ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Balyoz'u Sulandırmayalım

Mehdi Çetinbaş

18 Şubat 2011 Cuma 23:34
  • A
  • A
Uzun zamandır Ergenekon davası konusunda yazı yazmadım. Bu davayla paralel olarak yürüyen “Balyoz” davası ,geçen hafta çok önemli olaylara sahne oldu. 118’i muvazzaf, 48’i emekli olmak üzere toplam 163 askeri personel için tutuklama kararı çıktı.

Hakkında tutuklama kararı verilen askeri personelden, 56 tanesi generallik rütbesinde bulunuyor. İşi daha da ilginç kılan ise, bu generallerden 28 tanesi halen görevde bulunuyor. Tutuklanan general sayısı TSK’daki generallerin yüzde onunu oluşturuyor.

Askerlere yöneltilen darbeye teşebbüs suçlaması ,doğal olarak kamuoyunda geniş yankılara sebep oldu. Meşruiyet anlayışı ,halktan alınan icazete dayanmayan çevreler,doğal olarak TSK’yı geçmişte olduğu gibi, vesayet rejiminin payandası olarak görme özlemi içinde yanıp tutuşuyorlar.

Balyoz davası, ülke demokrasimiz açısından bir dönüm noktasıdır. Bu davada yargılanan sanıkların, kahir ekseriyetinin suçlu olmadığı noktasında kanaat taşıdığımı ifade etmek istiyorum. Son derece sert bir disiplin anlayışının hakim olduğu TSK’da, generaller tarafından verilen emirlerin, astlar tarafından uygulanmama ihtimalinin olup olmadığını takdirlerinize sunuyorum.

Bu durumun böyle olması ,yani emirle bu toplantılara katılan, ya da raporlar hazırlayan askerlerin suçsuz olduğu sonucunu getirir mi? Elbette ki hayır! Bu toplantılarda emir alarak görev yapan subayların yargılanması ve cezaya çarptırılması, gelecekte bu tür olayların yaşanmamasının bir teminatı olacaktır.

Balyoz davası sanık avukatlarının, hatta eşlerinin televizyon ekranlarında pişkin pişkin savunmalarını dayandırdıkları delilleri dinliyorum. Resmen bu milletle dalga geçiyorlar. 2002 ve 2003 yılı şartlarını hiç dikkate almadan, bugünün koşullarıyla akılları sıra savunma yapıyorlar.Neymiş efendim iki yüz kişi bir salona toplanıp darbe konuşur muymuş? Bunu söyleyenler o tarihlerde işin zıvanadan çıktığını ne çabuk unutuyorlar.

28 Şubat sürecindeki TSK’nın tutumunu unutabilir miyiz?

Seçimle iktidara gelmiş bir hükümeti tehdit ederek istifaya zorlayanlar, belediye başkanlarını halkın içinde azarlayanlar, seçilmiş Cumhurbaşkanını (Baş komutan) protesto ederek yemin merasimine gitmeyenler sanki bu ordunun mensupları değil. Çok değil, daha geçen Cumhuriyet bayramında; Cumhurbaşkanı’nın resepsiyonunu boykot edip alternatif kutlama yapanlar bunlar değil. Geçmişi ne çabuk unutuyoruz!

Balyoz davası sanıkları, bal gibi darbe için zemin oluşturacak toplantılar organize etmişlerdir. Bu çalışmaları kendi içlerinde kapalı devre olarak yürütmüşlerdir. Tabandan başlayarak, tepe noktayı harekete geçirmek için yaptıkları çabalar sonuç vermeyince, uykuya yatmışlardır. Hilmi Özkök başta olmak üzere; İlker Başbuğ paşalar bu darbe teşebbüsünü inkar etmemişlerdir. Yapılan bazı haberlere anında tepki veren Genelkurmay, Balyoz konusunda suskun kalmıştır. Bu durum bile, başlı başına darbe teşebbüsü için bir delil sayılır.

TSK mensupları, geçmişte işledikleri anayasa ihlali suçlarından dolayı hiçbir şekilde, bırakın yargılanmayı , takibata bile uğramamışlardır. Bir sivil toplum kuruluşunun Sincan’da tertip ettiği “Kudüs Gecesi”ni bahane ederek tankları yürüten ve hükümete “balans ayarı” çeken Çevik Bir’i ne çabuk unuttuk. 28 Şubat sırasında Sultanbeyli’de 2. Zırhlı Tümen komutanı olan Doğu Silahçıoğlu’nu nasıl unuturuz. Sırf Sultanbeyli Belediye Başkanı’na nispet olsun diyerek, Sultanbeyli trafiğinin içine edecek şekilde, kafasına göre caddenin ortasına Atatürk heykeli diken, bugün bile trafiği aksatan bu adamı nasıl unuturuz.

Dünyanın hiçbir yerinde olmadığı şekilde devlet protokolüne giren TSK, uluslararası pozisyonlarda bizi hep zor durumlarda bırakmıştır. Darbe anayasaları ile kendine özel bir statü yaratan TSK, bağlı olması gereken Milli Savunma Bakanlığı’ndan bile önde yer alan protokolü ile uluslararası arenada bir ayıbımız olarak durmaktadır. Türkiye’deki protokolü esas olarak kabul eden Genelkurmay, NATO toplantılarına bakan ile birlikte katılmamaktadır. Şayet katılırsa, Genelkurmay Başkanımız burada, Savunma Bakanımız’ın arkasında kalacaktır. Bu kadar ayrıntılarda boğulan bir ordunun, yapısal bir değişime uğraması zorunlu bir duruma gelmiştir.

Bugün ülkemizde yaşananlar, demokrasiyle yönetilen ülkeler için normal bir hal iken, bizim ülkemizde nedense anormal olarak kabul edilmiştir. Bu ülkede, geçmişte dokunulmazlıkları olan milletvekilleri , bakanlar, banka ve holding sahipleri, tutuklanarak yargılanabilmiştir. Konu nedense askerlere gelince ortada büyük yaygaralar kopartılmaktadır. Geçmişte Türkiye’nin her alanıyla ilgili çalışma yapan, hükümetleri baypas ederek fiili durumlar yaratanların, bu gün kopardıkları yaygaraların bir anlamı yoktur.

TSK, ülkemizdeki en büyük holdinglerden birinin sahibidir. OYAK, çeşitli işletmeleri ile emekli generallerin önemli bir iş kapısıdır. Ordumuzun geçmişte Türkiye sermaye çevrelerini baskı altına alarak, haksız kazançlar elde edilmesine vesile olduğunu unutmamalıyız. Gazetelerde çarşaf çarşaf isim listeleri yayınlatarak, bazı ticari işletmelerin baskı altına alınmasını unutmuyoruz. Yine bu baskıdan kurtulmak için Mehmetçik Vakfı’na, o günün şartlarında anormal sayılabilecek bağışlar yapmaya zorlanan muhafazakar Türk işletmelerini de unutmuyoruz.

Tutuklama olaylarında abartıya kaçıldığı hususuna biz de katılıyoruz

Bütün bu yaşanan hadiseler, zayıf ve iradesiz iktidarlar döneminde olmuştur. Milletten yetki alan siyasiler, asker baskısına karşı direnememiş ve emaneti koruyamamışlardır. AKP iktidarına karşı yapılan yıldırma kampanyalarının , geçmişte yaşananlardan daha aşağı olduğunu söyleyemeyiz. Aradaki tek fark, AKP, askerin yasa dışı müdahalelerine karşı direnmiş ve sonunda kazanmıştır. Nihayetinde hem keser, hem de sap tamamen ters dönmüştür.

Ergenekon ve Balyoz davaları iç içe geçmiş grift davalardır. Bu davaların görülmesi ve delillerin toplanması sırasında, istem dışı büyük haksızlıkların yapılması kuvvetle muhtemeldir. Bu kadar çok sanıklı davalarda, delillerin incelenmesi ve suçsuzların ayıklanması son derece zordur.

Tutuklama ve gözaltına alma olaylarının icra edilmesi sırasında, abartıya kaçıldığı konusunda bizim de ciddi kuşkularımız var. Balyoz ve Ergenekon gibi son derece ciddi davaların seyrini sabote etmek isteyen güçlerin, akla hayale gelmeyen düzenlerin peşinde olduklarını tahmin ediyorum.

En son yapılan ODA TV baskınının mantığını anlamak mümkün değil . Soner Yalçın tarafından kurulup işletilen bir internet sitesini , bu derece ciddiye alarak baskınla aramanın hiçbir mantığı yoktur. Bu tür olaylar, bu davanın ciddiyetini sulandırmaktan öteye geçmez.

Ergenekon davasında yargılanan insanların suçluluğuna inanmama hakkının da demokrasi icabı olduğunu hatırımızdan çıkarmamalıyız. Yargılanan sanıklara destek çıkan ve onların suçluluğuna inanmayan insanlarla ancak fikri planda mücadele edebiliriz. Olayı bu kapsamda ele aldığımızda; ODA TV adlı internet sitesinin basılması ve görevlilerinin gözetim altına alınması yanlıştır.

Yargı baltası bizden yana kesiyor diye yapılan haksızlıkları savunamayız

Geçmiş dönemlerde mağdur olmuş, haksız yere suçlanmış, baskılara maruz kalmış çevrelerin, içten içe intikam duygularının karıştığı, ya da karışması muhtemel olayları da çok iyi etüt etmeliyiz. Geçmişte bunlar bize yaptı, şimdi sıra bizde mantığı ilkel bir mantıktır. Hükümet çevreleri bu konuda çok dikkatli olmak zorundadırlar.

Ergenekon olarak tabir edilen oluşum ve buna bağlantılı olarak gelişen Balyoz davası; çok fazla dallanıp budaklandırılmıştır. İçinde sivil ve askerin birlikte darbe planladıkları aşikar olan bu oluşumlarda, maalesef at izi ile it izi birbirine karıştırılmaya başlanmıştır. Bu konuda sanık çevrelerinin de bilinçli bir çalışması mevcuttur. Olur olmaz her ihbarı ciddiye alan savcılık ,bu işin daha da sulanmasına çanak tutmaktadır.

Geçmişte Doğan Medya Grubu’na sızdırılan belgeler, bugün farklı çevrelere servis edilmektedir. Bu gün için kamu oyu tarafından dikkate ve ciddiye alınan bu belgeler , sulandırma işlemi devam ederse, belli bir süre sonra ciddiyetini kaybedecektir. Geçmişte maniple edilen haberlerden şikayetçi olanlar, bugün aynı işi yaptıklarının acaba farkında mıdırlar?

Türkiye’nin demokratikleşme yolunda elde ettiği kazanımlar, azımsanamayacak orandadır. Birileri bu kazanımları sabote etmek için harekete geçmişlerdir . Ergenekon ve Balyoz hızla sulandırılmaktadır. Bu konuda kesinlikle oyuna gelinmemelidir.

Yargı baltası bizden yana kesiyor diyerek, yapılan haksızlıklara alkış tutarsak, verilen demokrasi mücadelesini gelecek nesillere anlatırken yüzümüz kızarmaz mı?
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.