ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Akl-ı selime davet

Mehdi Çetinbaş

03 Haziran 2013 Pazartesi 14:25
  • A
  • A

Taksim gezi parkındaki ağaçların kesilmesi bahane edilerek başlatılan eylemler, on bir yıldır iktidara hasret olan bir kitlenin, ihtimaldir ki dışlanmışlık psikolojisiyle harekete geçmesinin bir tezahürü olabilir.

Bu eylemlerde boy gösteren insanların profilini incelediğimiz zaman, ister istemez kafamızda bazı soru işaretleri de oluşuyor.

Bu eylemlere katılan insanların yüzde doksanının gerçekten de demokratik bir tepki koyduklarına inanıyorum.  Bununla birlikte, muhalif duruş sergileyen bu kitlenin, küçücük marjinal gurupların esiri olarak, ülkelerine verdikleri zararın da farkına varmaları gerekir.

Ülke çapında yapılan eylemlerde meydana gelen hasarların, yağmalanan esnaf mallarının hesabını kim verecektir?

Politik mücadelede, hırsları akıllarının önüne geçen siyasetçilerin, ucuz kahramanlık peşinde koşup olaylara çanak tutması ,tam anlamıyla ifade edilirse büyük bir sorumsuzluktur.

Birkaç gündür Türkiye’de yaşanan kargaşayı, sivil halkın inisiyatifiyle gelişen bir protesto gösterisi olarak izah etme gayretleri, bana pek inandırıcı gelmemektedir.

Her zaman söylediğim gibi, ülkenin her yerinde örgütlenmiş olan gladyo hücreleri, ortamı müsait bularak bulanık suda balık avına çıkmışlardır. Benim zavallı halkım da, demokratik bir eylem yapıyorum zannıyla olaylarda figüran rolünü oynamaktadır.

Bu olaylar kanaatimizce, öylesine girift ve öylesine birbiriyle bağlantılıdır ki, kökü dışarıda olan derin yapıların olaylardaki rolünü göz ardı edemeyiz.

Siz Afrika’yı karış karış dolaşır,oralarda büyük elçilikler açar, yatırımlar yapıp, batının sömürgelerini uyandırırsanız başınıza gelecek belalara da katlanmak durumundasınızdır.

Siz eski Osmanlı’yı çağrıştıran mesajlar verip, uzak doğuda Arakan’a, Filipinler’de Mindano adasına kadar elinizi uzatırsanız,bunun bir geri dönüşünün olacağını da bilmelisiniz.

Durduk yerde, çok iyi niyetle üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim adını verirsiniz. Farkında olmadan birileri kulağınızı doldurmuş ve bu isme yönelmişsinizdir. Ayrıntılarda gizli olan şeytanı hiç fark edemezsiniz. Durduk yerde önemli bir camiayı karşınıza alırsınız.

Bilerek ya da bilmeyerek yapılan o kadar çok hata var ki, bunlar alt alta gelince uyuyan düşmana malzeme veren öğeler haline geliyor

Bu gün tezgahlanan oyun,27 Mayıs darbesi öncesinin provalarını andırmaktadır. O zamanlar yayında olan dedikodu gazetesi, arkasına twiter denen bir gücü de alarak, bu gün daha da güçlenmiş olarak yayın yapmaktadır.

Twiter ve Facebook gibi sanal medya sayfalarından provokasyon yapmaya çalışan insanları da mı görmüyorsunuz?

Sosyolojinin değişmez bir kuralıdır. Eylem içindeki kitlelerin düşünce mekanizmaları yeterince çalışmaz. Aldıkları haberleri süzgeçten geçirmeden hemen tepki verirler.

Gezi parkındaki olaylara katılan bir yakınımın oğlunun gözlemlerine dayanarak yazıyorum. Eylemde mantık kaybolmuş, insanlar maalesef marjinal gurupların esiri haline gelmiş.

On bir yıldır iktidar yüzü görmemiş, ucundan kıyısından koalisyon şeklinde bile olsa iktidara gelme umudu olmayan siyasilerin, bu yolla iktidara gelme çabaları da bu olayları körüklemiştir.

Bu olayların tırmanmasında AKP yönetiminin de sudan çıkmış ak kaşık olduğunu söyleyemeyiz. Yüzde ellilik oy oranı ve kamuoyu yoklamalarında ortaya çıkan, oy oranını koruduğu, hatta bir parça yükselttiğini gösteren tablolar, üst kademeyi şımartmış, tabiri caizse daha önce de yazdığımız gibi işletme körü haline getirmiştir.

İktidar istişare mekanizmasını tamamen bir kenara bırakarak, sadece kendisine oy veren yandaşlarını memnun etmek için çalışan bir görüntü verir pozisyonunda gösterilir olmuştur. Bu durumu değiştirmek için en ufak bir çaba da sarfedilmemiştir.

Siyasi iktidarlar, oylarını aldıkları insanlar ile birlikte, kendilerine oy vermeyen kitlelerin de hükümeti olarak görev yaparlar.

Kendilerine oy vermeyen kitleleri dışlanmışlık duygusu içine atan yönetimlerin, problemler yaşamaları kaçınılmazdır.

Kabul edelim ya da etmeyelim; Cumhuriyet rejimi kendine has bir yaşam tarzı oluşturmuş, bu yaşam tarzı etrafında bir komün, ya da sosyete tabir edilecek guruplar meydana gelmiştir. Bunlar Türkiye’nin bir gerçeğidir.

Seçmen eğilimlerinden anlaşıldığı kadarıyla, Türkiye insanının yüzde altmıştan fazlası, belki de yüzde yetmişi muhafazakar eğilimlidir. Buna karşılık yüzde otuz, ya da otuz beşlik bir kesim de farklı bir yapıdadır.

İktidar olarak, bu insanların hayat tarzlarına ve düşüncelerine de saygı duymak zorundasınız. Son zamanlarda AKP’nin ,belki de farkında olmadan, bu kitlelerde bir dışlanmışlık duygusu uyandırdığı  kanaatindeyim .

     Olayların çıkışı esnasında polisin davranışı da çok enteresandır.  Bu müdahale tarzı, hele çevreci olarak görülen bir eylem için pek tanıdık bir tarz değildir. Çevrecilik adı altında düzenlenen bu eyleme müdahale şekli gerçekten de çok şiddetli olmuştur.

İnsan ister istemez bu müdahale şeklinin arkasında da bir bit yeniği arıyor. Bu müdahalenin, vesayetçilerin polis içindeki uzantılarının, halk ile hükümeti karşı karşıya getirmeleri için çaba sarf etmelerinin bir uzantısı olmadığını kim söyleyebilir.

Bu olaylar bir provokasyonun küçük bir parçasıdır. Olayların perde gerisindeki güçler net olarak ortaya çıkmamışlardır. Aradan zaman geçtikten sonra, bu gerçekler çok net olarak görülecektir.

Demokratik yoldan iktidara gelmiş bir yönetimi ,anti demokratik yollarla devirme çabalarına şahit oluyoruz. PKK terörünü bitirerek bir bölgesel güç olma yönünde ilerleyen Türkiye’nin önünü kesme çabalarına şahit oluyoruz.

     Türk toplumu geçmişte çok büyük provokasyonlar yaşadı. Önce mezhep savaşı çıkarılmak istendi olmadı. Sonra etnik kavga ya sürüklenmek istendik o da olmadı. Şu anda yapılmak istenen şeyin ne olduğunu tam olarak anlamakta zorluk çekiyorum.

On bir yıldır iktidarda olan yönetimin yüzde ellilik halk desteği vardır. Ülkeyi karıştırmak isteyenler, ihtimaldir ki ,AKP destekçilerinin de sokağa çıkarak tavır koymalarını bekliyorlar. Böylece kaos ülkeye daha fazla yayılsın istiyorlar.

AKP’yi destekleyen çevreleri yakinen tanıyorum. Başbakanın bir talimatıyla o sokakları doldurduğu ifade edilen kalabalıklardan çok daha fazlasının meydanlara ineceğini de biliyorum. Ancak bu yol çok tehlikelidir. Böyle bir şeyin olmasını kesinlikle arzu etmem.

Türkiye gerçekten de gizli güçler tarafından bir kaosa doğru sürüklenmek isteniyor. Başbakanımızın böyle bir ortamda,  göstericilere meydan okur tarzda yaptığı konuşmaları da doğru bulmuyoruz.

Başbakan, bu ülkenin en üst düzeyde sorumluluk taşıyan insanıdır. Onun söylemi ile muhalefetin, ya da göstericilerin söylemi aynı olmamalıdır.

İçine girdiğimiz bu gerilim ortamından bir an önce çıkmamız lazımdır. On ay sonra önümüzdeki yılın mart ayının sonunda yerel seçimler vardır. Bu seçimler zaten iktidarın karnesinin ne düzeyde olduğunu gösterecektir.

Anladığımız kadarıyla muhalefet ve kışkırtıldığına inandığımız bazı halk kitleleri, iktidarın arkasındaki halk desteğinin kalmadığına inanıyorlar.

Eğer öyleyse, hükümet bu kaosu bir an önce sona erdirmek için, gerekli görmesi halinde, mart ayında yapılacak olan yerel seçimlerle,2015 yılında yapılması gereken genel seçimleri erkene alarak birleştirebilir.

Bu durumda herkesin takkesi önüne düşer, şayet varsa keli rahatlıkla görülebilir.

YORUM YAZ
TOPLAM 3 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - halkk:04 Haziran 2013, Salı 09:13

  • - antiakp-tokat60:03 Haziran 2013, Pazartesi 22:34

  • - orhan veli:03 Haziran 2013, Pazartesi 19:04

    bi de gülhaneye otelli eğlence merkezi yapıcaklarmış iyice çığrından çıktı bu iş