ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

2011 Seçimlerinin Provası

Mehdi Çetinbaş

19 Temmuz 2010 Pazartesi 12:23
  • A
  • A
Bu sene de yaz tatili haram oldu. Zaten doğru dürüst tatil yaptığımız da yok. Yaz boyu politika kazanı kaynamaya devam edecek. Ağustos sıcakları bir yanda, ramazan rehaveti bir yanda, hepsinden önemlisi; referandum propagandası ile uykularımız haram olacak.
Politikacılar sırayla ziyaretimize gelecekler. Televizyonlarda her akşam açık oturumlar, saatlerce devam eden tartışmalar sürüp gidecek. Her köşe başını tutmuş parti propagandistleri, ya da gönüllü çalışanlar, elimize tomar tomar broşürler tutuşturacaklar. Diğer yandan mahalle aralarında dolaşan partinin sembolü olan müzik parçaları çalan anons arabaları, bizleri kendi doğrultularında oy kullanmaya davet edecekler.
Batı demokrasilerinde çok yaygın olarak kullanılmayan referandum, bizim anayasamızda bir can simidi vazifesi görüyor. Anayasa değişikliği çabalarının uzlaşma ile sonuçlanmadığı durumlarda referandum kaçınılmaz sonuç oluyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında 367 kuralını ihdas eden anayasa mahkemesi kararına karşı, Cumhurbaşkanını halkın seçmesi için yapılan referandumu hatırlamakta yarar var.
Türkiye’de bir kast sistemi oluşturan, aralarına kast dışından başka yargıçların girmesine izin vermeyen yüksek yargının, halk adına karar verir hale getirilmesi çabaları neden bazılarını rahatsız eder anlamak mümkün değil. Referandum yasasını onaylayan Anayasa Mahkemesinin, son kararıyla bile, açık açık anayasayı çiğnemesine ne diyeceksiniz.

İktidarın anayasa değişikliği için uzlaşma arayışında olmadığını kim söyleyebilir.

Hukukun üstünlüğü kelimesini ağızlarına sakız yapanlar, anayasa, yüksek yargı tarafından ayaklar altına alınırken neden sessiz kalıyorlar. Kendi lehlerine çıkan ya da çıkacağına inandıkları kararlar için anayasa mahkemesine gidenler, karar öyle ya da böyle onaylanınca, yine de hayır oyu için kampanya düzenliyorlar.
Anayasa değişiklikleri mutabakat ile yapılır deniyor. Peki AKP yönetiminin mutabakat aramadığını söyleyebilir misiniz. 2007 yılında Ergun Ozbudun Hoca ve arkadaşları tarafından hazırlanan yeni anayasa taslağı için neler söylendiğini çok iyi hatırlıyoruz. Bırakın uzlaşmayı; muhalefet partileri, taslak metni inceleme zahmetinde bile bulunmadılar.
Hazırlanan metni bir dayatma olarak ilan ettiler. Bu metni hazırlayan hukukçular, Ergun Özbudun ve Serap Yazıcı gibi alanlarında isim yapmış, AKP ile hiçbir ilintisi olmayan bilim adamları olmalarına rağmen,tek gerekçe, metni AKP hazırlattığı için karşı çıktılar. Büyük uğraşlar vermesine rağmen, AKP uzlaşma ile anayasa değişikliği için partileri bir araya getiremedi .
Bundan sonra yaşanan süreci hepimiz hatırlıyoruz. AKP hazırladığı kısmi anayasa değişiklik paketini, referandum gerçeğini de dikkate alarak meclise sundu. Uzun bir maratonun ardından bütün engelleme çabalarına rağmen, değişim paketi referandum şartına bağlı olmak üzere kabul edilmiş oldu.
Kimsenin hala tam olarak anlayamadığı, tartışmaları halen devam eden anayasa mahkemesi kararı ile referandum süreci başlamış oldu. Karar, tarafları memnun etmemiştir, ancak mevcut şekliyle de önemli bir mesafe alınmasına sebep olacak değişiklikler ihtiva etmektedir. Üzerinden otuz yıla yakın bir süre geçmesine rağmen tümden değiştirilemeyen anayasa,bu son değişiklikle önemli ölçüde değişime uğramış olacaktır.
Referandum sonuçları MHP’de bir değişimin başlangıcı olabilir.
12 eylül 2010 tarihinde yapılacak olan referandum oylaması ile, şayet evet oyları ile değişiklik kabul edilirse, 12 eylül 82 anayasası tarih olacaktır. Tarih olacaktır diyorum; çünkü bundan sonra yapılacak olan değişiklik önerileri karşısında, muhalefet boykotçu tavrını sürdüremeyecektir. Kendisine rağmen halk oyları ile kabul edilen değişiklikleri gören muhalefet, paşa paşa uzlaşma masasına oturacaktır.
AKP yönetimi, anayasa oylaması kampanyasını yürütürken, bunun bir parti meselesi olmadığını, tam tersine bir millet meselesi olduğu temasını işliyor. Muhalefet ise, anlaşıldığı kadarıyla bu kampanyayı AKP iktidarı için bir güven oylaması haline getirmeye çalışıyor. Mitinglerde, verilen demeçlerde, anayasa değişikliği maddeleri dışında her şey konuşuluyor.
CHP’nin bu anayasa değişikliğine karşı çıkışını bir şekilde anlayabiliriz. Onlar için tek gerçek, muhafazakar yönetimlerin aldıkları kararların tamamına, istisnasız olarak karşı çıkmaktır. BDP’yi de aynı şekilde anlamak mümkündür. İpleri başkalarının elinde, bağımsız bir irade ortaya koyamayan, bir siyasi hareketten daha fazla bir şey bekleyemezsiniz.
Burada MHP’yi anlamak mümkün değildir. MHP bu değişikliklerin neresine karşı çıktığını halen de açıklayabilmiş değildir. AKP’nin açılım politikasını yerden yere vurarak, milli duyguları coşturarak oy almaya çalışan MHP yanlış yoldadır. Elma ile armutları aynı sepete koymaktadır. Terörle mücadeleyi sadece güvenlik güçlerinin çözebileceğine inanan bir görüşün sahibi olarak MHP, dünya gerçeklerinin çok gerisinde kalmıştır.
AKP’den daha yakın olarak tanıdığımız MHP’ye yazık oluyor. Partiyi şu an ellerinde tutan yönetim kademesi, bilerek ya da bilmeyerek marjinal bir çizgiye doğru kayıyor. Muhalefet partisi olarak, iktidar alternatifi olmak istiyorsa MHP kendisine çekidüzen vermelidir.
MHP tarafından yürütülen hayır kampanyasına tabanının ne kadar uyduğunu hep birlikte göreceğiz. CHP gizli bir elin yardımıyla Baykal’dan kurtularak, geçici bir rüzgar yakaladı. Her yeni, yeni bir umudu da beraberinde getirir. Kılıçtaroğlu da öyle ya da böyle CHP için yeni bir şanstır.
Referandumda şayet yüzde altmış oranlarında evet oyu çıkarsa, ilk sorgulanacak olan lider Devlet Bahçeli olacaktır. Belki de bu sonuç, MHP’de bir değişimin başlangıcı olacaktır. Böyle bir sonuç, muhalefet açısından hazmedilmesi çok zor durum olarak ortaya çıkacaktır. Böyle bir sonuç AKP’nin stratejisini de değiştirecektir.
Referandumun bir güven oylaması sayılamayacağı tezi üzerine seçim stratejisini yerleştiren AKP, sonuçlar olumlu çıkarsa hiç şüphesiz karşısına çıkan fırsatı kaçırmayacaktır. Muhalefet partileri ise, özgürlüklerin önünü tıkayan, totaliter rejim savunuları olarak damga yiyecekler ve bu damgayla birlikte 2011 genel seçimlerine gideceklerdir.
Tersi durum AKP için de geçerlidir. Referandum mağlubu bir AKP, kampanya sırasında bunun bir güven oylaması olmadığını istediği kadar dile getirsin, hayır oyları karşısında büyük bir yara alacaktır.
Biz referanduma hangi anlamı yüklersek yükleyelim; sonuçlar yukarıda izah ettiğimiz şekilde gerçekleşecektir. O sebeple 12 Eylül 2010 referandumunu, 2011 genel seçiminin bir provası olarak görebiliriz. Bekleyip hep birlikte göreceğiz.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.