ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Bayrak fetişistleri

Mehdi Çetinbaş

29 Nisan 2013 Pazartesi 23:45
  • A
  • A

     Geçtiğimiz gün bir arkadaşın cemiyeti dolayısıyla bir yerde misafir olarak bulunuyordum. Birbirini ilk defa gören insanların bir arada bulunduğu bir ortamdı. Konuşmalar genelde havadan sudan bir şekilde yürürken, doğal olarak konu politikaya geldi.

     Klasik bürokrat görünümlü, yetmişe merdiven dayamış bir beyefendi, hükümete, iktidara, Allah ne verdiyse saydırıyor, ağız dolusu hakaretler savuruyordu. Atatürk’ün Türkiye’sini yobazlar ele geçirdi. Sokaklar peçeli kadından geçilmiyor. Devletin bütün saygın insanları Silivri’de hapse konulmuş, vs.vs.

     En az yirmi kişinin bir arada bulunduğu ortamda, hiç kimse ağzını açıp da karşılık vermiyordu. Oysa orada AK PARTİ’nin Kartal ilçesi kurucularından olduğunu bildiğim bir arkadaş da oturuyordu. Klasik Cumhuriyet bürokratı konuştu da konuştu.

     Biraz nefeslenmek için birkaç saniye durmasından istifade ederek söze girdim. Beyefendinin ne işle uğraştığını sordum. İstanbul SSK müdürlüğünde müdür yardımcısı olarak çalıştığını, AKP iktidara gelince kızağa alındığını kendisinin de 2004 yılında emekliye ayrıldığını söyledi.

     Bakınız beyefendi dedim. On dakikadır susmadan konuştunuz. Halktan yüzde elli oy alan bir iktidara hakaretler yağdırdınız. Tayibe oy veren cahil ve aptallardan bahsettiniz. Ülkede demokrasinin katledildiğini söylediniz. Burada hiç kimsenin size cevap vermemesini belki de destek anlamında yorumlayarak yanlış intibalara kapıldınız.

     Bürokrat olarak önemli bir görevde bulundunuz. Eminim ki siz de o göreve gelirken o makamda oturan birinin yerine geldiniz. Muhtemeldir ki o makama liyakatiniz sebebiyle değil, eski SSK genel müdürü , şimdinin de genel başkanı Sayın Kılıçtaroğlu sayesinde geldiniz. Siyasi iradeyi kullanarak makam kapan bürokratın gidişi de yine siyasi irade ile olur. Bunun yadırganacak bir yeri yoktur.

     Bu sizin gibilerin halkı tanımamasının bir sonucu . Bu halk kibar ve nazik insanlardan oluşuyor. Hani bir atasözü var “deliye isterse şapkanı ver de geç”. Bu halk sizin gibi samimiyetsiz insanlara oyunu değil ,sadece şapkasını veriyor. Sizinle münakaşa etmeyi ve cedelleşmeyi gereksiz enerji israfı olarak görüyor. Halk sandığa gidince cevabını veriyor dedim.

     Herkes benim konuşmamı bekliyormuş. Zavallı adamcağız, söylediğine ve söyleyeceğine pişman oldu. Bu sefer de susturamadığımız bir siyasi tartışmaya sebep olmanın sıkıntısıyla, güç bela konuyu toparlamak zorunda kaldık.

     Bu günkü muhalefet de aynı şekilde davranıyor. Kavga istemeyen, demokrasiyi sandık rejimi olarak gören sessiz çoğunluk, kavga istemediği için sokak eylemlerinden uzak duruyor.

     Akil insanların vilayetlere yaptığı ziyaretleri protesto eden, sayıları elli altmış kişiyi geçmeyen gurupları , bir takım basın  kuruluşlarının manşete çekmesi ,sanki bu sürece desteğin olmadığı anlamına mı geliyor?

     Neye karşı gösteri yaptığını bilmeyen insanlar topluluğunu görünce, gerçekten de çok üzülüyorum. Eline verilen bayrağı sallayarak protestolara katılan bir tanıdığıma bu samimiyetsiz davranışını hatırlattım. Sırf Tayyip Erdoğan karşıtlığı için böyle bir çarpıtmaya alet olmasına şaşırdığımı ifade ettim.

     Benimle şiddetli bir tartışmaya girince, ben de silahımı ateşleyip can alıcı sorumu sordum. Sorarım sana hangi bayramda evinin penceresine bayrak astın. Daha da kestirmesi ,bana evinden bir bayrak alıp da getirebilir misin.Getiremeyeceğini biliyordum.Zira evinde bayrak olmadığını biliyordum.

     Oysa ben her bayramda evine bayrak asan,bayrak sevgisini kendimce yerine getiren biri olarak, bunu başkalarının bayrak sevgisini ölçmek için bir araç olarak görmedim. Kimi unutkanlıktan,kimi şekilcilik olarak gördüğü için, evine bayrak asmayabilir. Kanunen de vatandaşın evine bayrak asmasını gerektiren bir husus da yok.

     Elinizdeki bayrakları sallayarak, rengini benim dedemin de aralarında bulunduğu şehitlerin kanından alan bayrağı istismar etme hakkını hiç kimse size vermemiştir.

     Bu tür ortak kutsal değerleri, gelişi güzel kullanıldığınızda farkında olmadan yıpratırsınız. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Mamak hapishanesi hatıralarını anlatırken; “ İnanır mısınız orada İstiklal marşı okumaktan nefret eder hale gelmiştim. Gece yarısı koğuşa giren bir onbaşı; koğuş kalk talimatı verir, herkesi hazır ola geçirip istiklal marşı okumaya zorlardı. İtiraz edenler feci şekilde dövülürdü

     Allah aşkına; akil insanlar heyetinin eline bayrak vererek sallamasını isteyen insanlar hangi ülkede yaşıyorlar. Tarhan Erdem, kendisine verilmek istenen bayrağı almamış ve bu davranışı kendisine yapılan bir hakaret olarak algıladığını söyleyerek önemli  bir mesaj vermiştir.

     Çözüm sürecini ihanet olarak algılayanlara ve halka böyle anlatanlara pes demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Sorarım burada nasıl bir kayıp var? Diyelim ki terör örgütü silahları bırakmadı ileride yeniden saldırıya geçti.

     El insaf derim. Zaten üç ay önce savaşmıyor muyduk! Savaşı başlatmak çok mu zor. Nerede kalmıştık diyerek Kandil dağının kayalıklarını bombalamak çok mu zor. Onlar karakol basar, İran’dan, Suriye’den bol bol silahlar alarak yeni terör eylemlerine doğru yol alırlar. Bu kısır döngü böylece sürüp gider. Terör dolayısıyla güvenliksiz hale gelen sınırlardan her türlü kaçakçılık rahatça yapılır ve birileri de bundan nemalanır.

     Otuz küsur yıldır devam eden PKK terörünü büyütüp canavar haline getirenlerin bir kısmı, bu gün Silivri’de yatmaktadır. Devletin gerçek gücünü kırarak, halkı “cambaza bak” metodu ile yönetmeye alışanlar, PKK’yı başımıza musallat etmişlerdir. Akılları sıra şişenin içinde tutarak yönetmeye çalıştıkları cin, şişeden çıkarak zapt edilemez hale gelmiştir.

     Ulus devlet uygulamasının en acımasız şeklini uygulayarak ,dünyada benzeri görülmemiş bir asimilasyon politikası uygulayanların bu hale gelmemizde hiç mi suçu yoktur? Problemleri her zaman görmezden gelip,halının altına süpürerek  etrafı temiz ve güllük gülistanlık olarak gösterenler,yolun sonuna gelmişlerdir.

     Doksan yılın birikmiş problemlerini çözmek için cesur adımlar atan AKP yönetimi, arı kovanına çomak sokmuştur. Yıllardır bırakın konuşmayı, kendi zihnimizde bile tartışmaya cesaret edemediğimiz konuları, bu gün cesaretle tartışıyorsak unutmayın ki bu AKP sayesinde olmuştur.

     Üç aydır bu ülkede kan akmıyor. Evladı askerde olan anneler,  çözüm sürecindeki çabaları içinTayyip Erdoğan’a her gün dua ediyorlar.

     Sürekli olarak geçmişte hayatını kaybeden insanların ailelerinin intikam duygularını körükleyerek oy devşirmeye çalışan insanları gördükçe de açıkçası tiksiniyorum.

     En sevdiği varlıklardan biri olan, amcası HZ Hamza’yı şehit eden bir köleyle aynı ortamda yaşamaya tahammül eden bir peygamberin ümmeti olarak, adını barıştan alan bir dine mensup insanlar olarak barış kavramından böylesine korkmak bizlere yakışmıyor.

     Üç aydır kesilen ve akmayan kanın hatırına, ne olur şu ilerleyen sürece saygı duyalım. Altı aylığına şu savaş baltalarını toprağa gömelim.

     Eğer olumsuz bir şey ortaya çıkarsa söz, ben de sizinle birlikte olacağım. 

YORUM YAZ
TOPLAM 2 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - misafir:01 Mayıs 2013, Çarşamba 11:33

  • - cevap bekliyorum:30 Nisan 2013, Salı 20:39

    aponun yaptıklarına çanak tutanların fetişisti mi olalım?