyetlerine çeşitli iş adamlarının menfaat temin etme amacıyla bazı bağışlar yaptıkları bilinen bir gerçektir.
Son yaşanan olaylar, bu işlerin artık son bulması, ya da kanuni bir prosedüre bağlanması için vesile olur inancındayım.

17 Aralık operasyonları, şayet ders alınırsa iktidar için önemli mesajlar içermektedir.
Devlet ile Cemaat kavgası olarak lanse edilen bu hukuk karmaşası daha fazla sürdürülemez.
Rejim karşıtı, Ak Parti düşmanı bütün kurumlar, Cemaat maskesi altında her türlü melaneti rahatça yapabilmektedirler.

Sözde konuştuğumuz saf Cemaat mensupları, bu olanlar karşısında şaşkınlıklarını gizleyememektedir.
Yıllarca kendilerine küfür eden insanlarla kol kola giren, onlardan övgüler alan Cemaat medyası, unutmamalıdır ki bu işten uzun vadede zararlı çıkacaktır.

Aslında çok büyük bir güven kaybına uğramakla birlikte ,Cemaatin hala yapabileceği şeyler vardır.
Cemaat ülke içinde bulunan karanlık güçlerin Truva atı olmamalıdır. Aradan zaman geçtikten sonra yapılan hata anlaşılır. Ama dönüş için daman kalmaz.

Yazık oluyor,hem de çok yazık.
                                                       

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.