ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Barışa peygamber metodu

Mehdi Çetinbaş

07 Şubat 2013 Perşembe 08:05
  • A
  • A

Barış yapmak çok zordur. Oysa kavga bir kıvılcımla parlar üfledikçe de büyür. Dünya üzerinde yaşanan büyük savaşların zahiri sebepleri çok basit nedenlere dayanır.

Tarih kitaplarında hep okutulur, Birinci Dünya Savaşı’nın nedeni alarak, Avusturya veliahdı Arşidük Ferdinand’ın Sırplı bir genç tarafından öldürülmesi olarak gösterilir. Milyonlarca insanın kanına mal olan ve bütün dünyayı yangın yerine çeviren bu savaşın bitirilmesi çok zor olmuştur.

Dünyanın birçok yerinde yaşanan savaşlarda milyonlarca insan hayatını kaybetmektedir. Anlaşılan savaş, bir anlamda da hayatın gerçeğidir.

Bu yazıyı okuyanlar, bizi savaş karşıtı, çevreci, vicdani retçi gibi ithamlarla yaftalayabilirler. Peşinen belirtmeliyim ki bizim bu tür oluşumlarla uzak ya da yakın bir ilintimiz yoktur.

Savaş, bütün kötülüğüne ve korkunçluğuna rağmen, şayet kaçınılmazsa, buna en önde gidenler arasında olabileceğimizi ifade edebiliriz.

Bizler Müslüman olarak, savaşın hangi şartlarda ve gerekçelerde yapılacağını ayetlerden ve peygamberimizin hadislerinden öğrenerek hareket ederiz. Zorlanmadıkça, saldırıya maruz kalmadıkça Müslüman asla saldırgan olan taraf değildir.

“Ve sizinle savaşanlarla (sizi öldürenlerle), Allah'ın yolunda savaşın (siz de öldürün) ve aşırı gitmeyin. Muhakkak ki Allah, aşırı gidenleri (haddi aşanları) sevmez (Bakara-190)”

“Öyleyse Allah'ın yolunda cihat et. Sen kendi nefsinden başkası ile sorumlu tutulmazsın. Ve mü'minleri teşvik et. Umulur ki Allah, o kâfirlerin kuvvet ve saldırısını (üzerinizden) çeker. Ve Allah, güç olarak daha güçlü ve cezası daha şiddetlidir. (Nisa-84)”

“Yeminlerini bozan, Peygamber'i yurdundan çıkarmaya azmeden ve üstelik ilk önce size saldırmaya başlayanlara karşı savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz her şeyden önce Allahtan korkmalısınız. (Tevbe 13)”

Örnek olarak aldığımız yukarıdaki ayetlerle birlikte Kur’an-ı Kerimde yaklaşık olarak altmış civarında savaştan bahseden ayet vardır. Bu ayetleri çıplak olarak almadığımızda, önünü ve ardındaki ayetle birlikte değerlendirdiğimizde, hiçbir ayette Müslümanlar savaşı çıkaranlar değildirler.

İslam kelimesinin mastarı se-le-me barış manasına gelmektedir.

Cihat kavramını öne sürerek, İslam’ı bir savaş dini olarak tanıtmak ya da yansıtmak büyük bir haksızlıktır. İslam, Arapça bir söz olarak se-le-me kökünden(mastar) gelir. Anlamı ise barıştır. Selam vermek de buradan gelir. Bir insana selam vermenin anlamı da şudur. ”Ey karşımdaki kişi, benden korkma! Emin ol! Benden sana bir kötülük gelmez.” 

Aynı kelimeden türeyen İslam, teslim olan anlamındadır. İslam olan bir kişi teslimdir; yani Allaha teslim olmuştur. Allah’a teslim olandan, kime bir zarar gelebilir

Bu kadar girizgâhı yapmamızın sebebi, açıkça söylemek gerekirse, yanlış anlaşılma korkusudur. Ülkemizde otuz senedir yaşadığımız terör belasının, giderek neredeyse halk tabanı olan, savaş olarak adlandırılacak bir yapıya dönüşme tehlikesidir.

Sayısı on binleri bulan insanların silahlanarak otoriteye karşı gelmelerini, terör diyerek kestirip atmak işin en kolay boyutudur. Bu terörün yeşermesine zemin hazırlayan ortamı hazırlayanların hiç mi günahı yoktur.

Başlangıçta, etnik kimliğini, kültürel varlığını ve dilini kabul ettirme gibi haklı nedenlere dayanan Kürt sivil toplum örgütlerinin çabaları ısrarla görmezden gelinmiş, hatta yok farz edilmiştir.

Sivil yollarla çözülemeyen problemler, bizleri PKK gibi bir canavarla yüz yüze getirmiştir. Otuz senedir durmadan akan kan, aldığı canların yanı sıra, ülkemizi ekonomik yönden de zayıflatarak geri bıraktırmıştır.

Ordumuz silahlı örgüte karşı otuz yılı aşkındır mücadele yürütmüş, sekiz bin civarındaki vatan evladını şehit olarak toprağın bağrına vermiştir.

Terörü bitirme noktasında herkes konuşmasına dikkat etmeli, tahriklerden kaçınmalıyız.

Burada maksadımız terör örgütünün geçmişi ile ilgili bilgi vermek değildir. Bu konu güncel olduğu için, aşağı yukarı herkesin örgütle ilgili bir fikri vardır.

Terörü bitirme konusunda çözüm önerileri sunmaya çalışanlar, çeşitli şekillerde baskı altına alınarak işlevsiz hale getirilmişlerdir. Ya da bazıları esrarengiz şekilde çeşitli kazalarda şüpheli ölümlerle hayatlarını kaybetmişlerdir.

Şu anda Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın inisiyatifiyle başlatılan terörü bitirme çabaları, bir çok odağı rahatsız etmişe benziyor.

Bu görüşmelere karşı çıkanların kullandığı en güçlü argüman, ” bunca şehidin kanı yerde mi kalacak” söylemidir. Dışarıdan bakınca haklı gibi görünen bu söylem, ardından yeni ölümlere de davet çıkartan bir söylemdir.

PKK ile anlaşma yapılarak terör sona erdirilirse,”şehit yakınları ve ailelerinin yüzüne nasıl bakarız” söylemi de çok doğru değildir. Ölen insanı elbette geri getirmek mümkün değildir, ancak yeni ölümlerin önüne geçebiliriz.

PKK ile yapılan anlaşma sonucunda, elbette bazıları için taviz olarak nitelenen, hoşa gitmeyen sonuçlar da olacaktır.

Peygamberimiz, Uhut Savaşı’nda amcası Hazreti Hamza’yı  şehit eden Vahşi’yi, Mekke’nin fethinden sonra sırf Müslüman olduğu için affetmemiş miydi.  Buradan çıkan sonuç; Müslüman her halükarda af edici olmalıdır.

Ne demişti Peygamberimiz Vahşi’ye,”Seni affediyorum ama bir şatla: Gözümün önünde olup bana amcamın acısını hatırlatma. Buralardan uzaklaş!

Milletçe bizim yapmamız gereken de peygamber metodudur.

Terör örgütü silahlarını bırakarak ülke dışına çıkıp gözlerimizden uzak olsun.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.