ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Az kaldı ha gayret!

Mehdi Çetinbaş

12 Mart 2013 Salı 08:44
  • A
  • A

Başbakan’ın son çıkışları, bazılarının ezberlerini fena halde bozmuşa benziyor. Daha önce Habur sürecini çok kolay bir şekilde akamete uğratanlar, bu sefer sert kayaya çarpmış vaziyetteler.

Habur sürecine benzer bir girişim, yine BDP kaynaklı olarak ortaya çıktı. Tutanakların sızdırılması ile AKP tarafının ayaklanarak kıyametler koparacağını ve Öcalan hakkında ileri geri ölçüsüz sözler söyleyerek sürecin baltalanabileceğini düşünenler, fena halde yanıldılar.

Önce bu metinlerin hükümet kanadı tarafından sızdırıldığını söyleyerek, halkın yavaş yavaş sürece alıştırılması provalarının yapıldığını iddia eden muhalefet kanadı da, tabiri caizse ters köşeye yatmış vaziyette.

BDP tarafı, sızdırma eyleminin, BDP içinden kullanılan birileri tarafından yapıldığını söyleyerek ezberleri bozmuştur. Bu söylemle BDP, çözümden yana olduğunu ilan ederek sürecin sağlıklı olarak devam etmesine imkân hazırlamıştır.

İşin gerçeğini söylemek gerekirse, bu tür görüşmeleri yürütmek, çok zor ve sabrı gerektiren bir durumdur. Bu tür olaylarda görüşmeler yürütülürken, ortalıkta dan dun konuşmalar yapılması, süreci baltalamak isteyenlerin ekmeklerine yağ sürer.

Kırk bine yakın insanın hayatını kaybettiği, çok hassas dengelerin gözetilmesi gereken barış sürecindeki görüşmelerin, ulu orta yerde yapılamasını kimse beklememelidir. Muhalefetin bu görüşmeler ile ilgili halkın bilgilendirilmesini talep etmesi, tuzak ve saboteden başka bir şey değildir.

Hükümet ilk defa kendi kontrolünde bir süreç yürütmektedir. Geçmişte yapılan çalışmalardan da ders alındığı muhakkaktır. Yeri ve zamanı geldiğinde de, halkın bilgilendirilmesinin elzem olduğu da unutulmamalıdır.

İmralı’nın geçmiş dönemlerde hükümet inisiyatifi altında olmadığını, dolayısıyla da yapılan görüşmelerin sağlıklı olarak yürütülemediğini söyleyebiliriz.

Önceki Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in geçenlerde yapmış olduğu bir açıklama, nedense basının gündeminde pek fazla yer bulmadı. Şahin’in Adalet Bakanı olduğu dönemde, MİT Müsteşarı Emre Taner, İmralı’ya gitmek için Adalet Bakanlığı’ndan izin ister. Kendisine gerekli izin de verilir.

Bakan bu olayı takip etmez. Aradan bir müddet zaman geçtikten sonra, karşılaştığı MİT müsteşarına, görüşmenin nasıl geçtiğini sorar. Müsteşar, askerlerin izin vermemesi yüzünden adaya gidemediğini söyler.

Hâlbuki cezaevleri, Adalet Bakanlığı’na bağlıdır. Oraları kimlerin ziyaret edebileceğine de bakanlık karar verebilir. Peki, bu usul, yakın zamana kadar böyle miymiş? Ne gezer! AKP’nin yönetime geldiği ilk yıllardan, yakın zamana kadar, kısacası asker vesayeti kırılana kadar, İmralı süreci ile ilgili doğru dürüst bir çalışma yapılamamıştır.

Son çabalar çözüm konusundaki umutları oldukça arttırmıştır. Başbakan gibi çabuk sinirlenen ve hemen tepki veren biri için sürecin zorluğunu anlayabiliyoruz.

Kılıçdaroğlu gibi, televizyon ekranlarına çıkarak, boyun damarları şişmiş vaziyette bağırarak “ Ey Tayyip Erdoğan bu memleketi nasıl satıyorsun, gizli kapaklı neler çeviriyorsun, gücün yetiyorsa halkın karşısına çık da konuş “ diye provokatör söylemlere bile tahammül edebilen Tayyip Erdoğan, iyi bir sınav vermektedir.

Muhalefetin kışkırtıcı söylemlerine cevap vermeyen ve polemiğe girmeyen Erdoğan, direkt olarak halkın karşısına çıkarak ezberleri bozmaya devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta Ege’de süreci halka anlatarak umduğundan da daha büyük destek bulan Başbakan, iki gün önce de Siirt ve çevre ilçelerinde halk ile iç içe süreci değerlendirmeye devam etmiştir.

Terörle mücadele, siyasetle müzakere adı altında yürütülen çalışmalarda, muhalefet de boş durmayarak eski defterleri karıştırmaya devam edecektir.

Müflis tüccar gibi eski defterlerden medet uman muhalefetin, ne yapmak istediğini doğrusu anladığımı söyleyemem.

Yapılan çalışmaları eleştirenlerin, ortaya koydukları bir çözüm önerisini bilen ya da gören var mı onu da bilmiyorum.

Öldürmek ve yok etmek metodu ile bu terör belasının biteceğini söyleyenler, hiç mi dünyadan ders almıyorlar. ETA, İRA ve MORO hareketlerini incelediğimiz zaman, bu hareketlerin bir şekilde devletle uzlaşarak eylemlerine son verdiklerini görürsünüz.

Güneydoğu’daki PKK hareketi ile Türkiye büyük bir bela girdabının içine sokulmuştur. Girdaptan çıkmak için fırtınanın dinmesi gerekir. Şu anda hükümetin tavrı da, fırtınanın dindirilmesine yönelik bir çabadır.
Çözüm sürecinin sonunda bilinmesi gereken şey, hiç kimsenin zafer kazanamayacağıdır. Bu süreç sonunda ne PKK, ne de devlet kazandım havası içinde olamayacaktır.

Bilinen tek gerçek; otuz yıla yaklaşan bu süreçte, binlerce insanın hayatını kaybettiği ve yüz milyarlarca doların heba olduğudur.

Bugün PKK’nın silah zoruyla elde ettiği varsayılan bazı hakların, geçmişte temel insan hakları çerçevesinde değerlendirilip verilmesi gerekirken geldiğimiz nokta gerçekten de ibretliktir.
Kim ne derse desin çözüm süreci bütün tahriklere rağmen adım adım ilerlemektedir.
Önümüzdeki günlerde hem devlet ve hem de BDP’yi bekleyen bir Nevruz süreci vardır. Nevruz kutlamalarını bahane edip süreci baltalamak isteyenler büyük bir ihtimalle son kozlarını oynayacaklardır.
Çok önemli tarihi bir süreçten geçiyoruz. Devir sabırla imtihan devridir.

Karanlık ve dar bir tünelden geçiyoruz. Uzaktan gün ışığı görülmeye başladı.

Az kaldı! Ha gayret!
 

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - TAYYIP:12 Mart 2013, Salı 17:25

    NE YANI SIMDI GURUR MU DUYUYORSUNUZ BU DURUMDAN??