ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Balkanlarda Tarihe Yolculuk

Mehdi Çetinbaş

30 Nisan 2014 Çarşamba 11:33
  • A
  • A

Epey zamandır yazamadım. Uzun bir Balkan turundaydım. Bizzat

organize ettiğim, seçkin bir gurupla birlikte yaptığımız bu kültür turu,

beni ister istemez geçmişe götürdü.

Türkiye’nin iç politik çekişmelerinden uzaklaşarak, ama Balkanların

gözünden Türkiye politikasını ve balkan insanının bakış açısını

yansıtarak birkaç seri yazı yazmak istiyorum.

----------------------------------------------------------------

Çalıştığım şirketler topluluğunun bünyesinde bulunan atıl bir

turizm firmasını harekete geçirmekle işe koyuldum. Arkadaşlarımın da

desteği ile MECRA TUR’u yeniden aktif hale getirdik.

İlk faaliyet olarak Balkan coğrafyasına bir otobüs seyahati

gerçekleştirmek istedik. Karşımıza çıkan ilk engel Şengen vizesi oldu.

Geçmek zorunda olduğumuz ülkelerden hem Yunanistan, hem de

Bulgaristan Şengen vizesi istiyordu.

Elli kişilik bir otobüse yüz civarında talep oldu. Müracaat sırasına

göre liste oluşturduk. Yeşil pasaport dışındakilere vize gerekiyordu.

Yunan Konsolosluğundan vize almak için işe koyulduk.

İşte burada kabir azabı başladı. Yeşil pasaportum olmadığı için

emekli belgem ve üzerime kayıtlı olan annemden ve babamdan intikal

eden bütün hisseli tapuların da içinde bulunduğu kalın bir dosya

hazırladım.

Eş dosttan aldığım borç ile banka hesabında da yüklü bir para

gösterdim. Eşim ile birlikte başvurumuzu yaptık. Evraklar benim

üzerimden yürümesine rağmen bana bir ay, eşime iki ay vize verdiler.

Hiçbir mantık ölçüsüne sığmayan vize redleri ile birlikte gurubumuzu

oluşturmaya muvaffak olduk.

YUNANİSTAN

Konsolosluktan yenen vetolara rağmen yedekleri devreye sokarak

zar zor da olsa 46 kişilik bir gurupla yola koyulduk. Vizede yaşadığımız

keyfiliklere karşın sınırlarda en ufak bir zorluk yaşamadık.

Ne Türkiye çıkışı, ne de Yunanistan girişinde aramaya tabi tutulduk.

Otobüsümüzün içine girip bakan kimse olmadı. İstesek Yunanistan’a

beş on mülteci bile sokabilirdik.

Sabah namazını İpsala Gümrüğü mescidinde kılıp Yunanistan’a

ayak bastık. Gümülcine’ye vardığımızda gün ağarmaya başlamıştı.

Burada Selanik’e kadar bize rehberlik edecek olan Eray’ı aldık.

Eray, Selanik Üniversitesinde öğrenim gören Gümülcine’li bir Türk

genci. Paskalya yortusu sebebiyle tatil için Gümülcine’deydi.

Sağ tarafımızda sislerle kaplı Rodop dağlarını izleyerek ilerlemeye

başladık. Rodop eteklerinde , sağımızda ve solumuzda bereketli Batı

Trakya ovası uzanıyor. Rodop’ların arka taraflarında Bulgaristan

toprakları Kırcaali, Filibe gibi şehirler var. Dönüşte oraları da

göreceğiz.

Benim şehir isimlerini Gümülcine, İskeçe gibi söylediğime

bakmayın; Gümülcine (Komotini), İskeçe (Xanthi), Dedeağaç

(Alexandrapoli) olmuş. Her nasıl olmuşsa Kavala ve Dimetoka

değişmemiş. Selanik ismi, Tsalaniki yazılsa da yine anlaşılıyor.

Kavala’ya on beş kilometre kala, kahvaltı için rehberimiz Eray bizi

bir dinlenme tesisine sokuyor. Tesisin camları Türk turizm firmalarının

stickerleri ile dolu.

Tesis sahibesi Anastasya hanımın dedeleri 1920’lerde Nevşehir’den

göçmüş. Güzel bir Türkçe ve güler yüzle bizi karşılıyor.

Kahvaltının ardından yola çıkıyoruz kısa bir süre sonra Kavala’dayız.

Kavala gerçekten de güzel bir şehir. Ege kıyısında kurulmuş şirin bir

kasaba. Kıyıya yakın üzerinde yerleşim bulunan küçük adacıklarıyla

sevimli bir yer. Burada kısa bir fotoğraf molasından sonra hareket

ediyoruz.

Hedef Selanik; önce Atatürk’ün doğduğu evi ziyaret edeceğiz.

Burada bizi daha önceden randevulaştığımız Konsolos muavini Seçil

Zeynep Doğan hanımefendi bekliyor.

Selanik uzaktan göründü. Kaptanımız Bertan Bey bize sürpriz

Arabanın içinde hepimizi duygulandıran bir parça çalıyor.

Çalın davulları çaydan aşağıya Amman amman

Mezarımı kazın (Bre dostlar) belden aşağıya

Koyun sularımı kazan dolunca Amman Amman

Amman ölüm zalım ölüm üç gün ara ver.

Al başımdan bu sevdayı götür yara ver

Selanik içinde Selam okunur Amman Amman

Selamın sedası (Bre dostlar ) Cana dokunur

Gelin olanlara kına yakılır Amman amman

Amman ölüm zalım ölüm üç gün ara ver.

Al başımdan bu sevdayı götür yara ver

Hepimiz duygulanıyoruz bu duygular eşliğinde Selanik’e giriyoruz.

Atatürk’ün doğduğu evin bahçesi aynı zamanda Türk Konsolosluğu .

Seçil Hanım bize mükemmel bir ev sahipliği yapıyor. Ayrıca konsolos

katiplerinden Osman bey bize rehberlik yapıyor.

Atatürkün evini ziyaretten sonra çeşitli yerleri de ziyaret ediyoruz.

Osman Bey’in rehberliğinde Selanik kalesine çıkıyoruz.

İşin gerçeğini söylemek gerekirse Avrupa Birliği üyesi Yunanistan’ın

Selanik şehri benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Ülkenin en büyük

ikinci şehri tam bir beton yığını . Üstelik kenar semtler bizim kaçak

yapı olarak nitelediğimiz yapılarla dolu.

Kaleden kuş bakışı Selanik’i seyrediyoruz. Kadifekale’den İzmir’i

seyretmeye benziyor. Deniz girintisi İzmiri andırsa bile Selanik ruhsuz

Şehir.İçimi daraltıyor.

Konsolosluk görevlisi 1912 yılında Tahsin Paşa’nın tek bir kurşun

atmadan Selanik’i terk edişini anlatıyor. O sıralarda Selanik’te

sürgünde bulunan Sultan Abdülhamit Han’ın Selanik’in terk

edilmesine verdiği tepkiyi duygusal bir dille anlatıyor Osman Bey.

Evliya Çelebi Selanik’i ziyaret ettiğinde 90 minare saymış. Hadi

bunun yüzde otuzunu abartı sayalım.Yine de 60 adet cami olması

lazım. Selanik’te şu anda ayakta kalan üç cami var. Hiçbiri de

ibadete açık değil.

Çok değil 102 yıl önce Selanik nüfusunun yüzde yetmişten fazlası

Türk. Şu anda 700 bin nüfuslu Selanik’te iki bin civarında Türk var.

Onların yarısı da öğrenci .

Kıyaslamak için söylüyorum; birkaç bin Rum’un yaşadığı

İstanbul’da açık bulunan kiliselerin sayısını bir düşünün. Çok az

cemaatlerinin yaşadığı bir yerde patrikhane ve Heybeliada papaz

okulu için kulisler yapan yunana neden Selanik ve diğer şehirlerdeki

eserlerin akıbeti sorulmuyor?

Selanik, gurupta bulunan herkesin yüreğini daraltıyor. Kordonda

deniz kıyısında bir lokantada balık yiyeceğiz. Başka şey yemeye

cesaretimiz yok. Eray bizi Türkçe konuşan İstanbul göçmeni bir Rum

lokantasına götürüyor.

Lokantanın duvarı büyük bir Ayasofya tasviri ile kaplı. Duvarlarda

yarı çıplak sözüm ona melek figürleri. Yemeğimizi yiyoruz. Burada

tuvalet büyük bir sorun. Yüz elli kişilik koca restoranda iki göz tuvalet

Abdest almak,namaz kılmak büyük bir dert. Tuvalet lavabolrını

bayanlara bırakıp, deniz kenarında deniz suyu ile abdest almayı

deniyoruz.Bin bir çile ile kimimiz öğle namazı kılıyor,kimimiz de

ileride daha iyi bir imkan bulmak umuduyla öğle namazını ikindi ile

birlikte cem etmeye bırakıyor.

Bir arkadaşım burayı hemen terk edip yola çıkalım, sanırın bu

şehirde Abdülhamit Han’ın bedduası var diyor. Otobüse biniyoruz

hedefimiz Makedonya.

Yunanlılar Makedonya isminin kendi ülkelerinde bir bölge ismi

olduğunu ileri sürerek Makedonya devletinin adını kabul etmiyorlar.

Selanik’ten yola çıkıyoruz.Selanik’i terk ederken kaptanımız

Bertan Bey’in girişte çaldığı Selanik türküsünün üçüncü kıtasını

mırıldanıyorum. Bu kıta Selanik izlenimlerime adeta tercüman oluyor.

Selanik Selanik viran olasın Amman Amman

Taşını toprağını (Bre dostlar) seller alasın

Sende benim gibi yarsız kalasın

Amman ölüm zalım ölüm üç gün ara ver.

Al başımdan bu sevdayı götür yara ver

Solumuzda Pelister dağlarının zirveleri karlarla kaplı. Çok güzel bir

manzara eşliğinde Makedonya’ya doğru ilerliyoruz.

Yunanistan Makedonya arasında bulunan Florina hudut kapısından

Manastır’a geçeceğiz.

Sonraki yazı Makedonya izlenimleri 

Kavala

Selanik Atatürk Evi 

Selanik Kalesinden Beton Yığını

Rodop Dağları 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.