ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Yağışlı

YAZARLAR

Allah var gam yok

Mehdi Çetinbaş

18 Kasım 2013 Pazartesi 16:24
  • A
  • A

 

     Ömer Abi’nin aramızdan ayrılışı tam dört yıl olmuş. Hayatımdan çıkan insanlar arasında en çok aradığım ve varlığına özlem duyduğum insanların başında gelir Ömer Lütfi Mete.

     Birçok insanda olduğu gibi, Ömer Abi benim için de bir dayanaktı. Her türlü problemimi kendisiyle rahatça paylaşabileceğim, özgürce tartışabileceğim bir insandı.

     Ömer Abi’nin istisnasız her çevreden arkadaşı ve dostu vardı. Dost kelimesini özellikle kullanıyorum. Hafız ve ehl_i tasavvuf olan Ömer Abi ,ateist olarak tanınan ve bilinen insanlarla yakın dostluklar kurmayı başaran bir insandı.

     Takva ehliydi Ömer Abi, her durumda namazını kılardı. İşi gereği katıldığı kokteyllerde, lüks otellerin balo salonlarında bile namazını aksatmazdı. Garsonların servis yaptığı mutfağa girer, bir köşeye serdiği karton üzerinde Ömer Abi Rabbinin karşısında tekmile dururdu.

     Tasavvufta Kadiri tarikatına mensuptu. Elazığ merkezli Harputlu Tayyar Baba dergahının bir müridiydi. Yine o ağır işinin arasında günlük virdini yere getirmekten de geri kalmazdı.

     Beraber seyahat ettiğimiz anlarda, ben araba kullanırken günlük dersini yaptığına defalarca şahit olmuştum.

     Ömer Abi’nin en önemli vasfı, öğretmenliği ya da Hocalığı idi. Türkiye’de ilk defa aylık olarak yayınlanan bir tasavvuf dergisinin yayınına öncülük etmişti. “Çağrışım “ dergisi kısa denilebilecek yayın hayatında çok önemli görevler ifa etmişti.

     Ömer Abi, Mecidiyeköy’deki Çağrışım dergisinin bürosunu bir okul gibi kullanırdı. Haftanın farklı akşamları, farklı yaş gurupları ile çeşitli dersler yürütürdü.

     Cuma akşamları çiğ köfte yemeği ile başlayan, tefsir dersi ile devam eden gece, Kadiri zikri ile taçlanırdı. Bu derslere basın ve sanat camiasından çok önemli isimler de katılırdı.

     Ömer Abi tek başına bir okuldu. O günümüzün modern Dedekorkut’u idi. Üniversite gençliği ile çok farklı konular üzerinde ayrı ayrı dersleri olurdu. Çağrışım dergisinin dışında, kendi evi de okul olarak hizmete amadeydi. Leyla Yenge’nin ikramları eşliğinde evde de doyumsuz sohbetler olurdu.

     Yirmi dört saati dolu  dolu yaşardı Ömer Abi. Sürekli koşuşturma halinde olurdu. Erkenden gideceğini biliyormuşçasına, bir şeyleri yetiştirmenin çabası içinde zamana karşı bir yarış halindeydi.

    Gece yarısı zaman ertesi güne doğru yol alırken, o “Deli Yürek’in” senaryosuna oturur; akan bir ırmak misali, bazen coşarak, bazen taşarak, bazen de çağlayanlar halinde gürleyerek tekstini tamamlardı.

     Ertesi akşam yarım bıraktığı romanına devam eder, oradaki kahramanları ile insanlara ulaştıracağı mesajlarını söylemeye çalışırdı.Günün herhangi bir saatinde ise, bir çırpıda yazılmış ilham mahsulü şiirlerle karşılaşırdınız.

     Bütün bu yoğunluğun arasında, Türkiye’nin önemli fikir adamları arasında yer alan Ömer Abi , bir bakmışsınız önemli bir ulusal kanalda açık oturumda, ilgi ile takip edilen görüşlerini serdediyor.

     Televizyon programı bitip de konuklar evlerine dağılırken, gecenin saat on ikisinde, soyunma odasında yatsı namazını kılan Ömer Abi’yi,kıran kırana mücadeleye sahip olan bir halı saha maçında görebilirdiniz.

     Çok renkli bir insandı Ömer Abi , bu yoğunluğun arasında nasıl vakit ayırdığını bilemediğim bir şekilde, Pazar günlerini pikniğe ayırırdı. İstanbul başta olmak üzere, Sapanca, İzmit (benim köyüm Uzuntarla ) gibi yerlerde şehir dışına pikniğe gittiğimiz dahi olurdu.

     O elli dokuz yıllık ömrüne, yüz yıllık bir emeği sığdırmayı başardı. Ülke çapında tanınan ve bilinen şöhretinin aksine, tasavvuf erbabı bir derviş olarak, toprak gibi mütevazi idi.

     Dışarıdan politik bir insan görüntüsü çizerdi. Milliyetçiydi ama, asla kavmiyetçi değildi. Türklük’le İslam’ın gerçek anlamda bir potada erimesinin örnek bir timsali idi.

     Politikada hiçbir zaman talepkar olmadı. Kendisine yapılan teklifleri mizacı gereği, her zaman olduğu gibi,halka hizmet maksadıyla kabul ederek çalışmalara katıldı.

    Her alanda eser veren, bilhassa dizi film sektöründe yepyeni bir çığır açan Ömer Lütfi Mete ağabeyin kaybıyla yeri dolmaz bir boşluk oluşmuştur.

     Eğer bu gün bazı filmlerde ve dizilerde modern Dedekorkut’lara rastlıyorsak, burada halen Ömer Lütfi Mete faktörünün etkili olduğunu söyleyebiliriz.

     Ömer Abi;

     Aradan dört yıl geçti .Hasretin gün be gün artıyor. Sen Çengelköy sırtarından boğaza bakarak uyurken, bizler ise gündelik işlerle telaş halinde yuvarlanıp gidiyoruz.

     Başımız sıkıştığında, senin sloganlaştırdığın Tayyar Baba’nın o sözünü sık tekrarlayarak ancak huzur buluyoruz.

ALLAH VAR GAM YOK! 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.