ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

AKP ve işletme körlüğü

Mehdi Çetinbaş

31 Mayıs 2013 Cuma 16:37
  • A
  • A

Bu sütunlarda yayınlanan ve ağırlıklı olarak, mevcut hükümetin icraatlarını destekler mahiyetteki yazılarımıza alışmışsınızdır. İyi yapılan ve toplumun yararına gördüğümüz her konuda yine desteklerimizi sürdürmeye de devam edeceğiz.

Bu durum, bizim AKP iktidarını körü körüne desteklediğimiz anlamına gelmez. Gerçek anlamda da, AKP iktidarının, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana en istikrarlı ve en kalkınmacı programı icra ettiğini söyleyebilirim.

AKP bu güne kadar, maslahatçılıktan ve eyyamcılıktan uzak, doğru bildiği ve halkın yararına olduğuna inandığım birçok işi gerçekleştirmiştir. En önemlisi de bu iktidar döneminde, vesayet rejiminin kırılmış olduğunu görmemizdir.

Ben her zaman yazılarımda bir ifadeye sıkça yer veririm. İktidar ve muktedir. Geçmişte iktidara gelen yönetimlerin, muktedir olmayışlarından kaynaklanan sıkıntılardan bahsetmiştim. Yani ,boynuna davul asılan iktidarların, davul tokmağına hükmedememeleri sonucu oluşan kaosa sık sık vurgu yapmışımdır.

Hem iktidar, hem de muktedir olan yönetimlerin başarılı olma şansları çok yüksektir. Bu başarılı olma şansları yanında, sorumluluk oranları da o derece artmaktadır. İktidarda muktedir olanların, zaman içinde kabaran ben duygularını kontrol etmeleri çok zordur.

İktidarda on yılını deviren AKP, zayıf ve cılız muhalefetler yüzünden basit ama ileride başını ağrıtacak hatalar yapmaya başlamıştır. Kendi içinde de düzgün bir otokritik mekanizması kuramayan AKP, zaman zaman toplumun bazı küçük guruplarıyla çatışmalar yaşamaktadır.

Toplumun genelini ilgilendiren konularda, toplumdan nasıl olsa yüzde elli oy aldım, toplum benim yaptığım ve yapacağım her şeyi onaylıyor mantalitesi , sakat ve yanlış bir görüştür.

AKP’ye oy veren insanların oy verme nedenleri farklı farklıdır. Kimi sırf muhafazakar bir iktidarı desteklemek için oy verirken, kimisi yapılan yolları, kimi sağlık politikasını, kimi ulaşımda sağlanan kolaylıkları düşünerek oy verir.

Son zamanlarda gerek Başbakan, gerekse çevresi, işletme körlüğü olarak tabir edilen bir hastalığa yakalanmışlardır. İnsan kendi hatasını kontrol edemez, yazarlar yazdıkları yazıyı tashih edemezler. O yazıyı kendileri yazdıkları için, okurken de hataları göremezler. Bu yüzden tashih dediğimiz düzeltmeleri, genelde başkaları yapar.

Siyaset de böyledir. Tashih makamı genelde muhalefettir. Ancak bizde bu görevi yerine getirecek bir muhalefet bulunmadığı için, ya da iktidarlar, genelde muhalefetin tersine iş yapmaya alıştıkları için, bu mekanizma doğru dürüst işlememektedir.

Yazımın başında da belirttiğim gibi, genellikle bu güne kadar iktidarın olumlu icraatlarını hep destekler mahiyette yazılar yazdım. Hükümet çok önemli projeleri gerçekleştirip Türkiye’yi büyütürken, maalesef tabiri caizse ırmağı geçip derede boğulmaktadır.

İlk örnek, İstanbul’un silueti meselesinde yaşandı. Tarihi yarımadada görüntü kirliliği yaratan Zeytinburnu’ndaki gökdelenler, bu iktidar döneminde inşa edilmiştir. Binayı yapanın tabiriyle, her şey yasal zeminde yürümüştür. Bina yapılmadan önce bu yapıya izin veren mekanizmaları eleştirmek ve onları cezalandırmak varken, Başbakan’ın bina sahibinden gökdelenin traşlanmasını istemesi bize göre yanlış olmuştur.

Bu güne kadar yazmaya vakit bulamamama rağmen, Çamlıca’ya büyük bir camii inşa etme projesi de kanaatime göre yanlıştır. Sırf kalıcı bir eser bırakmak ve İstanbul’un tarihine damga vurmak gibi nedenlerle yapıldığına inandığımız bu eser, tarihi Çamlıca tepesinin özelliğiyle bağdaşmayacaktır.

Çamlıca tepesindeki vericileri kaldırarak buradaki görüntü kirliliğini önlemeye çalışırken, adı cami bile olsa, buradaki yeşilliği ve doğallığı bozmanın hiçbir anlamı yoktur. Bu konuda halkın tepkilerine kulak verilmemiştir. AKP’ye oy veren birçok mütedeyyin insan, Çamlıca camiini doğru bulmamaktadır.  Kalıcı olacak ve çağa damga vuracak olan mimari eserlerin, ayrıca estetik kaygı taşıması gerekmektedir.

Gerek Sultanahmet, gerekse Süleymaniye ve daha birçok tarihi eser, şehirle bütünleşmiş ve onun bir parçası olmuştur. Çamlıca’ya inşa edilecek olan cami, şehirden ayrı ve yalnızlığa mahkum edilmiş bir yapı olarak, tek başına bir görüntü verecektir.

Taksim’deki topçu kışlasını yeniden ihya etme projesinin mantığını, asla anlamış değilim. Eğer mantık, yok edilmiş tarihi eserlerin ihya edilmesi ise, bildiğim kadarıyla sadece Fatih ilçesinde,Camii,türbe,çeşme,tekke ve benzeri üç yüz civarında eser yok edilmiş ve bunların kayıtları ve projeleri de mevcuttur.

Bir kısmı yol olarak kullanılan, bir kısmı park ve bir kısmının da üzerine işgal yoluyla konutlar yapılmış bu eserleri, yeniden ihya edebilir miyiz?

Çamlıca’da karşı çıktığım cami projesine ,Taksim’de destek veririm. Benim iş yerim, Beyoğlu’nda Galata Kulesi’nin yanında. Cuma günleri buralarda Cuma namazı kılmak,tam bir işkence. Yağmurda, çamurda, sokaklarda naylon hasırlar üzerinde çileyle namaz kılıyoruz.

Bu bölgenin en büyük camii, İstiklal Caddesindeki Ağa Camiidir.  Şu anda tadilattadır. Yine de açıldığında burayı bir Cuma günü görmenizi isterim. İşte bu sebeplerden , meydana uyum sağlayacak bir mimari şartıyla, Taksime Camii projesine her türlü desteği veririm.

Sırf inat olsun diyerek, Taksim topçu kışlasını diriltmek ve orayı alışveriş merkezi haline getirmek kanaatince faydadan çok zara verecektir.

AKP geçmişte yanına aldığı liberal ve tarafsız bazı sosyal demokrat çevreleri kaybetmeye başlamıştır. Muhafazakar olmayan, ancak sırf demokrat tavırlar için AKP’yi desteklemiş olan çevrelerde bazı rahatsızlıklar nüksetmeye başlamıştır.

Bu çevreler, nasıl olsa Kılıçtaroğlu’na oy vermez, Bahçeli’yi hiç düşünmezler, bunlar el mahkum bana oy verecekler mantığı yanlıştır.  Belki bu çevreler denildiği gibi muhalefete oy vermeyebilirler, ancak sandığa gitmeyerek sizi de boykot etme ihtimalini göz ardı etmemelisiniz.

AKP iktidarının, bazı toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde de orantısız güç kullanması partiye olan sempatinin kaybolmasına sebep olmaktadır. Yirmi ya da otuz kişiden oluşan küçücük bir marjinal guruba karşı uygulanan biber gazı, akşamları bütün televizyonların ana haber bültenlerine yansımaktadır.

Oysa, polis çemberi içindeki o küçük gurup, en fazla iki bilemediniz üç saat bağırdıktan sonra bıkıp kendi dağılacaktır. O tür eylem yapan marjinal gurupların istediği şekilde davranan polis, tabiri caizse tuzağa düşmektedir.

Yönetimde muktedir olan ve gücün zirvesine ulaşan hareketlerin kendilerini denetlemeleri, liderlerini uyarmaları ve yönlendirmeleri çok zordur. Sık sık örnek olarak gösterilen ABD’deki liderlik yapısında, başkanın denetim mekanizmaları çok güçlüdür.

Türkiye,tarihi geleneğinde olan liderlik sultasını, demokrasi harcıyla yoğurmayı tam manasıyla becerememiştir. Geçmişte yaşadığımız liderlik sultasından kaynaklanan hastalıklar tam anlamıyla giderilememiştir.

Yukarıda yapmış olduğumuz bu eleştirilere rağmen , Cumhuriyet tarihi boyunca en demokrat ve en özgürlükçü yapının AKP yönetimi olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.

Politika sahnesinde kırk yılı deviren, siyasete sokağa afiş asarak başlayıp, en üst makama kadar yükselen Başbakan’ın, bu anlattıklarımızı bilmemesi mümkün değildir.

Şu anda yaşamakta olduğunu sandığımız işletme körlüğünü, tez zamanda aşmasını temenni ediyoruz.

Kim ne derse desin, AKP hala alternatifsiz ve Türkiye’nin tek umudu olmaya devam ediyor.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.