ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Atatürk'ü yeniden yorumlamak

Mehdi Çetinbaş

11 Kasım 2013 Pazartesi 15:08
  • A
  • A

 

     Benim çocukluğum, ilk ve orta öğretim dönemim, Atatürk’ün ilahlaştırıldığı, 10 Kasım törenlerinin dünyada görülmemiş şekilde abartılarak yapıldığı bir döneme rastlar.

     10 Kasım yaklaştığında anma hazırlıkları haftalar öncesinden başlar, okulun yapacağı genel anma programının dışında, sınıf bazında da özel programlar hazırlanırdı.

     Çok faydalı olduğuna inandığım ancak, öğrenci ufkunu açmaktan ziyade, talimatla çıkarılan zevksiz ve ruhsuz sınıf duvar gazetelerinde de, zorla Atatürk için öğrencilerden methiyeler yazması istenirdi.

     10 Kasım günü ise; adeta bir çileye dönüşürdü. Okul bahçesindeki Atatürk anıtının iki yanına dikilen meşale sürekli yanar, bu meşalenin sönmemesi için nöbetçi öğrenciler tarafından yakıt takviyesi yapılırdı.

     Yanan meşalelerin önünde, biri kız biri erkek iki öğrenci, onar dakika arayla gün boyu saygı nöbeti tutarlardı. Nöbet tutma şerefi, genellikle her kademenin son sınıflarına ait olurdu.

     Adapazarı Merkez Ortaokulunda okurken, son sınıfta ben de on dakikalık saygı nöbeti tutma şerefine nail olmuştum.

     Bu durum yıllarca devam etti.

     Öğretmen oldum; bu ritüelleri yapan yönetici kadrosuna dahil oldum. Yine her şey, zincirleme olarak emir komuta altında yapılıyordu. Değişen bir şey yoktu. Ben sadece bir kademe yükselmiş, alt kadememde öğrenciler vardı.

     12 Eylül, Atatürk’ü anmanın abartıda şahikalara çıktığı bir dönemdi. Bütün memurlar riyakarlığa zorlanıyorlardı. Askeri yönetimden gelen talimatlar doğrultusunda, her branş öğretmeni on kasımda, Atatürk’ün o konudaki görüşünü anlatan bir konuşma hazırlamak durumundaydı .

     Biz edebiyat öğretmenleri için problem yoktu. En bol malzeme bizde vardı. Fizik, Kimya, Matematik, Biyoloji ve daha bir çok öğretmen için zor görevdi. Öğretmenler birçok kaynak karıştırmalarına rağmen malzeme bulamıyorlardı.

     Derslere müfettiş gelecek söylentisi üzerine, biyoloji öğretmenimiz Gökçen Hanım’ın öğretmenler odasında “ ben Atatürk’ün Biyoloji Dersi hakkında neler söylediğini nereden bulacağım” diyerek hüngür hüngür ağlayışını unutamıyorum.

     Bunun yanı sıra, kimya öğretmeni Emin Bey’in; neredeyse kimya ilmini Atatürk sistemleştirdi. O olmasaydı böyle bir ilim olmazdı demeye varan abartılı metnini görünce de gülme krizine tutulurduk. Emin Bey yazısını savunurken” sıkıysa müfettişler hayır Atatürk böyle demedi desinler” diye imalı sözlerle meydan okuması da gerçekten çok ilginçti.

                                **************************

     Aradan yıllar yıllar geçti. Sonunda bu günlere geldik. Her şeyin rahatlıkla konuşulduğu, tabuların büyük ölçüde yıkıldığı bir döneme ulaştık.

     Bu döneme ulaşmamızda, hem iktidar ve hem muktedir olmayı başarabilen Ak Parti yönetiminin rolünü inkar edemeyiz.

     Bu ülkede, yıllarca Atatürk fetişizmi uygulanmıştır. Onun öncülüğünde kurulan cumhuriyetin ilk kadrolarının, cumhuriyetin nimetlerinden nemalanarak oluşturdukları bürokratik oligarşi, dededen toruna miras gibi devredilerek bu günlere gelinmiştir.

     Bu gün, Atatürk sevgisi adı altında göz yaşı dökerek, gerçek anlamda ağlayanlar olduğunu inkar etmemiz elbette mümkün değildir.

     Benim sadece merak ettiğim tek şey, bu gözyaşlarının sebebi, acaba Atatürk sevgisi mi, yoksa ellerinden kaçırdıkları bürokratik gücün ardından yakılan bir ağıt mıdır?

     Geçmiş dönemlerde, Atatürk’ü koruma kanununun keyfi uygulanışı sebebiyle yok yere hapis yatan insanların varlığı da inkar edilemez. Değerli dostum gazeteci yazar Hakan Albayrak, bu gün herkesin rahatlıkla yazdığı bir Atatürk eleştirisi sebebiyle, Ankara Kalecik cezaevinde bir yıla yakın hapis yatmıştı.

     Gelim bu günlere:

     Hakaret, tahkir ve küfür gibi ifadeler kullanılmadıkça artık hiç kimse Atatürk’e hakaret adı altında hapis yatmıyor.

     Neden bunları yazdığıma gence:

     Her yerde olduğu gibi, millet olarak ifrat ile tefrit arasında sürekli gidip geliyoruz. Atatürk’ü bir türlü bir yere oturtamadık. Hem sevgide, hem de nefrette o kadar ileri gidiyoruz ki, Atatürk’ü objektif olarak değerlendirmemiz mümkün olmuyor.

     Ben kim olursa olsun; tarihi şahsiyetlerimizden bahsedilirken, eleştiri bile olsa, saygılı bir dil kullanılmasından yanayım.

     Pazar günü bir gazetemize verilen ilanda, Atatürk kastedilerek “Olmasaydı da olurduk”  ifadesini görünce ne diyeceğimi bilemedim. İlanın altında bir firma ismi olmasına rağmen, aslında böyle bir ilan verilmiş midir çok emin de değilim. Çünkü ilanı yayınlayan gazete,Atatürk konusunda sicilli bir gazetedir.

     Durup dururken böyle bir ilan yayınlamayı etik bulmadığımı peşinen ifade etmeliyim. Ülkemizde demokratik açılımlar yapılırken, bu tür yayınlar tahrikten başka bir anlam ifade etmez.

     Yetiştiğim çevrem itibariyle, Atatürk sevgisiyle dolu bir insan olduğumu söyleyemem. Devrimlerinin birçoğunu da tasvip etmediğimi söyleyebilirim.

     Bu durum, benim her şeyini inkar ettiğim azılı bir Atatürk düşmanı olduğumu göstermez.

     Geçmişte ilahlaştırılarak, baş öğretmen, en büyük diplomat, en büyük asker, en büyük din adamı, en büyük sanatsever kısacası her şeyin en büyüğü olarak lanse edip de farkında olmadan küçülttüğümüz Atatürk’e layık olduğu değeri vermemiz gerekir.

     Atatürk’ün de, geçmişteki devlet adamlarımız Fatih, Kanuni, Alparslan, Yavuz ve Sultan Abdülhamit han gibi bir beşer olduğunu kabul edersek problem büyük ölçüde çözülecektir.

     Allah tarafından yaratılan beşerin zaaflarla beraber yaşadığını bilmemiz gerekir.

     Atatürk de beşer olmanın bütün zaaflarını bünyesinde taşımıştır. 57 yıllık yaşamında, her beşerde olduğu gibi inişli çıkışlı bir hayat yaşamıştır.

     Devletin gözden çıkardığı Trablusgarp’a gönüllü olarak gidip, orada yerlileri örgütleyerek savaşan, yakalandığı bir hastalık sebebiyle ölümle pençeleşen, sol gözünün görme yeteneğini büyük ölçüde kaybeden bir Mustafa Kemal örneğine saygı duymak gerekmez mi?

     Lider olmak risk almayı gerektirir. Başkumandanlık meydan muharebesinde, meclisin bütün yetkilerini üç aylığına devralan Mustafa Kemal faktörünü yabana atabilir misiniz?

     Bu savaşta Türk ordusu yenilseydi, Mustafa Kemal’i meclisin kapısında asmak için fırsat kollayanların bulunduğunu bilmeyeniniz var mı? Hayatıyla adeta kumar oynayarak başarı elde eden bir insanı, daha iyi değerlendirmemiz gerekmez mi?

     Hayatının yaklaşık yirmi yılını, parçalanan bir imparatorluğu kurtarmak için cephelerde, sahra çadırlarında geçiren bir insandan bahsederken, biraz daha dikkatli bir dil kullanılması gerekir kanaatini taşıyorum.

     Diğer özellikleri konusunda bir fikir beyan edemem, ancak Atatürk’ün askerlik konusundaki yeteneğini takdir etmek gerekir.

     “Olmasaydı da olurdu” provakatif  ilanıyla gündem oluşturan gazetemizin bu yayınını asla tasvip etmiyorum. Ülkemizin birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu böyle bir ortamda, geçmişi kurcalayarak intikam duygularıyla yapılan her hareket insani olmanın dışındadır.

     Atatürk’ü gerektiğinde elbette eleştirelim. Bu eleştirilerimiz bilimsel veriler eşliğinde yapıldığı sürece bir problem yoktur.

     Geçmişte onu beşerin üstünde görerek, bütün iyilikleri ve güzellikleri Atatürk’e yükleyen insanlarla, bu gün bütün kötülüklerin kaynağı olarak onu gösterenler arasında ne fark vardır.

     Ben empati yaparak, ellerine yasak ve kanuna aykırı olmasına rağmen üzerinde Atatürk resmi olan bayrakları alarak “Mustafa Kemal’in askerleriyiz “ diyerek militarist bir söylemde bulunan insanları anlayışla karşılıyorum. Yıllardır tapındıkları gücün zafiyete uğraması karşısında,iman zafiyeti geçiren saliklerin durumunu anlayışla karşılamak gerekir.

     Yıllarca ezilen olarak yaşayan insanların, iktidara gelmeleriyle birlikte ezen pozisyonuna soyunmak istemeleri, ne insani ne de İslami bir durumdur.

     Hükümetin bu konudaki tutumunu desteklediğimizi ifade edebiliriz. Hükümete destek veren çevrelerin de aynı hassasiyeti göstermeleri gerekir kanaatindeyim.

     Geçmişte tabu olarak görülen Atatürk dokunulmazlığı, bu gün artık yok olmuştur. Yasakların kalktığı bir ortamda, sırf intikam duyguları ile kitleleri tahrik edici yayın yapmak mertliğin şanından değildir.

     Allah aşkına ne olur artık bu Atatürk meselesini bir kenara bırakalım. Atatürk üzerinden yapılacak hesaplaşmalar bizi hiçbir yere götürmez.

YORUM YAZ
TOPLAM 3 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • Resul Tiryaki - Resul Tiryaki:11 Kasım 2013, Pazartesi 21:15

  • - Oktay erdogan:11 Kasım 2013, Pazartesi 15:36

    Sen kimsinde Atatürk'ü ağzına alıyorsun be adam !

  • - selçuk:11 Kasım 2013, Pazartesi 15:32

    sen çok biliyorsun