ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Yağışlı

YAZARLAR

Bürokrasinin Elitleri

Mehdi Çetinbaş

21 Ekim 2010 Perşembe 01:19
  • A
  • A
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, yeni seçilen üyelerin yemin merasimi sırasında yapmış olduğu konuşma deyim yerindeyse “Ezber bozan” bir konuşmaydı.

Bu konuşmayı önemli kılan, Türkiye Cumhuriyeti protokolünün altıncı sırasında yer alan üst düzey bir bürokratın bu cümleleri saf etmesiydi. Haşim Kılıç konuşmasında “Değişime karşı çıkan, çağın nabzını tutamayan statükonun kibirli mensupları artık halkı ikna edememektedir. Anayasaların ve anayasa mahkemeleri üyelerinin toplumun bu istekleri karşısında kayıtsız kalması düşünülemez. Bizler, vereceğimiz kararlarla bu alanları genişleterek insanca yaşama arzusuna destek vermek zorundayız. Zira, özgürlük ve demokrasinin tadına varmış insanları susturabilmek, ancak zorba devletlerin işi olmuştur. Devletin asıl görevi, yükselen bu sesleri susturmak değil, farklı sesleri ahenkli hale getirerek, maskeli ve ikiyüzlü bir ahlakın oluşmasına engel olmaktır. Irkı ve rengi ne olursa olsun, inansın inanmasın, insan olma onuruna sahip herkesi devlet kucaklamak zorundadır. Hukuk dışı yollarla bu isteklere karşı koyan devletlerin, güç ve itibar kaybetmekten başka bir kazancı olmayacaktır." derken aslında halkın hislerine de önemli derecede tercüman olmuş oluyordu.

Demokrasinin en büyük ve gizli düşmanı, kim ne derse desin bürokrasidir. Yıllarca masa başında halk edebiyatı yapan, ama halktan fersah fersah uzak olan Türk bürokrasisi, bize tek parti dönemi CHP’sinin mirasıdır. Bu bürokrasi öylesine köklüdür ki, kökleri taa Osmanlı’nın son iki yüz yılına kadar uzanır.

Osmanlı mirasını toptan inkar eden, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olduğunu iddia eden CHP, Osmanlı bürokrasisini daha da ağırlaştırarak sürdürmeyi tercih etmiştir. Bu bürokrasiyi değiştirmeye, hatta yıkmaya çalışanların akıbetleri pek hayırlı olmamıştır. Bu konuda en çok çaba sarf eden isimler, Adnan Menderes ve Turgut Özal’dır. Onların akıbetlerini de hepimiz biliyoruz.

Askeri ve sivil bürokrasi yıllarca kol kola, bu ülkeye kan kusturmuşlardır. Öylesine bürokratik bir yapı oluşturulmuştur ki, bu ülkede teamüller her zaman yasaların üstünde yer almıştır. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün en önemli vecizeleri arasında yer alan “Köylü milletin efendisidir” sözü duvarlarda çerçeve olmaktan öte gidememiştir.

Bu milletin öz evlatları, vatan için fedakarlık ve feragat gerektirecek her göreve davet edilirken, devletin resmi kurumlarında ezilip büzülerek iş yaptırmaktan kurtulamamışlardır. Bazen her nasılsa kabuğunu kırıp, Anadolu’nun kıraç ikliminden çıkıp, zirveye tırmanmayı başarabilen insanlar da, bürokratik elitler tarafından iğdiş edilmişlerdir.

Haşim Kılıç’ın ezber bozan bu sözleri acaba kimi rahatsız edecek, nereden ses gelecek diye beklerken kendi iç dünyama yaptığım tahminlerde yanılmadığımı gördüm. Ses tabi ki CHP’den geldi. Yıllarca bürokrasi ineğinin memelerinden süt içerek varlığını sürdüren CHP’den başka şey de beklenemezdi.

Yıllarca bu milletin değerleriyle kavga ederek varlığını devam ettiren CHP, yüzde 23 ile yüzde otuz arasında gidip gelen oy bandına razıdır ki, tutumunda en ufak bir değişiklik görülmemektedir. Baş örtüsü mevzuunda takındığı tavır, CHP’nin daha bir fırın ekmek yemesi gerektiğinin en açık ifadesidir.

Farklı şekillerde olsa bile, kadınların yüzde yetmişe yakınının baş örtüsü kullandığı bir ülkede CHP’nin izlediği politikayı izah etmek mümkün değildir. Anayasa mahkemesi yargıçlarına aldırdıkları ideolojik kararın ardına sığınarak, anayasada yer almayan bir yasak uygulamaya kalkanları, bu millet hiçbir zaman iktidara taşımayacaktır.

Fakültede okuduğumuz 1970’li yıllarda da önemli miktarda baş örtülü kız okullara devam ederdi. İdeolojik çatışmaların en yoğun yaşandığı bu dönemde bile kimse kimsenin giyimine karışmamıştır. 12 Eylül rejimi ile gelen YÖK, Doğramacı ve Mehmet Sağlam dönemlerinden sonra, nasıl olduysa baş örtüsü yasağını yürürlüğe sokmuştur. Yıllarca uygulanmayan bu yasağın dayanağı, Kemal Gürüz ile başlayan dönemde çıkarılan yönetmeliklerdir.

Baş örtüsü yasağı belli dönemlerde uygulanmış, hepsinde de CHP baş aktör olarak vazife görmüştür. Kemal Kılıçtaroğlu’nun bu konuda verdiği ılımlı mesajlar da pek işe yaramamıştır. Son 29 Ekim resepsiyonu ile ilgili yaşananlar, CHP’nin hala akıllanmadığının ifadesidir.

Kemal Kılıçtaroğlu’nun, klasik CHP politikasının dışında çizmeye çalıştığı politikacı tipi, anlaşılan odur ki, CHP’de kabul görmemiştir. Genel Başkanın bilgisi olmadan, Genel başkan yardımcısı Muharrem İnce tarafından açıklanan resepsiyona katılmama kararı, CHP içindeki önemli çatlağın habercisidir.

Haşim Kılıç tarafından dile getirilen bürokrasi eleştirisini şahsen çok önemsiyorum. AKP iktidarı ile başlayan statükoya karşı direnç ve mücadele,çok önemli mevziler kazanmıştır. Bürokrasinin en katı uygulandığı hariciye monşerleri dahil, her alanda demokratlaşma emareleri göze çarpıyor.

Yargıyı siyasallaştırarak oluşturdukları fildişi kulelerde saltanat sürenler son demlerini yaşıyorlar. AKP’nin yapması gereken son reform, bürokrasi alanındaki zincirleri kırma hareketi olmalıdır. Türkiye hantal devlet yapısından kurtulup, garson devlet tabir edilen yapıya hızla kavuşturulmalıdır.

21.yüzyılın iktidarına layık olacak partiler, hizmet anlayışını lafta değil, özde yerine getiren partiler olacaklardır. Statükonun kibirli elitleri için artık çanlar çalmaya başlamıştır. Bizden söylemesi. Ayak uyduramayanlar için tek çözüm var. Çekip gitmek…
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.