ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Çare yok katlanacaksınız

Mehdi Çetinbaş

14 Şubat 2014 Cuma 15:58
  • A
  • A

Sanırım bu günlerde toplum mühendisleri çok zorlanıyorlar. Hükümet ve Başbakan aleyhine her gün sayısız miktarda yasa dışı yollardan elde edilmiş ses kayıtları yayınlıyorlar. Buna rağmen iktidar oylarında umdukları düşüşü gerçekleştiremiyorlar.

AK Parti iktidarını gırtlağına kadar yolsuzluğa bulaşmış olarak göstermek, benim kanaatime göre de büyük bir insafsızlıktır. Yaptığım iş ve konumum itibariyle, belediyelere iş yapan bir firmanın üst düzey yöneticisi olarak görev yapıyorum. Bu güne kadar önemli sayılabilecek işler alıp alnımızın akıyla tamamladık.

Önemli meblağlarla ifade edilen bu işlerde, bu güne kadar benden yirmi beş kuruş şahsi menfaat temini için talepte bulunan kimse olmamıştır.

Yaptığımız işler sırasında, bazı yöneticilerin fakir fukara insanlara yardım noktasında yönlendirici tavsiyeleri mutlaka olmuştur. Örneğin bir öğrenci yurduna yirmi adet yatak lazım yardımcı olabilir misiniz? Ya da şu mahallede bulunan bir Roman vatandaşımızın evinin çatısı çok berbat; ona destek olabilir misiniz? Tarzındaki istekleri bizler de imkanlarımız ölçüsünde karşılamışızdır.

Bazen de iş adamları olarak belediyelerin yaptığı faaliyetlere gönüllü destek olmuşuzdur. Mesela belediye kendi bölgesinde, ÖSS sınavında derece alan, ilk yüze girenlere bir otomobil hediye etmeye karar vermiş. Bu konuda da çeşitli kurumlar bu yükün altına gönüllü olarak girmişlerdir.

Bu ya da benzeri birçok konuda, iş adamları ya da müteahhitlerin devlet kurumlarıyla paslaşarak çalışmasını rüşvet ve yolsuzluk kavramıyla izah etmek son derece yanlıştır.

Bu güne kadar benden yardım amacıyla nakit para isteyen hiçbir bürokratla karşılaşmadım. Tam tersine, yardım edilecek kişi ya da kurumla yüz yüze getirilerek firma olarak yardımı bizzat kendi elimizle yapmışızdır.
Peki bu kadar büyük yatırımların gerçekleştiği ülkemizde yanlış yapan, şahsi çıkarları için çalışan, kaba tabiriyle rüşvet alan insanlar olmamış mıdır? Mutlaka olmuştur. Dünyada devlet ve ekonomi çarkının dönmeye başlamasıyla birlikte ortaya çıkan rüşvet ve irtikap suçları, hiçbir zaman sıfır noktasına düşürülememiştir.

Halkın oylarıyla iktidara gelen bir yönetimi alaşağı etmenin tek yolu sandıktır. Hitler örneğini gösterip, sandıkla diktatör olunabileceğini iddia edenlerin Türkiye gerçeklerinden ne kadar uzak olduklarını söylemeye gerek var mı?

Allahın her günü hakaret edilen, kendisine “Tayyip” diye nezaketsiz bir üslupla hitap edilen bir başbakanın neresi diktatör olabilir.

Başbakan’ın bir gazete ya da televizyon yöneticisini arayarak yayınlardan şikayetini, cumhuriyet tarihinde sanki ilk defa oluyormuş gibi halka sunanlar, bu konuda yeterli desteği alamamışlardır.

Burada çok açık yazıyorum; başbakanın başarılı ve muktedir olabilmesinin yegane sebebi, her zaman hükümetlere şantaj yaparak ülke yönetimine ortak olmaya çalışan kartel medyasının karşısına güçlü bir alternatif koymasından kaynaklanmaktadır.

Bu güne kadar halkın oylarıyla iktidar olan yönetimler, kartel basınının oyuncağı olmuş, onların manipülasyonları ile iktidarlarından olmuşlardır.
28 Şubat günlerini hatırlayın; milleti tek taraflı olarak yönlendiren basının karşısında hükümetler boyun eğmek durumunda kalmışlardır.
Başbakan’ın bir gazetenin satın alınması noktasında bazı iş adamlarını yönlendirmesi, görünüşte etik değil gibi algılansa bile, geçmişteki tecrübelere bakarak Başbakana hak vermemek de mümkün değil.
Türkiye bugün gerçekten olağanüstü bir dönem yaşıyor. Yürütme ve yargı organları arasında dünyada örneği görülmemiş bir savaş yaşanıyor.

Malum güçler, 12 yıldır iktidar dışında olmalarına rağmen, Başbakan başta olmak üzere, devletin bütün önemli kurumlarını en mahrem yerlerine kadar dinlemişler ve dinlemeye devam ediyorlar.
Ben buradan şöyle bir sonuç çıkarıyorum: Recep Tayyip Erdoğan, küresel güçlerin buyurduğu ve gösterdiği yola girmemiştir. Aksine onların dediklerinin tersi bir yolda ilerlemektedir.

Daha önceki dönemlerde ekonomik sıkıntılar içinde bocalayan devlete, tahvil bonoları karşılığı para satan ve oturduğu yerde para kazanan faiz lobilerinin işleri bu hükümet zamanında bozulmuştur.
Gezi olayları öncesinde faizlerin mayıs ayında son yılların en düşük seviyesine, yüzde üçler düzeyine inmesi ve olayların patlak vermesi bir tesadüf olabilir mi?

Merkez bankasının dövizdeki artışı frenlemek için yaptığı müdahalelere İngiltere’den alım talebi gelmesi sizce normal midir? Hangi ticari kurum, dünyada başka yerlerden daha ucuza alabileceği dövizi Türkiye’den pahalı olarak alacak kadar enayidir.

Bütün bunları yan yana koyduğumuzda, parçaları birleştirdiğimizde ortaya çıkan durum, bir komplo ile karşı karşıya olduğumuz sonucunu doğurmaktadır.
Türkiye seçmeni ,bundan yirmi sene önceki seçmen değildir. Artık bilinçlenmiştir.
27 Mayısta Menderesi asanlar, 12 Eylülde darbe yapanlar, 28 Şubatta Erbakan’ı görevi bırakmaya zorlayanlar o günün şartları içinde muvaffak olmuşlardır.

O günden sonra köprülerin altından çok sular aktı. Artık darbe ve şantaj dönemi sona erdi. Bu yolla iktidar değiştirmek artık mümkün değildir. İktidara gelmenin yolu, halka güven vermek ve onun gönlüne girmekten geçiyor.

Ülkemizde bu yapısıyla böyle bir muhalefet olduğu müddetçe, Ak Parti’nin iktidardan düşmesi hayaldir.
Değişik zamanlarda burada bu konuyu farklı şekillerde dile getirdik. Ak Parti ile ilgili görüşlerimizi belirttik.

Kim ne derse desin; Ak Parti bu ülkede halen alternatifi olmayan bir partidir.
Çare yok; bir süre daha katlanacaksınız.


 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.