ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL8°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Çeçen'lerin Katli Utancımızdır.

Mehdi Çetinbaş

19 Eylül 2011 Pazartesi 00:27
  • A
  • A
Pazar günü öğle namazında Fatih Camiindeydim. Zeytinburnu’nda Rus ajanları tarafından şehit edilen üç Çeçen kardeşimizin cenazesindeydim.

Zeytinburnu’nda işlenen son cinayetler adeta davul çala çala geldi. İstanbul’da daha önceleri de dört Çeçen mücahit şehit edilmişti. Sıranın Berkhan Musayev (Hamzat) ve arkadaşlarına geldiği belliydi. Hamzat, Rüstem ve Zavur İstanbul’da barınan, sayısı yüz aileyi geçmeyen Çeçen mültecilerin bilinen önderleriydi.

İstanbul’da bin bir sıkıntı içinde ayakta kalma ve hayatını idame ettirme çabası içinde bulunan bu insanların tek suçu, işgal altına düşen vatanları için bağımsızlık mücadelesi vermekti. Kendilerinden kat kat üstün düşmanın, hayat hakkı tanımaması yüzünden muhacir durumuna düşmüşlerdi. Mülteci diyemiyorum; çünkü bu insanlar ülkemizde hiçbir zaman mülteci statüsü kazanamadılar.

Bir zamanlar ülkelerinde varlık içinde evleri, arabaları, bağ ve bahçeleri olan bu insanlar, Zeytinburnu’nda bir evde üç aile kalacak kadar perişan bir vaziyete duçar edildiler. Mülteci statüleri olmadığı için sürekli olarak diken üstünde oturdular. Kendilerine bazen verilen geçici ikamet belgeleri ile İstanbul’da yaşamak zorunda kaldılar. Süresi dolan ve çoğu zaman uzatılmayan bu belgeler yüzünden, her an sınır dışı edilme korkusu yaşadılar. Bazen de kimsenin ruhu duymadan sınır dışı edilip, Ruslara teslim edildiler. Kimi zaman da basına yansıyan sınır dışı kararları, kamu oyu bakısıyla geri alındı. Velhasıl benim garip Çeçenlerim, bu ülkede kurbanlık koyun gibi ölümü beklediler.

Hamzat ve arkadaşları bundan beş altı ay önce benimle görüşmek istemişlerdi.Randevulaşarak görüşmüştük. Kafkas ve Çeçen Dayanışma Komitesinin eski başkan yardımcısı olarak benden yardım istiyorlardı.Yardım diyorsam, sakın ola maddi anlamda bir yardımı anlamayın. Hamzat ve arkadaşları bu konuda çok onurlu insanlardı. Ölürler ama asla durumlarından şikayet etmezlerdi.

Çeçenler için ölüm davul çala çala geldi.

Hamzat ve Rüstem, kendilerinin öldürülmesi için Çeçenistan’dan bir tim gönderileceğini haber aldıklarını söylüyorlardı. Bu konuda ne yapılması gerektiğini danışıyorlardı. Üzerlerinde çakı bile taşımalarına müsaade edilmeyen bu mülteciler, çaresizce bir çözüm arıyorlardı.

Çeşitli hukukçular ve sivil toplum kuruluşları, bu insanların koruma altına alınması için girişimlerde bulundular. Biz de elimizden geldiği kadar tanıdığımız siyasileri devreye sokarak bir şeyler yapmak istedik. Ne yaptıysak muvaffak olamadık. Mevzuat, bu insanlar için resmi bir korumayı mümkün kılmıyormuş.

Nitekim ölüm davul çala çala geldi. Sürekli olarak ev değiştiren Hamzat ve arkadaşları, ölüme Zeytinburnu’nda yakalandılar. Cuma namazını kılıp evde öğle yemeği yedikten sonra, bir toplantıya katılmak için evin karşısında bulunan araca binmek üzereyken, katile savunmasız bir biçimde yakalandılar. Hamzat ve Rüstem dörder kurşun, Zavur ise üç kurşunla şehit oldu.

Olay yine aynıydı. Susturucu takılı bir silah, öldürücü noktalara ateş ederek işini sansa bırakmayan profesyonel bir katil. İşin garip tarafı, katil aynı senaryo ile dördüncü defa oyun oynuyordu. Yine her zaman olduğu gibi soğukkanlı bir vaziyette elini kolunu sallayarak olay yerinden uzaklaşıyordu.

Olayın beni üzen tarafı, bu cinayetlerin İstanbul’da böyle pervasız bir şekilde işlenmesi ve faillerinin ortaya çıkarılamamasıdır. Oysa failler ile ilgili öyle somut bilgiler var ki, nedendir bilinmez ortaya çıkarılamıyor. Aynı şekilde Avusturya’da bulunan Çeçen mülteci liderlerinden birini öldürülmesi olayı, Avusturya polisi tarafından çok hızlı bir şekilde aydınlatıldı. Avusturya hükümeti, bu cinayeti azmettirmekle suçladığı, şu anki Çeçenistan’ın kukla lideri Ramazan Kadirov’u yargılamak için Rusya Federasyonu hükümetine başvuruda bulundu.

Türkiye polisi, Avusturya polisinden daha mı acizdir.

Bunu kesinlikle kabul etmiyorum. Şu sıralarda bütün dünyada popülaritesi tavan yapan hükümetimiz için, bu son cinayetler büyük bir aczin ifadesidir. Bu insanlar zor durumda kaldıkları için, geçmişte olduğu gibi mazlumlarım yardımcısı olan Türk Devletine sığınmışlardır.

Biz ki savaşta bize sığınan İsveç Kralı Demirbaş Şarl’ı geri vermemek için savaşa girmişiz.

İstanbul’un göbeğinde güpegündüz üç Çeçene sıkılan o kurşunlar, aslında bizim devletimize sıkılmıştır. Zeytinburnu’nda ölen aslında bizim onurumuzdur. Canları bize emanet olan o zavallı korumasız insanları biz göz göre göre ölüme attık.

Biz ki tarihimizde bize sığınan ve bizden destek isteyenlere uzattığımız yardım eliyle biliniriz. Biz ki geçmişte Rusya’ya yenilerek bize sığınan İsveç Kralı Demirbaş Şarl’ı geri vermemek için savaşa girmiş bir milletiz. Geçmişte böylesine onurlu mazisi olan bir millete, bu son cinayetleri önleyememek yakışmamıştır.

Hamzat’ın, biri bir buçuk yada iki yaşlarında, diğeri altı aylık bile olmayan çocuklarını annelerinin kucağında görünce içim yandı. Aynı şekilde Zavurbek’in de küçücük çocukları yetim kaldı. Hiç bir şeyden habersiz o masum çocukların babasız büyümelerinde kimlerin günahı var?

Bu olayda beni üzen diğer bir husus, polisin bu olaydan sonraki bazı davranışlarıdır. Polis, olaydan sonra hemen olay yerinin yanındaki eve girerek, biraz önce kocaları hunharca öldürülen o evdeki kadınların feryat ve figanlarına aldırmadan, onları bir odaya kapatarak, sanki bir suçlu evini arar gibi, evi altı saate yakın didik didik aramıştır. Zannedersiniz ki sanki öldürülen insanlar teröristtir.

Bununla da yetinilmemiş, zavallı kadınlar, henüz meme emen yavruları ile birlikte emniyet müdürlüğüne götürülerek, son derece kötü şartlarda saatlerce sorguya tabi tutulmuşlardır. Sorgulanmaları elbette normaldir, ancak burada sorgu tarzı ve sorulan sorular son derece onur kırıcıdır.

Demokratikleşme ve sivilleşme noktasında atılan adımları destekleyen yazılarımı okuyucularım çok iyi bilirler. Ancak aynı şeyleri Türkiye’nin Çeçen direnişine bakış açısı için söyleyemeyeceğim. Mısır, Tunus,Libya, Suriye ve Arap baharı ile ilgili direnişlerin cereyan ettiği ülkelere Türkiye’nin tavsiyelerini önemsediğimi ifade etmeliyim. Ama aynı haksızlıkların yapıldığı Rusya Federasyonu’nu görmezden gelmemizi hazmettiğimi söyleyemem.

Türkiye’nin Çeçen savaşına taraf ya da müdahil olması gibi bir istekte hiçbir zaman bulunmadık. Tek isteğimiz, bu coğrafyada cereyan eden zulümlerin dile getirilmesi ve kamu oyuna duyurulması noktasında Türkiye’nin adil olmasıdır. Biz böyle olmasını umuyoruz.

Türkiye ile Rusya Federasyonu arasındaki ilişkiler tek taraflı değildir. Bizim Rusya’ya olan ihtiyacımız kadar, onun da bize ihtiyacı vardır. Biz o kanaatteyiz k, bu güne kadar Türkiye, Çeçenistan konusunda özgür bir politika izleyememiştir. Sürekli olarak Rusya’nın başta ekonomik ilişkiler olmak üzere, bir takım şantajlarına maruz kaldığımızı fark ediyorum. Buna karşılık, Türkiye’nin de Rusya’yı yaptığı zulümlerden alıkoyacak bazı kartlarının olduğunu sanıyorum.

İşlenen bu cinayetler umarım son olur. Türkiye, özellikle İstanbul, ajanların istedikleri gibi at oynattıkları bir şehir olmaktan kurtulur. Aldığımız son haberlere göre, polis katil ile ilgili önemli ip uçlarına ulaşmış. Bu ip uçları nereye kadar uzanıyorsa, umarım takip etme kararlılığını gösteririz. Eğer bu cinayeti ve ardındakileri de aydınlatamazsak, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki ülkelere örnek olma ve düzen verme çabalarımız havada kalacak.

O zaman kusura bakmayın; size Şair Ziya Paşa’nın bir beyini hatırlatayım! Tabii anlayana…

Onlar ki, laf ile verirler dünyaya nizamat (Onlar ki, dünyaya laf ile düzen verirler)
Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde (Kendi hanelerinde ise bin türlü ayıp bulunur)
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.