ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Ben de mi PKK’lı oldum!?

Mehdi Çetinbaş

21 Mart 2013 Perşembe 08:15
  • A
  • A

     Geçen gün karşılaştığım bir arkadaşımın “seni son günlerde tanıyamıyorum PKK’lı oldun herhalde” diyerek şaka yollu sitemine maruz kaldım.

     Son zamanlarda barış çabalarına destek anlamında yazmış olduğum bazı yazılarımı, kimileri örgüte boyun eğmek anlamında bir çağrı olarak değerlendirmiş.

     Yazılarımı dikkatle okuyanlar, geçmişte bizim PKK’yı şiddetle de eleştirdiğimizi göreceklerdir. Bu gün gelinen noktada, artık geçmişte yaşananları kaşıyarak, halkı tahrik ederek çözüme ulaşamayacağımız anlaşılmıştır.

     Her şehit haberi geldiğinde hamaset nutukları atarak, asacağız, keseceğiz, bunların kökünü kurutacağız gibi basma kalıp sözler sarf ederek çözüme ulaşılamayacağı belli olmuştur. 

     Kim ne derse desin, 1984 yılında terör olarak ortaya çıkan PKK hareketi, otuz yılın sonunda  bir ahtapot gibi, bir çok kolları olan uluslar arası bir örgüt haline gelmiştir.  Olayın bu noktaya gelmesinde, Türkiye’nin beceriksizliği, ya da dış güçlerin desteği, ne derseniz deyin, bu günkü mevcut fiili durum karşımıza çıkmıştır.

     PKK terörü maalesef , Cumhuriyet hükümetlerinin yıllarca uygulamış olduğu , farklı kültürleri ve etnisiteleri  görmezden gelme, ya da, yok sayma politikalarının ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

     Her zaman söylüyoruz, bir imparatorluğun bakiyesi olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, farklı ırklara mensup, ama aynı dini değerleri paylaşan topluluklar tarafından kurulmuştur.

     Son günlerde ağzını açan her siyasinin sık sık tekrarladığı gibi, Türk, Kürt, Çerkes, Gürcü, Abaza,  Boşnak Laz vs, daha bir çok farklı etnik unsur, bu ülkenin inşası sırasında, temelin harcını kanlarıyla karmışlardır.

     Bu ülkede yer alan diğer etnik unsurlardan farklı olarak, Kürtlerin  durumu biraz daha özeldir. Birincisi Kürtler Anadolu’nun  otokton, yani yerli bir toplumudur. İkincisi ise sayı olarak kalabalık ve genelde bir arada yaşamaktadırlar.

     Diğer etnik unsurların büyük bir kısmı, imparatorluğun farklı coğrafyalarından, gelip Anadolu’yu vatan tutan unsurlardır. Diğer etnik guruplar bu sebepten Kürtlere göre daha problemsiz gibi bir görünüm çizerler.

     Olayın aslı acaba böyle midir? 

     Hiç sanmıyorum!

     Çerkes, Arnavut, Laz ,Boşnak hiç fark etmez; bu kültürler her ne kadar Türkiye içinde problemsiz gibi görünseler bile, kendi iç yapılarında asimilasyona uğramamak ve dillerini kaybetmemek için çırpınıp durmuşlardır.

     Yıllarca dilleri ve etnik varlıkları görmezden gelindiği için, asimile olmuşlar ve dillerini kaybetmişlerdir. Mensup olduğum için çok iyi biliyorum.  Bu gün Türkiye’de etnik olarak Çerkes asıllı beş milyon civarında insan yaşamaktadır. Bunlar arasında Çerkesçe’yi kaç kişinin konuşabildiğine dair elimizde maalesef hiçbir veri yoktur.

     En iyimser tahminle yüzde beşinin dil konuşabildiğini söylesek 250 bin gibi bir rakam karşımıza çıkar. Ben bu kadar da olduğunu sanmıyorum. Ben doğduğumda (1954) İzmit’in Uzuntarla köyünde ana dil Çerkesçe idi. Çerkesçe bilmeden köyde işinizi göremezdiniz.

     Yıl 2003, Uzuntarla’da Çerkesçe konuşma  artık altmış yaş ve üzerindekilerin eline kalmış. Bu yaşın altında konuşma neredeyse sıfır.

     Diyebilirsiniz ki Çerkesçe bilseniz ne olur, bilmeseniz ne olur. Çerkesçe bu dünyada ne işe yarar. İşte problem de zaten burada başlıyor. Allah’ın yarattığı bir dili küçümseme ve onun değerini ölçme hakkını kendinde görenler bu ülkeye en büyük kötülüğü yapmışlardır.

     Dünyada ,sadece birkaç yüz kişinin bile konuştuğu bir dili ,bir dünya mirası olarak kabul edebilme erdemini gösteremeyenler, büyük devlet olamazlar. Osmanlı’nın büyüklüğü, içinde barındırdığı farklı etnik ve kültürlere gösterdiği saygıdan kaynaklanıyordu.

     Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı  ile etnik köken karıştırılmıştır. Vatandaş olan herkesin, doğuştan gelen etnik kimliğini de inkar etmesi istenmiştir. Bu konuda başarılı da olunmuştur.

     Ben kendim bizzat 27 Mayıs ihtilali sırasında, ilk okul öğrencisi olarak okulda arkadaşımla Çerkesçe konuştuğum için öğretmenden dayak yemiş ve burnu kanamış bir insanım. O çocuk aklımla neden dayak yediğimi anlayamamıştım. Hoş bu gün de hala anlayabilmiş değilim.

     Ben o dayakla birlikte devlet düşmanı olmadım. Hatta tam tersine  okudum, hatta öyle okudum ki; edebiyat öğretmeni oldum. Bu ülkenin çocuklarına dillerini, edebiyatlarını ve gramerlerini öğrettim.

     Benim gibi bir çok insanın maruz kaldığı ayrımcılık, her yerde aynı şekilde karşılık bulmadı. Bazı yerlerde içten içe kin ve nefret tohumları yeşertildi. Bazı çevreler, belki de bilinçli olarak bu ayrımcılığı körüklediler. Diğer etnik unsurların aksine, Kürt halkı hakkında çeşitli fıkralar anlatılarak toplum aşağılandı.

     1984 yılındaki  Eruh baskını ile harekete geçen PKK’nın, teröre baş vurmasının sebeplerini sadece yukarıda anlattığım gerekçelere de  dayandıramayız. En azından Kürt halkının büyük bir kısmının bu eylemlere soğuk durduğunu da bilmemiz gerekir.

     1984 yılında kaale almadığımız, basit bir terör olayı olarak değerlendirdiğimiz PKK, zaman içinde büyüyerek kendisine bir taban oluşturmuştur. Birkaç milyona ulaşan Kürt vatandaşımızın PKK sempatizanı olarak siyasallaşması gözlerimizin önünde gerçekleşmiştir.

     PKK’nın eylemlerini tasvip etmeyen Kürt çoğunluğunun, en azından bazı konularda PKK sempatizanları ile aynı kanaatte olduklarını da söyleyebiliriz.

     PKK’yı silahsızlandırarak barışı ve kardeşliği tesis etme çabaları, gerçekten çok zor bir süreçte yürümektedir. Bu sürecin baltalanması için bütün şer güçleri ortak olarak harekete geçeceklerdir.

     Bu iş için DHKP-C’nin  gönüllü olarak taşeronluğa hazır olduğunu söyleyebiliriz. Adalet bakanlığı ve AKP genel merkezine yapılan saldırılar bunun bir işaretidir.

     Yine tekrar edelim  ki çok zor bir süreci yaşıyoruz. Yukarıda anlattığım eski hataları asla tekrarlamamalıyız.

     Barış sürecini eleştirenler ve Hükümeti ihanetle suçlayanlar, buna karşılık kendileri de bir çözüm önerileri sunmalıdırlar.

     Bu görüşmeleri yürütmek için Oslo’lara gitmenin gereği yoktur. Bin yıldır bir arada yaşayan, tırnakla et misali kaynaşan Türk ve Kürt halkının konuşmak için aracılara ihtiyacı yoktur.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.