ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Başbakan'a bu nefret neden?

Mehdi Çetinbaş

18 Temmuz 2013 Perşembe 18:07
  • A
  • A

Siyasi fikirlerimizin uyuşmadığı yakın bir dostumla samimi bir sohbete daldık. Konumuz elbette siyasetti. Her türlü ön yargıdan uzak bir tartışma ortamında sordum.

- Tayyip Erdoğan’dan gerçekten de nefret mi ediyorsun?

- Hem de ölesiye nefret ediyorum. Ekranda gördüğüm anda kanal değiştiriyorum.

- Peki, bu kadar nefret etmen için Tayyip Erdoğan ne yapmış olabilir?

- Sana samimi olarak itirafta bulunayım; neden nefret ettiğimi bilmiyorum ama gerçekten de görmeye dayanamıyorum. Konuşması, ses tonu, yürüyüşü, kısacası  her hareketi bana batıyor.

Arkadaşım fanatik olmasa da, klasik olarak sol düşünceye mensup biri. "Başlangıçta bu kadar değildi ama, son zamanlarda nefretim gittikçe arttı” diye ilave ediyor.

Konuşmamız sırasında başbakanın yaptığı bazı başarılı işleri de takdir ettiğini söylemekten geri kalmıyor; ancak yine de nefret söylemine devam ediyor.

Bu konuşmanın ardından kendi kendime uzun süre düşündüm. Aynı başbakan için milyonlar meydana dökülerek neredeyse uğrunda ölümü göze alacak derecede sevgi gösterisinde bulunuyorlar.

Bir yanda ölümüne bağlılık,diğer yanda ise, ölümüne nefret.  Birbirine zıt bu iki duygunun oluşmasına sebep olan ortam acaba ne olabilir?

Ben bunu açıklamada zorlanmakla birlikte, yine kendimce makul gerekçeler bulmaya çalışıyorum.

Sevenler açısından baktığımızda, burada birden fazla kategori görebiliriz. Ölümüne seven kesim; inancından dolayı yıllarca horlanmış, dışlanmış, itilmiş kakılmış  bir kesim ki, bunların sevgileri tamamen karşılıksız bir sevgidir. Bu kesim kazanılan seçim zaferi ile motive olabilen basit bir halk kesimidir.

Diğer bir kesim ise, ideolojik saplantıdan uzak, yapılan işleri görüp takdir ederek oy kullanan kesimdir. Otoyolları, metroyu, metrobüsü, havayollarını, hastane hizmetlerini ve daha birçok hizmeti görerek takdir hislerin ortaya koyan kesimdir ki; bu kesim hiç de azımsanmayacak kadar çoktur

Diğer bir kesim ,laik ve liberallerin bir kısmıdır. Serbest ekonomi içerisinde düzeni bozulmamış, ideolojik saplantıları olmadığı için kısır iç politika tartışmalarına bulaşmayan ve ekonomik göstergelerle başarılı bulduğu yönetimi destekleyen kesimdir. Bunlara farklı nedenlerle katabileceğimiz başka küçük guruplar da olabilir.

Gelelim nefret edenlere:

Bunların elbette kahir ekseriyeti ideolojik takıntıları yüzünden Başbakandan nefret ederler. Bu kesim için yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Başbakan mucize gösterse yine de karşı çıkılabilecek bir şeyler bulurlar.

Bir de başbakandan sebepsiz olarak nefret eden bir gurup var ki, son zamanlarda azımsanmayacak bir orana ulaştıkları söylenebilir. Gerçeği söylemek gerekirse, bu kesim AK Parti iktidarında reşit olmuş ve dünyayı algılamaya başlamış bir kesimdir.

Bu kesim geçmişten habersizdir. İlgi de duymaz.Tamamen tüketim üzerine yetişmiş bir toplumdur. O, Kadıköy’den Avcılara gitmenin eskiden bir gün sürdüğünü bilmez.Çünkü, metrobüse binerek bir saatte gitmeye alışmıştır.

Aksaray’da yüzlerce metre uzayan minibüse binme kuyruklarını anlattığında masal zanneder. Çünkü Aksaray’dan her yere metroyla dakikalarla ifade edilebilecek bir sürede gitmeye alışmıştır.

Bu kesim, dünyayı algılamaya başladığı andan itibaren, başbakan olarak Tayyip Erdoğan’ı Ulaştırma bakanı olarak Binali Yıldırımı, Büyükşehir belediye başkanı olarak Kadir Topbaş’ı görmüştür. İktidar olarak sadece Ak partiyi tanımıştır.Onun  dışında geçmişle bir kıyaslama yapma imkanına da sahip değillerdir.

Bu kesim için, Başbakan’dan nefret sebebi olarak, günümüzün moda tabiriyle “yüz eskimesi” gösterilebilir. Her şeyi çok çabuk tüketmeye alışan yeni nesil için, on bir yılı aşkın süredir iktidarda bulunan Başbakan eskimiştir.

Oysa Başbakan bu gerçeği bilerek, partisi kurulurken, üç dönemden fazla görevde kalmayı yasaklayan bir maddeyi parti programına koydurmuştur. Oysa Devlet Bahçeli’nin başkanlığı Erdoğan’dan daha eskidir. Marjinal partilerin başkanları, örneğin Doğu Perinçek neredeyse kırk yıldır parti başkanıdır.

Bunların dışında, kırk yıldır aynı görevde bulunan birçok sivil toplum kuruluşu lideri ve sendika başkanları mevcuttur.

Anlaşılan odur ki, Başbakan’ın koymuş olduğu üç dönem şartı bile bu kesim için fazla gelmektedir.

Muhalefette pek fazla göze batmayan yüz eskimesi, iktidar için dezavantaj olmaktadır. Tayyip Erdoğan  iktidarına karşı olan güçler, onun bu kadar süre iktidarda kalacağını hesaplamadıkları için fena halde yanılmışlardır.

İlk icraatlarını CHP’ye yeni bir yüz bularak yapan güçler, Kılıçtaroğlun’dan da istenilen verimi alamamışlardır.

Ak Partinin ciddi ciddi 2023 projelerini dillendirmeye başlaması, 2014 yılında Tayyip Erdoğan’ın köşke çıkma ihtimali, malum sermaye çevrelerini harekete geçirmiştir.

Başlangıçta nasıl olsa güç bizde; istediğimiz zaman alaşağı ederiz diyerek kendisine yol verilen Ak Parti, sanılanın aksine çetin ceviz çıkarak bütün hesapları bozmuştur.

Günümüz dünyasında, bağımsızlık kavramı tanım değiştirmiştir. Ekonomik özgürlüğünüz ne kadar ileri ise, faiz lobilerine karşı ne kadar direnebiliyorsanız, o kadar özgürsünüz demektir.

Geçmişte esamisi bile okunmayan Türkiye, bu gün dünya gündeminin manşetlerinde yer alıyorsa, mutlaka birilerinin nasırına basmış demektir.

Büyük bir değişim ve dönüşüm yaşıyoruz. Türkiye girdiği bu uzun soluklu mücadelede kaybetme lüksüne sahip değildir.

Kaybedersek yeniden deneme gibi bir şansımız olacağını düşünmüyorum.   

YORUM YAZ
TOPLAM 2 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - ahmet koru:20 Temmuz 2013, Cumartesi 16:05

  • - N.A..:20 Temmuz 2013, Cumartesi 01:33